Köse Kadı - Bahaeddin Özkişi

Köse Kadı - Bahaeddin Özkişi

Köse Kadı - Bahaeddin Özkişi

Köse Kadı - Bahaeddin Özkişi
Eğer refleksleri kuvvetli biriyseniz, okuduğunuz kitap haleti ruhaniyenizi hemencecik etkiliyorsa ve okuduğunuz her kitapta bir dejavuya kapılıyorsanız; bu kitabı mümkünse otobüste okumayınız.

Yoksa bendeniz gibi; Simon adındaki genç Macar'ın, evlerinde misafir kalan Osmanlı'nın kızına aşık olması, ama hristiyan bir genç olduğundan bir müslüman kızından aşkına karşılık alamayacağının da çaresizliğiyle halkı kıra toplayıp: "Beni dinleyin! Hep gizledim bugüne dek sizden. Ama şimdi sırası geldi. Kardeşlerim. Tanrı bana öyle bir illet verdi ki, verdiği için isyan ettim. Ama vermeseydi vermediği için isyan edecektim. Türk'e güvenin. Ama bir an bile olsun kadınına bakmayın." deyip, elindeki hançeri "Şeymaaa!" diyerek bağrına sapladığını okuduğunuzda, "ayy!" diye kesik bir çığlık atabilirsiniz. Ya da, Başpiskoposun çok önem verdiği esirinin yani Köse Kadı'nın bu kadar iltifat görmesi aklınızı kurcalarken, o şahane esir Köse Kadı'nın aslında Türk Padişahının kardeşi olduğunu öğrendiğinizde, elinizi hafifçe açılan ağzınızı kaplıyorken bulabilirsiniz. Yahut, genç Kont'un safiyâne davranışlarına karşı veya Türk'lerin zeka dolu oyunları karşında kitabı yüzünüze kapatıp, dakikalarca gülebilirsiniz.

Heyecan dolu kitap azizim, dedik ya yolda okunmaz!

Kitabın arka kapak yazısı da zaten yeterince iddialı: "Bu roman kendilerini, varlığının her zerresi ile Devlet-i Ebed Müddet'e adamış Osmanlıların, serhadlerdeki hikayesini anlatır. Şahısların hemen hepsi birer adsız kahramandır. Romanın kuruluşu, olayların sıralanışı ustaca ve çarpıcıdır. Bu kadar heyecanla okuyacağınız kitapların sayısı herhalde çok değildir! Ancak, serdengeçtilerin bu zekâ ve mücadele mahşeri okuyucudan, sıradan romanların üstünde bir dikkat istemektedir."

Hakikaten, romanın akışıyla ayrı yerlerde farklı farklı karakterle karşınıza çıkan kimliklerin, okuyucuya hiçbir kopukluk olmaksızın, okuyucuya yansıtılması ve mevzunun seyrine bağlanması takdire şâyan. Öyle ki, günümüzde edebiyat sahasının en kolay aşılan tepelerinden biri gibi görünen romanların, esasında ne kadar kurgu örgüsü gerektirdiğinin de altını çizerek ilerliyor sanki.

1974'de ilk basımı yapılan roman, benden yaşlı, fakat cümlelerdeki dil diriliğini muhafaza edebilmiş. Osmanlı-Macar ilişkisini konu alan yazar, Osmanlıların serhad amacını da ustaca işlemiş. Gönüllü jurnalcilik yapan Macarlarla bu durumu netleştirmiş. Osmanlı hakimiyetini - esaretin aksine- gerçek özgürlük ve eşitlik gören Macarları ve Macaristanın hakiki özgürlüğü için savaşan Osmanlıları romanına incelikle bezemiş.

Kitap; 1500'lü yılların Macaristan'ında Yanıkkale'nin kumandanı Başpiskopos Griyoroçzi Vinçze'nin oğlu Gall Adam'ı kaleye getirtip kumandan atamasıyla başlıyor. Kaleyi tanıtırken, esirleri olan Köse Kadı'yı çağırarak oğlunu ona takdim etmesi ve hitabında Köse'ye 'zatınız' demesi kafasına takılıyor genç Kont'un. Bir kaç hafta sonra Arşidük Karoli'nin yanına ziyarete giden Başpiskopos geri dönene kadar, kalede muazzam bir değişim baş gösteriyor. Zira genç kont, güçlü bir Macaristan için önce kale duvarlarını sağlamlaştırma kararı alıyor ve bu tamirata bizzat kendisi de eşlik ediyor. Durumu haber alıp, aniden dönen başpiskopos, oğlunun kendisi gibi kan içen bir vampir misali katı olmasını istediğinden, bu haline fena bozuluyor. Fakat alışacak diye düşünerek üzerinde durmuyor. Oğlunun, kendisinin aksine merhametli oluşuna da "hep ondan!" diyerek içten içe muhabbetle biraz hınç duyuyor.

Babasının cezası üzere taş odaya yerleşen Kont'un bir güvercin dikkatini çekiyor. Hiç ürkmeden pencereye yanaşan güvercinin bacağındaki beyaz sargıdan, güvercinin yaralı olduğuna hükmediyor. Tedavi etmek için beyaz şeyi açıyor. Sargının şifreli bir pusula olduğunu görünce okuyup çözmek isterken, baştan beri onu izleyen başpiskopos kağıdı alıp gidiyor. Akşam vakti babası tarafından çağırılan genç adam, odada Köse Kadı'yı da buluyor. Açıklama yapması istenen kont, gayet masumane, güvercini yaralı sandığını ve tedavi için sargıyı açtığını tekrarlayıp duruyor. Fakat babası pek inanmıyor. Köse kadı'dan Macarca yazılan rakamlarla dolu şifrenin çözümü isteniyor. Zeki Köse hemencecik çözüp, okuyor: "Tasavvurlarınıza uygundur. Kız babasını öpecek. Ayın gölgesi duvara vurunca."

Ne anlama geldiği ısrarla Kont'a sorulurken, hizmetçilerden Çingene kızı Cizinna soluğu Ali bey'in yanında alıyor. "Gönderdiğiniz pusula ellerinde. Odamı Kont'a vermişlerdi. Güvercin de yine oraya gelmiş, yakalamışlar." diyerek telaşla söyleniyor. Kont göz hapsine alınıyor. Herkes odasına çekiliyor. Gece yarısı birden bire Kont şifreyi anlıyor. Kız: babasının müslümanları öldürmede kullandığı demir dişli aletin adı. Demek ki gece yarısında baskın olacak! Babasını haberdar etmek için yanına gidiyor fakat kabul edilmiyor. Ve, o gece baskın oluyor. Aniden kaybolan Başpiskopos, bir türlü bulunamıyor. Genç Kont Osmanlılara esir düşüyor. Ali bey'in evinde kendinden geçmiş halde yatan Kont bir ara ayıldığında, başındaki kadının "ah! Ablamın oğlu!" diye mırıldandığını duyuyor. Ve Kont'a, tedavisi bittiğinde annesinin yazdığı mektuplar okunuyor. Başpiskoposun ara ara, neden "Zehra" diye iç çektiği de ortaya çıkıyor.

Kont'un İslam'a girip girmediği, Başpiskoposun nereye saklandığı ve nasıl öldüğü, Şeyma'nın Ali beyle nasıl evlendiği, komplocu Deli Gak'ın ne zaman öldürüldüğü, Köse Kadı'nın hacdan sonra nereye kaybolduğu ve Osmanlı fetihleri usta bir dille çarpıcı replikler eşliğinde işleniyor.

Hatasıyla savabıyla Osmanlı, yalnızca Türk ırkçılından müteşekkil faşist bir devlet gibi görülmeden, tüm ırk ve inançların geniş bir yelpazede gölgesinde buluştuğu hükümranlık olması hatırlatılıyor.

Ve aklıma Cemil Meriç'in müthiş bir yazısı düşüyor. Üstad şöyle diyor : "Bence Devlet-i Aliye'nin kuruluşundan Tanzimat'a kadar geçen her asır muhteşem ve göğüs kabartıcıdır. Bir kitap ve kelime medeniyeti değil, iman ve aksiyon medeniyeti yaratmışız. İnsan haysiyetini yücelten, adalet ülküsünü gerçekleştiren büyük bir medeniyet. Hiçbir 'izm'in erişemediği ve erişemeyeceği bir rüya. İnsan ve insanlığın altın çağı..."

İyi okumalar!

Köse Kadı
Bahaeddin Özkişi
Ötüken yayınları
252 sayfa
Meryem Betül Altuntaş - 11.11.2011

,

17256

Meryem Betül Altuntaş Hakkında

Meryem Betül Altuntaş

14 Eylülde Kocaeli'nde doğdu. Tahsil hayatı İstanbul'da geçti. Çeşitli eğitim kuruluşlarında Arap dili üzerine dersler veriyor. Bir Yardım kuruluşunda gönüllü çalışıyor.

Kocaeli'nde yaşıyor. İstanbul'u ve Kitapları seviyor.

Yorumlar
  • İkbal Öztürk 2014.05.03 17:25

    Çok güzel bir kitap herkese öneririmm =)

  • Zeyneep 2018.02.02 23:19

    Tabi ki yaşa ve algıya göre değişir ama bana başlarda biraz karışık gelmişti fakat okudukça daha iyi anladım.Diyeceğim o ki çok güzel bir kitap gerçekten tavsiye ederim.Bir de lise yıllarındaysanız kesinlikle elinizden düşürmeyeceğiniz bir kitap olmalı.

  • Terminatör 2018.10.21 15:29

    edebiyat hocası ödev verdi sınav olucaz ve çok faydası oldu

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin