Kudüs İçin Ölmek: Şövalyeler, Rahipler, Müslümanlar ve Birinci

Kudüs İçin Ölmek: Şövalyeler, Rahipler, Müslümanlar ve Birinci Haçlı Seferi

Kudüs İçin Ölmek: Şövalyeler, Rahipler, Müslümanlar ve Birinci Haçlı Seferi

28.11.2012 - Misafir Köşesi
Kudüs İçin Ölmek: Şövalyeler, Rahipler, Müslümanlar ve Birinci Haçlı Seferi

Abdullah Üstündağ Kitaphaber için kaleme aldı...

"Yaşlı adam böylece haç seferinin son kısmı için yola koyuldu. Dua etmeyi denedi ama çıplak ayaklarla büyük kan birikintileri içinden gitmek zorunda olan bir kimsenin, huşu içinde kalması çok zordu. Geniş sokağın neredeyse her yanı, tamamen keyfi olarak öldürülmüş insanların cesetleriyle kaplıydı. Savaş sanatında deneyimsiz olmasına karşın, rahip, insanların gelişigüzel vurularak ya da kılıçlanarak öldürüldüklerini görüyordu. Cesetlerin çoğu parçalanmış, gözleri oyulmuş, burunları ya da kulakları kopartılmıştı. Birçok kadının da, açıkta ırzına geçilmişti. Rahip kadınların çıplaklığını görmemek için yüzünü çevirdi. Süt çocuklarının küçücük başları, evlerin duvarlarında paramparça edilmiş ve yaşlı kadınların göğüsleri kesilmişti. Yan sokaklardan birinde bir asker, "Deus le volt!" diye haykırıyordu. Bu dehşeti Tanrı istemiş olabilir miydi?" (Kudüs İçin Ölmek, sayfa 299)

Fransa'dan, Almanya'dan ya da Batı Avrupa'nın herhangi bir yerinden yaya olarak veya at sırtında yolculuk ederek Kudüs'e ulaşmak için, aradaki binlerce kilometreyi aşıp en iyi şartlarda aylarca durmaksızın yürümek, bu arada bu uzun yol boyunca sürekli değişen doğa ve iklim şartlarıyla sürekli mücadele etmek gerekir. Bir de bu yol eğer düşman topraklarından geçiyorsa, bu yürüyüşün nasıl bir çileye dönüşebileceğini varın siz düşünün. "Kudüs İçin Ölmek" adlı romanı okurken, başka başka sebepler yüzünden yollara dökülen binlerce insanın yıllarca süren zorlu yürüyüşüne eşlik edebilir, "Tanrı bunu istiyor" diye yerini yurdunu terk edenlerin Tanrı'nın ne istediğini ne denli ciddiye aldıklarına tanık olabilirsiniz. "Kudüs İçin Ölmek" güçlü kurgusu, sürükleyici hikayesi ve ilgi çekici konusuyla okuru kendine bağlayan etkileyici bir tarihi roman. Yıllarca süren ve başarıyla sonuçlanan ilk haçlı seferinin hazırlanışını, sefer sırasında yaşanan trajedileri, Kudüs'ün kuşatılıp alınmasını konu alan romanda karşımıza çıkan ana karakterlerin farklı toplumsal sınıfları temsil eden bir şövalye, bir rahip, bir asker, bir kadın ve bir hadım olmaları; Değerleri, öncelikleri ve beklentileri açısından farklı özellikler gösteren toplum kesimlerinin bu büyük olayın içinde neden ve nasıl yer aldıkları konusunda oldukça geniş bir perspektif ve anlatım kolaylığıyla birlikte anlatılan hikayeye önemli bir derinlik de kazandırıyor. Yasemin Bayer tarafından Almanca'dan dilimize çevrilen roman Dieter Breuers imzasını taşıyor.

Kudüs'ün Kaybedilmesi

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal sayılan Kudüs, Hazreti Ömer zamanında Bizans'tan alınarak, Yahudilerin ve Hıristiyanların kutsal mekanlarını serbestçe ziyaret edip ibadetlerini özgürce sürdürebildikleri bir İslam beldesi haline gelmişti. Eğer Selçuklu Sultanı Alparslan 1071 yılında Malazgirt ovasında Bizans ordusunu bozguna uğratmamış, meşhur ve mücahit Selçuklu komutanları Anadolu'nun çok büyük bir kısmını birkaç yıl içinde Bizans'tan koparıp alarak İstanbul'daki imparatorun yüreğine korku salmamış; İmparator, İstanbul'un da tehlikede olduğunu düşünerek Papa'yı ve Batı Hıristiyanlığını yardıma çağırmamış; Papa ve onun vekilleri, Avrupa'yı karış karış dolaşıp Kudüs'ü ele geçiren Müslümanların Hıristiyan hacılara korkunç işkenceler yaptığını, kutsal şehri kurtarmak için yola çıkanların bütün günahlarının bağışlanacağını anlatmamış; Avrupa'nın sefalet içinde yaşamaya çalışan cahil köylüleri "Tanrı bunu istiyor" diyen Papa'nın ve papazların vaatlerine aldanmamış ve kendi topraklarında bir baltaya sap olma umutlarını yitirmiş asiller dünyevi hırslarının peşinden koşarak yollara dökülmemiş olsa; üç semavi dinin mensupları bu kutsal şehirde İslam medeniyetinin sağladığı barış ve hoşgörü ikliminde daha nice asırlar boyunca huzur içinde yaşamaya devam edebilirlerdi. Hatta, "Tanrı bunu istiyor" diyerek dünyevi hırs ve arzularının peşinden koşan haçlı ordularının 1096 yılında İzmit önlerinde başlayıp 1099 yılında Kudüs'te sona eren İslam topraklarındaki zorlu yürüyüşü boyunca; Anadolu'da, Irak'ta Suriye'de ve İran'da hüküm süren Türk Bey'leri ve Mısır'da, Filistin'de ve Trablus'ta hüküm süren Arap Emir'leri İslam ülkelerinin karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi idrak edip yerel siyasetin kısır çekişmelerini bir kenara atarak birlik olup güçlü bir direniş gösterebilmiş olsalardı, İslam dünyasının kalbine yönelen ve aslında hiç de öyle göründüğü kadar güçlü olmayan o vahşi dalgaya kolayca siper olup, onu daha en başta param parça edebilirlerdi.

Ne hazindir ki Haçlı Orduları İslam coğrafyasına ayak bastığında, Malazgirt zaferinin ardından Anadolu'yu Bizans'ın elinden alarak imparatoru Papa'dan yardım istemeye zorlayan Büyük Selçuklu Devleti Sultan Melikşah'ın oğulları arasında başlayan taht mücadeleleri yüzünden sarsılmış ve fiilen parçalanmış bulunuyordu. Bu yetmezmiş gibi, İslam dünyası Selçuklular ve Fatimiler arasında sürüp giden bir mezhep kavgasının da sancılarıyla kıvranmaktaydı. Güçlü bir birlik oluşturamamış olsalar da, haçlı ordularını, Anadolu'dan Suriye'ye ve oradan Kudüs'e uzanan zorlu yürüyüş boyunca, attığı her adım için durup savaşmak zorunda bırakan kahramanların çabaları Kudüs'ü korumak için yeterli olmamış, 1099 yılında düşen kutsal şehrin kurtarılması ve bölgenin haçlı kalıntılarından temizlenmesi için aradan 88 yıl geçmesi ve Mısır, Suriye ve Irak Müslümanlarının Selahaddin Eyyubi'nin sancağı altında birleşmeleri gerekmiştir.

Tarih Tekerrür Ediyor

İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu durumun, birinci haçlı seferinin sonunda bu coğrafyada oluşan şartlar göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirilmesi, Filistin sorununun çözümü noktasında izlenmesi gereken yola dair çok değerli ipuçları sunmakta, Selahaddin Eyyubi'nin mücadelesi günümüz halkları ve idarecileri için paha biçilmez dersler içermektedir. Maalesef Ortadoğu'da tarih tekerrür etmiştir. Meselenin özü, asırlar önce, Sultan Selahaddin'in karşı karşıya bulunduğu şartlar aynı coğrafyada bugün yeniden zuhur etmiş olduğu halde, Müslümanların yeni bir Selahaddin yetiştirmeyi henüz başaramamış olmasıdır. 1948 yılından beri İslam coğrafyasının orta yerinde bir fitne ve zulüm yuvası olarak varlığını sürdüren İsrail devletinin, Latinlerin 1099 yılında kurdukları Kudüs Krallığı'ndan çok da farklı olmadığını kabul etmek zorundayız.

Kudüs İçin Ölmek
Dieter Breuers
Telos Yayınları
Eylül 2003
317 Sayfa

Misafir Köşesi - 28.11.2012

,

3105

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin