Kuğu / Suyun Huzurunda Bir Dem

Kuğu / Suyun Huzurunda Bir Dem

Kuğu / Suyun Huzurunda Bir Dem

14.02.2014 - Ayşegül UYAR
Kuğu / Suyun Huzurunda Bir Dem

Yorgunluk diye bir bahir ömrümde, hüzün diye bir libas göz kapaklarımın arasında. Artık her cümleye ürkek bir ceylan edası ile "Rabbim bilmiyorum." diye başlıyorum. "Bilmiyorum Rabbim, tüm bildiklerim beni yanlış yollara sürükledi. Bana yeniden öğretir misin?"

Bir dergâhın serinliğinde, abdest suyu eşliğinde dindirmek istiyorum içimin tüm yangınlarını. Nicedir inceden bir sızı göz pınarlarımda. Bir esinti olsun ömrüme diye vasıl olmuşum İstanbul'a. Üsküdar'da denize karşı oturmuşuz. Hafif bir rüzgâr, bad-ı saba bilmişiz, denizde bir güzel eda. Uçuşan başörtüsünü tutma telaşı bile dağıtamamış dikkatimi, arı duru bir dinginlik şimdi seyreylediğim. Hocamın kısacık sohbetinden ağzımda kalan tek tad yüzünün tüm hatlarına, çizgilerine, bakışlarına sinen dinginlik.

Dönüş yolunda çantamda bir kitap: KUĞU. Kafam karışık, zihnim bulanık,amelim dağınık döndüm ya koyuverdim kitaplığın bir rafına. Kuğu orada öylece beklemekte şimdi, hangimiz diğerini bekletiyor bilemediğim bir hâl. Dilimde bir kelam: "Rabbim bilmiyorum, sen öğret." "Ey sıkıntı, şiddetlen nasılsa geçeceksin."[1] diyen peygamber aleyhisselam gibi biliyorum geçecek lakin acıyor işte can dediğimiz şey bir ucundan yaralanınca. Şimdi duyduğum her söz yabancı, her el uzak, her ses tuhaf. Kelimelere, hatta seslere tahammülüm yok bu safhada. Dilimde bir sitem: "Yorgunum Rabbim." Böyle böyle dönüyorum kendime. Geceleri yatağa bir cenin gibi kıvrılıyor, sabahları kozasını yırtmak derdinde olan bir kelebek kadar yorgun oluyorum.

Hüzün de bir hâldir. Rabbin kuluna verdiği hallerden bir hâl. Görülmesi gerekeni görüp öğrenemeyince kul, şükrün tadını damağına değdiremeyince gelip bulur onu ansızın. Kimseler çare olmaz, deva sunamaz bu safhada Rabden gayrı. Eski bir alışkanlıkla hüznümü Yusuf Suresi'ne sarıyorum. Eşim arada sitem ediyor "Hiç değilse uyurken yapma şunu." Oysa bilmiyor Yusuf Suresi bir ninni bana, bir teselli. İmam okudukça Yusuf'un yalnızlığı vuruyor çehreme, gözüme yaş iniyor. Ne kitapların, ne dost sohbetlerinin tadı var. Artık kitaplık önünde durmadan geçiyorum. Gün boyu yaptığım en anlamlı iş Kuran dinlemek, çoğu zaman Yusuf Suresi. Biraz iyice olduğum bir akşam kitaplıkta duruyorum, bakıyorum, bakıyorum Kuğu yok. Tekrar bakıyorum, göz kırpıyor bir raftan. İlk kez elime alır gibi sarılıyorum şimdi ona.

"Seccadesini suyun, gözyaşından bir ırmağın üzerine seren dervişlerin sembolü idi nil ü fer"[2] diye başlıyor söze. Kendinden önce Nil ü Fer'i yad ediyor. Kuğu; hüzünlü günlerin ertesinde söze gelmiş sanıyorum, bir aşinalık beliriyor ruhumun tenhasında. Ben hüzne bunca teşne iken Kuğu beni çekip nefsi mülhimenin eteğine bırakıyor. "Henüz pişmedin ama çiğ de değilsin." Bırak günahlarına pişman olup ahu figan etmeyi, bırak artık günahı. Bunca özür telafi eder mi hatanı, şimdi biraz dinginleş de ibadete sarıl. "Şimdi anladın mı?" diye bir mırıldanma dilimde: "Rabbim bilmiyorum öğret." dediğin onca gecenin sabahında kim kimi bekletmiş? Kırklanacağım dergâhlar da kalmadı diyordun hani, bak dergâh da burda üstad da burda. Üstelik kitabın ilk bölümü temkin diyor ikincisi telvin. Hatırla öyle korkmuştun ki doğru bildiğin yanlışlardan "Bilmiyorum." diye bir temkine bürünmüştün. Hatırla ey nefsim, bak Kuğu sana bir şey fısıldıyor.

Böyle açılıyor ömrümün Kuğu sayfası. Kuğu okundukça ete kemiğe bürünüyor karşımda. Dupduru bir suyun üzerinde süzülürken tüylerinin parlaklığı, boynunun zarfiliği, hüzünlü gözleri dönüyor, dönüyor...Böyle böyle Kuğu tüm okuma serüvenim boyunca beni sık sık iki kitaba götürüyor. Biri Sezai Karakoç üstada ait olan Yitik Cennet, diğeri Ayşe Şasa hanımefendiye ait Bir Ruh Macerası. Bu  üç kitap ömrümün ayıraçsız okunan kitapları oluyor. Her seferinden bıraktığım sayfanın daha gerisinde bir sayfadan bitirmek korkusu ile yeniden okumaya başlıyorum. Üç kitap da beni kendime döndürüyor. Üç kitap da kimselerin bilmediği tenhalarda, otobüslerin koltuklarına bıraktığım yorgunluklarda, camilerin serin avlularında bana usulca fısıldıyor. İlki çektiğim bitimsiz acının buralı olmamaktan kaynakladığını söylüyor. İkincisi Allah'ın yardımına muhtaç ve yardıma açık bir nefsin rabbi tarafından asla yalnız bırakılmayacağını, üçüncüsü Kuğu / Kuğum ise yüzümü cennete çevirten hüznümün, Rabbimin yardım edeceğini bilmemin yetmediğini nafilelerle Rabbimin rıza kapısını çalmaya devam etmemi öğütlüyor.

Elimi yavaşça tokmağa uzattığımda bir sükut oluyor yer gök. Duyduğum ilk ses teheccüde davet eden bir annenin ahşap zeminde bıraktığı tıkırtı oluyor. Yıllardır bildiğim teheccüd bir başka namaz oluyor şimdi. Ömrüme yeni bir soluk geliyor. Sayfalarda ilerledikçe görüyorum ki bedeninin şifası kadar ruhunun şifasına da kulak kesilen bir yüreğin hassasiyeti ile yazılmış tüm bu satırlar. Bundandır ki okuduğum her sözün tesirini çabucak görüyorum bedenimde, ruhumda. Kızılca kıyamet ortasında annesini bulmuş çocuk gibi sıkı sıkıya tutuyorum her bir sayfayı. Sayfaların sahibi benden kilometrelerce uzakta iken merhametin sultanının aramıza attığı muhabbet ilmeklerini görüyorum şükürle karışık.

Hüznüm şaşkınlığa, şaşkınlığım hayrete, heyecana dönüyor bu kertede. Kuğu erenlerin eteklerinden devşirdiği hakikat çiçeklerini bunca cömert sererken gözler önüne hayret etmemek ne mümkün? Sonra dilimde nebevi bir dua: "Rabbim hayretimi artır." Artır ki sana olan hamdim şükrüm artsın.

Sayfalar birbiri ardınca açılırken Kuğu gâh dinlemeyi öğretiyor gâh duayı, gâh şifayı. Yeri geliyor dedikodunun çirkinliğini anlatıyor, yeri geliyor Mesnevi pınarından bir kaç damla sunuyor. Arada sesini biraz yükseltiyor: "Ne olursan ol yaptığın işi en iyi yap, şartlara takılma allaha tevekkül et." diyor, "Niyetine sıkıca sarıl ki akibetin hayr olsun." deyivermeyi de unutmuyor hiç.

Kuğu anlatıyor anlatmasına da nefsim yakamı hiç bırakmıyor. Geçmiş günahlarım dipdiri karşımda iken adım atmak mümkün olmuyor. Nasuh tevbe diyor Kuğu, kendini kanata kanata öğreneceksin, kendine dönüşlerin içi boş sızlamalar olmasın gayrı, yarayı aç, canını yak, irini boşalt ki tevben nasul ola, eksiklerini bıraka bıraka tamam olacaksın diyor. Anlıyorum ki yola çıkmışken durmak, geri dönmek yok, hem yeni ameller gerek bize rabbin kapısında kullukta, hem geçmiş günahlarla mücadelenin hası. Bir de Rabbi Rahime güvenmek, onun merhametine sığınmak. Gördün mü şifanın yolunu ey kirli nefis?

Böylece Kuğu'nun eteğinde dersler başlıyor kimi sabah, kimi akşam. Altını çiziyor, yanına iki cümle yazıyor, gülüyor, ağlıyor, mırıldanıyor, okuyor ,okuyorum. Kuğu da benim gibi değişiyor gece gündüz. Anlatan bir terü taze genç kız oluyor, bir annem, bir dizleri dibinde soluklanmak istediğim hocam. Ne ki değişmeyen tek hakikat onun güzelliği oluyor. Yazılmak için yazılmadığını anlıyorum her bir satırın. Hocam burada tebessüm etmiş, şurada parmaklarından yaseminler, nergizler boşalmış, şurada canı çok yanmış deyiveriyorum.

Kuğu dupduru bir su üzerinde ilerledikçe sizi de peşi sıra sürüklüyor velhasılı. Avam olmaktan kurtulmak için çırpınan bir nefis, bundan önceki  pes edişlerden farklı olarak adet haline getirilmiş bir kaç güzel amel, masa üstünde daim duran bir kitap, dilde dua oluyor netice. Bir de okudukça görüyorsunuz ki Kuğu adından çok daha fazlası, belki anlatıcının ta kendisi. Kendi gözyaşları ile doldurduğu denizin üstünde önce nilüferler büyüten şimdi de sükunetle süzülen bir güzel.

"Feyz iyiliği yapma kuvvetidir" herhangi bir söz, sohbet sizde iyilik yapma kuvveti ortaya çıkarıyorsa o söz ve sohbetten feyz almışsınız demektir. Çıktığınızda unutuyorsanız eğer feyz almamışsınız.[3] Diyor ya Kuğu, ben de feyz ve bereket dolu okumalar diliyorum sizlere...

Bunca sözden sonra diyeceksiniz ki "Hani Kuğu?" Ben ancak Kuğu"nun bana ettiklerini yazabildim kendisi kitapçılarda sizleri beklemekte efendim.

Dipnotlar:
[1] Müsned-i Şihab, Kuzai.
[2] Kuğu & Suyun Huzuru, Ayşenur Vural, Vural Yayıncılık, Canfezâ Kitapları, Kuğu, S:7.
[3] Kuğu, s:214

Ayşegül UYAR - 14.02.2014

,

4169

Ayşegül UYAR Hakkında

Ayşegül UYAR

Elma ağaçlarının dallarında dayısının anlattığı masallarla büyüyen bir kız çocuğuydu. Zannederdi ki herkesin bir masalı vardı günü gelince cebinden çıkartıp ortaya koyacağı. Sonra büyüdü ve kendine kendinden başka bir anlatıcı olmadığını gördü.

"Hayat senin kitaplarda bildiğin gibi değil" diyenlere inat kitaplara ve masallara sarıldı. Hukuk tahsili beklerken ilahiyata düşünce kırılır gibi oldu kaleme. Ne ki kitapla ahdi bitmeyince kalemi koyamadı bir kenara. Bir gün tekrar sarıldı kaleme, kelamı yaratan rabbe hamd ile... Artık biliyordu konuşmak, okumak ve yazmak aklı zayi etmemek için birer nimetti.

Şimdilerde yazıyor, en çok kendi için bir de ömrümün duası dediği oğlu için...

Ayşegül UYAR ismine kayıtlı 14 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin