Kovulmuşların Evinde İçten Bir Bakış

Kovulmuşların Evinde İçten Bir Bakış

Kovulmuşların Evinde İçten Bir Bakış

22.03.2021 - Ülker Gündoğdu
Kovulmuşların Evinde İçten Bir Bakış

“Günler gelip geçmektedir

Kuşlar gibi uçmaktadır.”

Aziz Mahmut Hüdai

Kitaplar, mutluluğun geniş anlamda en önemli unsurudur. İster zevk için, ister yükselmek için, ister bilgi için okunsun, mutluluğumuz açısından böyle önem taşıyan gelişimimize ve dinginliğimize katkısı çok fazladır. Zamanın akışıyla melankolik bir mizaç ve başat bir kederli ruh hali var olabilir bizlerde. Bunun en önemli nedeni, hiç kuşkusuz; aile, olaylar, mekânlar, eşyaların üzerimize sinen isidir. 2007’de ilk baskısıyla okurun karşısına çıkan Kovulmuşların Evi, hayatın bize yapıştırdığı isle bizleri hemhal kılar. Ali Ayçil’in, incelikli anlatımıyla, içli bir deneme hazinesi olarak sunduğu Kovulmuşların Evi adlı eseri ile zamanın bizden aldıklarını, bizde bıraktığı izler üzerinden aktarmaktadır. Ali Ayçil, çoğu durumda duyarlılığımızı; yaşam ve ölüm, eşya ve doğa en önemlisi de insan ilişkileri ile içimize işlediği derin anlatımıyla ortaya koyduğu eserlerini, kendi özü ve üstün duyarlılığıyla harmanlayıp okurlara sunmaktadır. Duyarlılığın anormal biçimde ağır basması, ruh halinin bir neşeliliğin, bir melankolikliğin ağır basmasına yol açar.

Yazar herkesin hayatını, herkesin aşkını, herkesin gülüşünü uzaktan seyreden, ama insan oyununa katılmayandır. Herhangi birisi gibi yaşayamayandır. Hayat tarafından paramparça edilmiş insan benliğininin izleri siner her satıra. İnsanın pek çok farklı yönünü kavramış ama insanda kavradığı her yön, ondaki yönsüzlük duygusunu arttırmıştır. Yaklaştıkça uzaklaşmış, tanıdıkça yabancılaşmıştır insana. İnsanları şaşırtmaya neredeyse mahkûm olmuştur. Kalem, insanı anlatmaya yetmeyen sözcükleri yeni baştan önüne sürdüğünde yazarın, yazar da insan olmanın hesabını, sırrını, utancını, kinini, korkaklığını açığa çıkararak ruha yeniden yansıtır. Böylelikle yazar; sözlerini, okur hayranlığını duyarlılığa dönüştürür. Dehanın gücü, duyarlılığın aşırılığıdır. Aritoteles tüm seçkin ve üstün insanların melankolik olduklarını söyler; “Felsefede, politikada, edebiyatta ya da sanatlarda olağan üstü olan tüm insanlar, melankoliktirler.” Tüm kitaplarının bende bıraktığı anlatılır gibi değil, eserleri aracılığıyla; özünden sohbetlerine vakıf olduğum üstün duyarlılığıyla; iç huzuru verdiği için minnet duyduğum Ayçil’in yumuşak, edebi ve şairane dilinin etkisi ancak anlattığı unsurlarla hemhal olmakla mümkün olabilecektir.

Mutsuz bir ülke burası… sabahları nasıl uyanması gerektiğini bilmeyen bir ülke; tırnaklarından başlayarak çökmüş bir ülke… İçinde kaydedilmemiş bir günlük var, okuma hevesiyle açılıp duracak hafızasında. Kendi içini doldurmaya terkedilmiş bir günlük gibiydi hayatlar. Önce yeşertip sonra sararan bir başaktı hayat. Alışmazsan içindeki toprak çabuk kayardı, vakitlerin kaderine teslim olmak en iyisiydi. Gidilecek en iyi yer çocukluğunun bahçesiydi. Çünkü en tanıdık korkular oradaydı… İnsan, insanda her istediğini bulur, kaderin her cilvesine uygun. Yeter ki seçmeyi bilsin. Geçmiş zamanın izlerinde belki de erkekler kızların, kızlar erkeklerin neler konuştuğunu, merak ederken o hiç bitmeyen hesaplaşmanın kurbanı olur. Hayatın bütün oyunu budur belki.

Ali Ayçil’in, ince duyarlığıyla kaleminin okura vurduğu derin kelamından:

“Bazen, tam gün ortasında bir şaşkınlık basıyor beni, bunu anlatamam! Mesela, şehrin ayarını bozuyor cami bahçesinden sokağa sarkan güller; tesadüfen talandan kurtulmuş iki arkadaş gibi, bakışıp duruyoruz birbirimize. Sanki dünyaya gelmeden çok önce, hiç hatırlamadığım bir yerde, hafızamın kuytuluğuna atılmış bir düğüm çözülüyor bakıştıkça. Gök, benim o büyük şemsiyem gök, bakışlarımdaki hayret yüzünden uzayıp genişliyor; kendimi bir yabancı gibi hissediyorum onun altında. “Belki de ben burada,” geçiriyorum içimden; “belki de ben burada, ilk insanın yere bırakıldığı an unutulmasın diye, onun hayretini beklemekle görevlendirilmiş bir nöbetçiyim. Yeşermiş ekinlerden, yıkılıp kurulan kentlerden ve kopmuş onca takvim yaprağından sonra bile hâlâ şaşırabilir insan.” …

Modern insan, kabilelerde olduğu gibi fallar, büyüler, tütsüler, totemler ve astrologların kılavuzluğundan medet umuyor. Bize sürekli ve her yerde eşlik eden bireyselliğimiz, yaşama rengini vermektedir. Her şeyin içinde ve ne olduğu ve kendinde neye sahip olduğu, kısacası onun kişiliği ve değeri, mutluluğu ve esenliğinin nedenidir. Geri kalan her şey de etkilidir ama kişiliğin etkisi kaldırılamaz. Bizi dolaysızca mutlu eden, keyifli bir ruh halidir bu durum. Çünkü neşeli olanın her zaman neşeli olmak için bir nedeni vardır. Diğer özelliklerin yerini bu kadar iyi doldurabilen bir başka özellik yoktur; kendinin yerine ise başka bir şey konulamaz. Biri genç, güzel, zengin ve saygın olsun: mutluluğu değerlendirmek istediğinde, keyfinin yerinde olup olmadığı sorulduğunda: Buna karşılık, keyfi yerindeyse, genç ya da yaşlı oluşu, yoksul ya da zengin oluşu fark etmez; mutludur o kişi. Der Ayçil. Neşelilik doğrudan doğruya bir kazançtır. Doğrudan doğruya şimdiki zamanda mutluluğu elde eder. Öz için en yüce mülktür mutluluk. Anılarımızda kalan mutluluğumuzu ancak yitirdikten sonra anımsamızdan dem vurmaktadır Ali Ayçil.

İnsanların olaylara geç verdiği anlamlar, huzursuz eder. Aşırılık ve sefahatten, her türlü şiddetli ve hoş olmayan duygulardan ve zihinsel zorlamalardan kaçınalım ki içimizde neşe hali çiçek açsın.

Kovulmuşların Evi

Ali Ayçil

Dergâh Yayınları

108 Sayfa

Ülker Gündoğdu - 22.03.2021

,

3078

Ülker Gündoğdu Hakkında

Ülker Gündoğdu

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin