Kuklaları Uçmaktan Değil, Düşmekten Alıkoyan İp

Kuklaları Uçmaktan Değil, Düşmekten Alıkoyan İp

Kuklaları Uçmaktan Değil, Düşmekten Alıkoyan İp

20.09.2021 - Sueda KURT
Kuklaları Uçmaktan Değil, Düşmekten Alıkoyan İp

Susabiliriz. Fakat susarsak başka yerlerden sökülecek yaşamak dediğimiz şey”

(Bayar, 2020).

“Kuklalar İçin İplerden Sonra Yaşam” kitabı, Sema Bayar’ın ilk öykü kitabıdır. Öykü alanına ilgi duyanlar kendisini, Heceöykü, Dergâh, Türk Edebiyatı, Kitap-lık, Mahalle Mektebi gibi edebiyat dergilerinden tanıyacaktır. Genç bir yazar olmasına rağmen kaleminin son derece oturmuş bir yazar olduğu kanaatindeyim.

Öykü türüne artan ilgiye rağmen, durum öykülerindeki ilginin ve usta kalem sayısının oldukça az olduğunu düşünüyorum. Bunda çeşitli sebepler bulunabilir. Günümüz zaman algısındaki dönüşüm ile sabır kavramı ve sabrın sonundaki karşılık beklentisi de değişmektedir. Sabrın sonunda ulaşılan selamet, yerini az da olsa acele edindiğimiz paket bilgiye bırakmıştır. Edebiyat alanında da durum benzerdir. Bu durum, hikâye ve öykü türünde bazı dönüşümlere yol açarak, yerini "kısa hikâye" diyebileceğimiz bir türün doğuşuna bırakmaktadır (Tosun, Günümüz Öyküsü, 2017). Uzun ve ağdalı cümlelerin, uzun öykülerin akıbeti ne olur sorusunu bir dipnot ile sevgili okura bırakmak isterim. Bahsettiğimiz dönüşüme karşın, zamanı durdurmak isteyen, kelimelere farklı anlamlar ve bakışlar katmak isteyen müdavimler için ise durum öyküleri inanılmaz bir tür olarak yerini koruyacaktır (Tosun, 2011).

Sema Bayar’ın kitabına dönecek olursak; kitabın isminin son derece etkileyici olduğunu söyleyerek başlamak gerekir. İsmini de içinde bulunan bir öyküden alan kitap; on yedi öyküden oluşmaktadır. Öykülerin üst başlıktaki konularını; ömür sürecinden kadın ve erkek, kırgınlıklar, iyileşmeyen ve dönüşen yaralar olarak özetleyebiliriz. Bu konuların derinlemesine girildiği bazı öyküler ki üslup ile birleştiğinde duyduğumuz kelime ve cümlelerden apayrı bir etki ortaya çıkarmaktadır. Etkisinin çok keskin olduğu bir diğer şey kahramanlardır. Kahramanlar, kaderin zorlu yollarını cesurca aşarlar. Öykülerde verilmek istenen bir ders bulunmamaktadır. Bu sebeple anlam okura aktarılmak için zorlanan bir alan değildir. Kahramanlar başlarına gelen olaylardan içten içe dersler çıkarır. Muhatap olduğu birkaç kişi varsa, ona söylemek istediğini söyler ve kaderine devam eder. Onun dışında büyük buluşma ve konuşma kişilerin iç dünyasında gerçekleşir. Kendi ve kendi arasında... Kişinin iç akışında herhangi bir yerden başlayıverir öykü. İlerleyen bölümlerinde bilindik kelimeler, kişilerin yine iç dünyasında dönüşüme uğrar ve yeni anlamlara yol açar. Örneğin "Bu Bir Yaradır" öyküsünde bu iç konuşmalara sıkça rastlarız:

"Zaman diyordun ya mesela, zamanla geçecek diyordun, kirpiklerini kırpıştırırken. Ben anlamıyordum. Nedir bu zaman? Anlamaya anlamaya öleceğim sanıyordum. Ne acı değil mi?" (Bayar, 2020, s. 104).

Zaman kelimesinin anlamı, kendi içinde büyür ve yeni kelimeler doğurur öykü. Sonra yaraya geçer ve yine aynı öyküde yara kelimesini irdeler yazar:

"Sen niçin durdun ve demir çerçeveli camın ardındaki yenilmiş adama baktın? Sorulmamış her soru yıllar geçtikçe kanar. İşte bu bir yaradır" (Bayar, 2020, s. 104).

Apayrı bir çerçevede durulması gereken nokta şüphesiz yazarın üslubudur. Bayar için hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki dili son derece şiirsel ve akıcıdır.

Durum öyküleri pek çok kişiye, olay öykülerine nazaran durağan gelir. Anlamın gizliliği, son derece öznel oluşu ve öykülerin mekân, zaman kurgusunun dışındaymış hissi sürüklenme güdüsünü öldürür. Sema Hanım, bu durağanlığı dilinin akıcılığı ve şiirselliği ile aşmış durumdadır. Aslında bu durum için profesyonelce yaklaşıp, zorlama bir dil ürettiğini de düşünmüyorum. Seçmiş olduğu kahramanların dünyayı algılayış biçimi zaten bu şekildedir. Dolayısı ile akış, algılandığı gibi, kalpte işlenerek yine durum aktarımı olarak karşımıza gelir. Kastettiğim anlatım hemen hemen kitap içindeki tüm öykülerde olmasına karşın bence "Aynalar Arasında" öyküsünde zirveye ulaşmış durumdadır. Kahraman son derece yaralı, hayal kırıklığına uğramış, asil ve hırçındır. Kapanmayan yarasını defalarca açar durur. Durumu izah ederken şöyle söyler:

"Seni korumayan inancını bana karşı savunma, demiştin. Pekâla susabiliriz. Aşina olduğumuz ve kolayca unuttuğumuz yüzlere söyleyecek neyimiz var? Susabiliriz. Fakat susarsak başka yerlerden sökülecek yaşamak dediğimiz şey. Susmanın da ağır bedelleri var. Biliyorum. Yoklukla övünürdün karşımda..." (Bayar, 2020, s. 116).

Anlaşılma kaygısı duymayan fakat anlaşılmadığında dahi cümlenin şiirselliğinde kendini okutmayı başaran bir akışkanlık içerir cümleler. Çoğunlukla kahramanlar, hayatta anlaşılamadığı için kırgın düşmüştür. Aynı öykü, kitabın da ana fikrini içeren ifadelerle devam eder:

"Çakılınca anladım, iplerin bizi uçmaktan değil, düşmekten alıkoyduğunu. Bu bitimsiz balçığa sıvanınca yüzüm anladım, bir evin duvarlarla değil, anılarla ve hayallerle örüldüğünü" (Bayar, 2020, s. 116).

Cümleler bittikten sonra tarifsiz bir acı kaplıyor ve bir buhran hali sarıyor insanı ne yazık ki. Ne yazık ki diyorum, yoğun iş temposu ve hayat koşturmasında insanın zannediyorum yapacaklarından zaman artırması ilk mucizedir. Artırdığı zamanı ise kitaba ayırması devamındaki mucize. Bu kısımda ise öyküye zaman ayırması, oradan durum öyküsünü seçmesi ve üstüne acı duyması uzaktan korkunç bir tabloymuş gibi gözüküyor. Fakat hayatı anlamanın peşinde olan insan için bu silsileler son derece olağandır. Zannediyorum Bayar, bu insanların peşinde olacak ki yalnızca tanık olduğu hayatın kahramanlarından bazı düşünceler ortaya koyar. Almak isteyen alır. Talip olana ise şiirsel bir dil ikram eder.

Sevgili yazara kitap isminin seçimi için ayrıca teşekkür ediyorum. Tüm öykülerinde hissettiğim yan bir konu; bulunduğumuz hâlden daha iyisini istediğimiz gerçeğidir. Daha iyi bir yaşam. Daha iyi bir eş. Hayal kırıklığına uğratmayan insanlar. Oysa bir an. Tüm bu beklentiler kucağımızda, bizi ağırlaştırmışken bir an takılıp, duyduğumuz hayal kırıklığından daha büyük bir düşüş yaşarız. Hâlbuki yükseğe, daha yükseğe çıkmak istemiştik. Bizi asılan hayat gerçeğimiz, aslında bizi uçmaktan alıkoymuyordu. Tastamam bizi hayata bağlıyordu. Yer yer düz yolda yürütüyor, bazen de düşmekten alıkoyuyordu. İşte o an anlarız. Düşmekten az bir zaman önce. Düşünce. Düştükten sonra. Sonrası? Sonrası iplerimize ve yaramıza büyük bir sevgi duymak olacak herhalde...

Kitabı şiir severler ve öykü türünde değişik bir ton denemek isteyenler muhakkak sevecektir. Bir de iplerini sevmeye niyetli olanlar. Yazarına çok sevgi ile....

KAYNAKÇA

Bayar, S. (2020). Kuklalar İçin İplerden Sonra Yaşam. Ankara: Hece Yayınları.

Tosun, N. (2017). Günümüz Öyküsü. Dedalus.

Tosun, N. (2011). Modern Öykü Kuramı. Ankara: Hece Yayınları.

Sueda KURT - 20.09.2021

,

274

Sueda KURT Hakkında

Sueda KURT

Fehminaz Sueda KURT. 1993 doğumlu. Mimarlık yapmakta. Yazarken ve çizerken yıllardır ne olduğunu bilmediği bir duygu ile hırpalanmakta. Bunun cevabını bulamayacak olsa da yazarak o şeyi aramakta.

Sueda KURT ismine kayıtlı 19 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin