Küçük Prens - Antonie de Saint

Küçük Prens - Antonie de Saint

Küçük Prens - Antonie de Saint

09.03.2012 - Seher ORTAÖNER
Küçük Prens - Antonie de Saint

''O halde kendini yargılayacaksın. En zoru olan da budur. Kendini yargılamak başkasını yargılamaya benzemez. Eğer kendini yargılamayı başarabilirsen, o zaman gerçek bilgeliğe ulaşmışın demektir.''

Evet kitabımızın adı Küçük Prens. Kitapta biz büyüklere vermek istenilen hayata dair önemli noktalar var. Mesajlar biz büyüklere ama ithaf aksine küçüklüğe. Ki zaten girişte bu açıklanmış. Yazarımız eserini arkadaşı Leon Werth'in çocukluğuna sunduğunu ve de nedenini birkaç cümle ile ifade etmiş. Gelin ilk önce yazarımızı tanıyalım.

Uzun adı Antoine Jean-Baptiste Marie Roper de Saint-Exupery. 29 Haziran 1900'de Fransa'nın Lyon kentinde doğdu. Beş kardeşin üçüncüsüydü. Ecole des Beaux-Arts'da mimarlık okudu. 1921 yılında Fransız Hava Kuvvetlerinde teknisyen olarak çalıştı ve Strasbourg şehrinde pilotluk eğitimi aldı. Fakat ailesinin isteği üzerine Paris'te bir ofis işinde çalışmaya başladı. Ve ardından gelen yıllarda da başarısız birkaç işe girip çıktı.

1926 yılı hayatında bir dönüm noktası oldu. Tekrar uçmaya başlamıştı. Toulouse ve Dakkar arasında posta servisi yapan uçağın pilotu olarak göreve başladı. İspanya'daki iç savaş boyunca Afrika'da pek çok şehre uçtu. ilk kitabı Courrier Sud bu ilk uçuşlarının deneyimlerini yansıtır. Daha sonra Casablanca-Dakkar rotasında uçtu ve Batı Saharanın hava kontrol sorumlusu oldu.

Kitaptaki serüven yazarımızın Büyük Sahra Çölü üzerinde uçağıyla geçirdiği kaza ile başlıyor. En yakın yerleşim merkezinden bin kilometre uzakta, kimsenin olmadığı bir çöl burası. Uçağın motorunun bir parçasının kırılmış olması, tek bir yolcu bile bulunmaması ve bir haftalık su! Her şey olanaksızlığı zuhur ettiriyor. İnce bir ses '' lütfen '' diyor.

'' Bana bir koyun çizin! ''
'' Ne? ''
'' Bir koyun çizin! ''

Ben koyun çizmeyi bilmem denilse de küçük prensin ısrarı, şaşkınlığın da getirisiyle birkaç koyun resmi çiziliyor. Ama hiçbirini beğenmiyor küçük prens. Sonunda bir resim daha çizip bu senin koyununun kutusu. Koyun kutunun içinde denildiğinde iş tatlıya bağlanıyor ve ilk tanışma da böyle başlıyor.

Birbirlerini tanımaları açısından ara ara sorular sorulsa da küçük prens hiçbir soruya cevap vermiyor, geçiştiriyordu. Ve birgün bir çiçek açmıştı, taç yapraklı idi. Küçük prense arkadaş olmuştu. Sahip olduğu bir çiçeği ve iki tanede volkanı vardı. Birgün göç etmekte olan yabani kuş sürüsünden yararlanarak gezegeninden ayrıldı. Artık küçük prensin diğer gezegenlerdeki serüvenleri de başlamış oldu.

İlk geldiği gezegende bir kralla karşılaştı. Ve kral, birisine krallığını göstermenin heyecanıyla sevindi. Küçük prens esnese, hemen ardından esnemeni emrediyorum diyordu. Oturabilir miyim dese, oturmanı emrediyorum gibi emirler veriyordu. Günümüzde de bu tür insanlar ne kadar çok değil mi? En iyisi küçük prensimizin dediği gibi ' şu büyükler çok tuhaf ' diyerek diğer gezegene geçelim.

Burada kendini beğenmiş bir adam yaşıyordu. Hayranım geliyor diye sevindi kendince. Övgü dolu sözler dışında başka cümleleri duymaması da karakterini bir kez daha yineliyodu gözlerde. Alkışlanmak hoşuna gidiyordu ve durmadan da şapkasını aşağı indirip duruyordu. Buradan da sıkıldı ve diğer gezegene geçti küçük prens.

Ayyaş, iş adamı, fenerci, yaşlı adam ve dünya! Utancını unutmak için içen ayyaş, dünya meşguliyetiyle kendinden geçen iş adamı, gece ve gündüzün dakika başı değiştiği ve feneri söndürüp yakmakla görevli olan fenerci, dünyadaki okyanuslardan, kentlerden, ırmaklardan, çöllerden haberi olmayan coğrafyacı... Aslına bakarsanız içip ayyaş olmasak da bazen o durumda oluyoruz. Unutmak için bir şeylere sığınıyoruz. Bazen kelimelere, bazen sessizliğe, bazen de öyle işte! Kimi zaman ise bir iş adamı prosedüründeyiz sanki. O kadar yoğunuz ki hep dünya dünya diye diye göçüyoruz bu dünyadan. Kimi zamanlarda da bir fenerci gibiyiz işte. Ya da kainatın güzelliklerinden, muazzam yaratılıştan haberi olmayan sadece birkaç bilgi ışığında kendini ilim sahibi sanan bir dünya sakiniyiz. O kadar da değil deme! Söylediklerimini hepsinin doğru olduğunun sen de farkındasın, ben de!

Ve dünya... Küçük prens dünyaya geldiğinde hiç kimseyi görememesine çok şaşırdı. Yanlış gezegene geldiğini düşünüyordu ki kumun üzerinde bir yılan gördü. İyi akşamlar dedi karşılığını alarak. Bulunduğu yeri sordu, Afrika cevabını aldı. Kendini yalnız hissettiğini ve insanların nerde olduğunu sorunca enfes bir cevapla karşılaştı. '' İnsanların arasında da yalnızdır insan '' dedi yılan ve küçük prensin sesli bir şekilde söylediği kelimeleri tekrar yankıyla duyması onu şaşırttı. '' Ne tuhaf bir gezegen! '' diye düşündü. Kupkuru ve sipsivri; ürkütücü ve sert. insanlarında hayal gücü yok. Ne söylerseniz aynısını yineliyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı. Önce o söze başlardı, dedi. - Dünyamızın acı gerçekleri -

Ve tilki arkadaşlığı. Merhabalaştılar ve oynamak istedi küçük prens tilkiyle. O da evcil değilim deyince kısa bir muhabbet ardından evcilleştir beni dedi tilki. Küçük prens çok kalmayacağını söylediyse de tilki vazgeçmedi. Artık sıkı bir dost olmuşlardı ama ayrılık vakti de gelmişti. Tilkinin son olarak sırrı ise şuydu; İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler görmez. ''

Yeni uğrak demiryolu makasçısı. Günaydın diyerek yeni bir muhabbet açıldı burda da. Trenlerin dönüşümlü olarak gidip gelmesi küçük prensin aklına bir soru getirmişti. '' Bulundukları yerde mutlu değiller mi, neden bu kadar çabuk dönüyorlar? '' Kimse bulunduğu yerde mutlu değildir '' dedi makasçı. Doğru, hangimiz mutluyuz?

Bu kadar maceranın ardından yazarımız ve küçük prensimiz yeniden birlikte. İnsanlar dedi küçük prens, neyin peşinde olduklarını bilmeden ekpres trenlere binip oradan oraya telaşla gidip geliyorlar. Boşuna bir uğraş!

Ve ayrılık. Uçağın motoru tamir edilmişti. Yıkık bir duvar kalıntısında ayaklarını sallayarak oturuyordu küçük prens. '' Zehrin etkili mi, bana fazla acı çektirmeyeceğine emin misin? demişti. Bir an aşağıya bakılınca sarı bir yılan olduğu göründü. Ses duyunca kaçtı yılan. Küçük prens korkmuştu, kucaklaştılar ve şu cümle söylendi; '' asıl önemli olan gözle görülmeyendir '' ve sonra ayak bileğindeki sarı bir parıltıyla devrildi, çığlık atmadı. Kuma düştüğü için hiç ses çıkmamıştı...

Bitiş ise düşündürücü. Afrika'daki çöle yolunuz düşerse bu noktaya geldiğinizde lütfen acele etmeyin. Yıldızın tam altında biraz durun ve eğer gülen, altın saçlı, sorularınıza cevap vermeyen küçük bir adamla karşılaşırsanız onun kim olduğunu biliyorsunuz. Eğer böyle bir şey olursa ne olur beni de rahatlatın, döndüğünü haber verin bana... Olur mu ki? Neden olmasın, burası dünya!

Bizim hayatımızda küçük bir prens yok ama daha içsel, maneviyat adına önderlerimiz var. Ve gerek Efendimiz (sav) gerekse yol gösterici şahsiyetlerle yolumuzun ne denli dikenli olduğunu, iş adamı gibi maddiyatın yani dünyanın peşimizi bırakmadığını, fenerci gibi günlerin hızla akıp geçtiğini görüyor ve biliyoruz. Bazen bir demiryolu makasçısı durumunda, bazen bir coğrafyacı nisyanındayız. Ne diyeyim küçük prensler peşimizi bırakmasın bu dünyada, ki farkındalık her daim yoldaşımız olsun; gerçekleri görmek adına...

İyi okumalar

Küçük prens
Antonie de SAINT
Düş Ülkesi Yayınları
94 Sayfa

Seher ORTAÖNER - 09.03.2012

,

8505

Seher ORTAÖNER Hakkında

Seher ORTAÖNER

Konya'da yaşamaktadır. İlahiyat fakültesi mezunudur. Hüsn-i Hat ve Ebru ile ilgilenmektedir.

Seher ORTAÖNER ismine kayıtlı 17 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin