Küreselleşen Batı Evrensel İslâm Ve 21.Yüzyılda Sorunları Konu

Küreselleşen Batı Evrensel İslâm Ve 21.Yüzyılda Sorunları Konuşmak

Küreselleşen Batı Evrensel İslâm Ve 21.Yüzyılda Sorunları Konuşmak

28.10.2016 - Sait Alioğlu
Küreselleşen Batı Evrensel İslâm Ve 21.Yüzyılda Sorunları Konuşmak

İslam dünyası ve Müslümanlar olarak bizi çepeçevre kuşattığına şahitlik ettiğimiz sorunlar/ımız, hem birçok alanı kapsadığı gibi, giderek de büyümekte, koca bir yumağa dönüşmektedir. Bizle birlikte insanlığın ‘ortak’ bir sorunu haline gelmekte ve nihai bir çözümü beklemekte olup bu sorunların büyük çoğunluğu da, Batının kendi hegomonyasını tesis etmesiyle birlikte, kendi “laik ve seküler” paradigmalarından kaynaklanan ‘ithal’ sorunlar olarak görünmektedir. Hayat biçimimize uymayan fakat hayatımızı olumsuz yönde etkileyen sorunlar modern hayatın bir tür getirisi olarak okunabilmektedir. Ör. Seküler laik ideolojilerden ve yaşam biçimlerinden kaynaklanan paradigmal sorunlar, İslamofobi, terör.

Bu sorunlar ister Batının kendi dayatmaya çalıştığı paradigmalarından dolayı kaynaklanmış olsun, isterse de, tevhidi temele irca edilmesi gereken İslam’ın dışında oluştuğunu gözlemlediğimiz ve büyük bölümü de tevhidi özden yoksun bir “geleneksel İslam” formatı içerisinde bize yedirilmeye çalışılan din/mezhep anlayışından kaynaklanmış olsun, sonuçta bunlar birer sorun olup, vukufiyetle ele alınmayı, değerlendirilmeyi ve çözümü elzem kılmaktadır. Bu sorunları; klasik ve modern batı ile klasik doğu/İslam ve modern zamanlarda yaşayan günümüz Müslümanları bağlamında kategorize ettiğimizde, bunlar; başta jakoben karakterli sorunlar, postmodern bağlamlı sorunlar, birde bazı klasik paradigmalarımızdan kaynaklanıp modern argümanlarla beslenen sorunlar olarak serdedebilirdik…

Batının kadim ‘öteki’ ve barbarlık anlayışı, kendi sömürgeciliğinden kaynaklanan ve 21. Yüzyılın başlarına damgasını vurmuş bulunan mülteci krizi ile kucağında bulduğu sosyal, ekonomik, kültürel, kimliksel sorunlar, genel yaşam pratiklerinden kaynaklanan sorunlar(kapitalizm, eşitsizlik, nükleer, çevre) ve Müslüman kitlelerin kadim mezhepçi anlayışlarından sadır olan sorunlar, kendine özgü ve ’çağdaş’ bir yaşam oluşturamamalarından sadır olan kadim sorunlar, kartopu misali büyüyerek hemen her şeyi önüne katıp çözümsüzlüğe gitmektedir. Bu sorunları gerek Batıda ve gerekse de İslam dünyasında ele alan birçok düşünür, filozof, akademisyen, entelektüel, âlim, bilim adamı, siyasetçi vb. ilgili insanlar tarafından çeşitli vesilelerle dile getirilmekte olup, bu görüşler çoğu kez kitap formunda dikkatimize sunulmaktadır.

Küreselleşen Batı, Evrensel İslâm, 21.Yüzyılda Sorunları Konuşmak…

Kürdistan İslami Cemaati’nin önemli elemanlarından olan, IBKY meclisinde Erbil vilayeti Milletvekili koltuğunda oturan Ali Bapir’in Arapça olarak kaleme alınan, Tahir Taşdelen tarafından Türkçeye tercüme edilmiş olup Çıra Yayınları tarafından Mart 2016’da 1. Baskısı yapılan “…Sorunları Konuşmak” adlı eser, büyük oranda ontolojik olarak Batıda oluşan/oluşturulan paradigmal anlayışlardan sadır olan durumları, ya da kendi açısından ‘sorun’ olarak değerlendirdiği konuları, tanımlayarak, Batının bakış açısına da yer verme suretiyle, sonuçta bu sorunları İslam’ın (Kur’an, Sahih Sünnet, çağdaş İslam düşüncesi merkezli kaynaklar) değerlendirmesi ile birlikte ele almaktadır.

Ali Bapir Türkçe karşılığı “Kürdistan İslami Grubu” olan “Komelî Îslamî lé Kurdistan” adlı 2001 yılında kurulan ‘İslamcı’ dünya görüşüne sahip bulunan ve Güney Kürdistan Kuzey Irak’da faaliyet gösteren partinin kurucu genel başkanı ve bölgesel Kürt Parlamentosu’nda Erbil (Hewler) milletvekili olarak görev yapmaktadır.

Ali Bapir konuları, gerek batıya, batı literatürüne ve gerekse de hem tahsil etmiş olduğu klasik medrese eğitiminin yanında modern paradigmalara vukufiyetinden dolayı, ele aldığı konuları,’tekrardan’ bir izaha ihtiyaç hissettirmeden ele alıp değerlendirmekte, konuları ve sorunları dikkatimize sunmaktadır.

Bir derkenar…

Seksenlerden bu yana devam ede gelen Arapçadan Türkçeye tercüme sürecinde, -furyasında mı deseydik- hangi ‘İslamî’ kampa bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, dili teprenen, eli kalem tutan bir yığın insanın düşüncelerinin üzerine boca edildiği bizler açısından bakıldığında, kavramlar, olgular ve sorunlar bağlamında entelektüel yaklaşımların pek sınırlı kaldığı, onun yerine, güya Batıyı tanıyan, ama ona yönelik yorumlarının pek isabet etmediği bir vasatta bulunuyor oluşumuza bakıldığında, çağdaş İslamcı yaklaşımın bir iki kişinin şahsında tebarüz ettiğine şahitlik ederdik…

Bunu açımladığımızda ya salt modernist bakış açılı ilahiyat olgusunu, ya salt gelenekçi, ya eylemciliğin ve akademisyenliğin bulanık bir şekilde iç içe geçtiği, ya da hasbelkader ‘iyi kabilinden’ çok değil, bir iki örneği nacizane olarak sıralayabilirdik. Ki, Ali Bapir’de o nacizane olarak sıralayabileceğimiz ve bize komşu bir coğrafyadan el uzatan bir kimlik olarak varolan sorunları tartışmaya açmakta…

Sorunlar ve çözümler…

İnsan haklarına yaklaşım;

Batı perspektifinden insan hakları; Batı, insan haklarının güvence altına alınması hususunda ne zaman bir anlaşmaya vardı? Temelde böyle bir anlaşma var mıydı, yoksa bu konuda ortaya konulan gayretler, yapılan çalışmalar, çekilen sıkıntılar ve gerçekleştirilen köklü değişimler sonucunda mı bu kanaate ulaştılar? Ki, bunun cevabı elbette, temelde bir anlaşmanın mevcut olmadığı ve konu ile ulaşılan kanaatlerden hareketle işin çerçevesinin çizildiği söylenebilirdi. Bu noktaya ulaşmak adına Batı insanının belki de insan onuru ve fıtratın hilafına ödemek zorunda kaldığı, bırakıldığı bedeller sonucu ulaştığı kanaati, aslında bir kanaat olmaktan ziyade bir vakıa olarak zihinlerdeki yerini korumaktadır.

İnsan haklarını hareketinin izlediği yol ve Batı perspektifinden bu yolun içeriğine dair mülahazalarla ilgili olarak Bapir şunları söylemektedir; “Öncelikle bir Müslüman olarak şunu söyleyerek başlamalıyım ki, insanlık tarihine baktığımda, insan hakları hareketlerinin, akdedilen antlaşmaların ve yayınlanan beyannamelerin, her zaman arkasında durulan sömürgeci siyaset hedefleri ve bu hedeflerin iti i bir faktörü olan şovenist hedefler görmezden gelinerek genellikle insanlığın çıkarına yönelik adımlar olduğunu görüyorum.(s. 62)

Bapir’in de vakıa olarak tespit ettiği şey, bu işin Batının geldiği nokta açısından, temelinde sömürgeci siyaset hedefleri bulunmasına rağmen, ‘en azından’ Batı insanını az da olsa insanlık zemininde görme düşüncesine dayalı palyatif bir tedbir olarak düşünülebilir. Ki, Batıda, ilahi temelli şaşmaz kurallar olmadığı sürece, bir tarafın yıkılması pahasına, insanının izafi de olsa gönendirilmesi mes’elesi, Batı açısından önem arz etmektedir.

Buna izafeten sömürgecilik olgusunun eziciliğinin yanında insana sadece palyatif tedbirler açısından yaklaşan batıya farklılık açısından olay salt ve çıplak olarak ‘insan hakları olmaktan ziyade; “İslam’ın vurgu yaptığı temel esaslardan biri, insanın hür ve izzetli bir hayatının güvence altına alınmasıdır. Çünkü Allah, insanı bu geçici dünya hayatında sınamak için yaratmış ve kendisine kulluk etmesini şart koşmuştur”.(s.83) Ayrıca bkz. Zariyat 56. Ayet.

Ki, burada insan hakları Batılı tasavvurun aksine, insanın yaratıcıya kul olma düşüncesi ile anlam kazanmaktadır. Ayrıca birde kitapta da yer aldığı üzere “Ek-1 ve “Ek-2” başlıklarında sunulan “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile “İslam’da İnsan Hakları Kahire Beyannamesi” metinlerine bakıldığında mes’ele daha da berraklaşacaktır. (s. 103-111)

Terörün İslam Hukuku açısından yeri…

Terör lügat anlamı açısından kısacası, ‘korkutmak ve insanları tehdit etmek’ ve ‘silah kullanma sebebiyle ortaya çıkan siyasi şiddet’ olarak tanımlanıyordu. İnsanlar üzerinde baskı kurma ve egemenlik sağlamaya yönelik olarak terörizmi ‘çoğu kez katliamlar yoluyla baştan beri kullana gelen Batının, kendini ‘medeni/uygar’ kulvara çekme düşüncesine yönelik olarak, terörzimi sanki kendisi bulup icat etmemişçesine hareket ederek, işi Müslümanların üzerine yığma niyeti açısından, Batılıların asıl amaç ve niyetinin “İslam tarihine en çok saldırdıkları hususlardan biri, Müslümanların yaptıkları savaşların ülkeleri ve toplumları işgal etmek, boyun eğdirmek ve diz çöktürmeye çalışmak…” (s.137) ‘olduğunu’ söyleyebilirdik.

Kara kıta Afrika’da, Hindistan’da, Amerika yerlilerine karşı, sair İslam ülkelerinde yapa geldiği katliamlara, uyguladığı terörizm faaliyetlerine ve günümüzde bazı satılmış “İç ve ‘bölgesel’ güçlerle” koordineli olarak Suriye’deki katliamları, onları, yalancıktan söylemlerinin yanında “Adı Hıdır, elinden gelen budur’ fehvasınca hep suçlu, günahkâr ve mücrim olarak işaret etmektedir.

İslam’ın evrenselliği…

Ali Bapir, bu konuda şunları söylemektedir; “İslam, tabiatı gereği dünya ile işbirliği içinde olmaya inanır. Davet, ikna, anlatma ve içeriden değiştirme çabası esaslarına dayalı olarak insanlarla her zaman iletişim halindedir.”(s.201) Haliyle bu tabiat kendine güven duyan bir öze sahiptir ki, insanlarla apaçık bir iletişime kucak açmaktadır. Bu da Bapir’in konu bağlamında işlediği üzere, birbirine bağlı, birçok hakikat ve esasa dayanmaktadır.

Ali Bapir, konu bağlamında laiklik ve demokrasi mevzuunu da işlemektedir. Laiklik konusunda o işin sonucu olarak şunları söylemekte; “Sözün kısası, laiklik, yani dinsizlik İslam âleminde asla yer edinemez. Müslümanın herhangi bir bahane ile laikliğe sığınması veya bu sisteme sempati duyması asla söz konusu değildir.” Der ve devam eder; “Çünkü Müslüman, Kur’an ve Sünnet sayesinde her türlü hatadan ve zelzelelerden münezzeh Rabbani şeriat sayesinde hayatında tatbik edeceği birçok sistem ve yönteme sahiptir.”(s.257)

Ali Bapir içerdiği doneleri açısından demokrasiyi, Batı için ve Batı adına, birçok eksik yönüne rağmen normal bulurken, Müslümanlar içinde şura(danışma) gibi İslam’ın öz malı olan bir kavramı önermekte birlikte, yine içerdiği eksikliği ile birlikte onu diktatörlük karşısında öncelemek ve önemli görmekle birlikte, demokrasi konusuna yönelik ‘uygun düşüncelerinden ötürü Yusuf El-Kardavi’yi ‘ilkesel bağlamda’ eleştirmektedir. Ama Kürdistan ve tüm İslam dünyası kalkınmacılık adına Batıdan yana tavır koyduğu sürece, kavramlar, olgular ve yöntemlerde Batı formatında olacaktı. Ki, bu en başta Irak Bölgesel Kürt Yönetimi için başka türlü olabilir miydi?

Ayrıca o kendini yenilemiş bir Müslüman, âlim, hareket ve siyaset adamı olarak varolan sorunları ele almaktadır. Birde, bu sorunlarla birlikte, çoğu da küresel kapitalizmin işleyişinden kaynaklanan çevre ve nükleer felaket konusu, kadın sorunu, açlık, kıtlık, kaynakların usulsüz ve hoyratça emperyalist güçler tarafından kullanımı, cehalet ve eğitim, terörizm ve birlikte yaşama konularını içeren sorunlarla da ilgili olarak düşünce üretse, entelektüel yönü bariz bir şekilde ortaya çıkar ve gelişirdi.

Bapir’in yaşadığı ülke olan Kürdistan’ın ‘kendine özgü paradigmaları olan ve ‘yine’ kendine özgü sorunları bulunan, bunun yanında artık sınırların ve ulusal kimliklerin kalkmasının beklendiği 21.Yüzyılda ‘ümmet içerisinde’ 19. Ve 20.Yüzyıl paradigmalarıyla hareket edip ulus devlet olma çabalarının işlendiği bir vasatta, bu tür sorunların öne çıkması ve yine ona yönelik sorunları ortadan kaldırma çabalarının deruhte edilmesi için belli ve sancılı bir sürecin görüldüğü kadarıyla yaşanması gerekmektedir. Avrupa’da ve özellikle de Amerika’da saydığımız bu sorunlara karşı ki, çoğu da Yahudi inancından gelip tahripkâr değil, onarıcı bir dil kullanmaya gayret gösteren birçok entelektüel, düşünü, filozof ve Gannuşi gibi Müslüman entelektüel beyinler, artık sınırları çoktan zorlamaktadırlar.

Birçoğunun ki, sahih temeli pek kalmamış olsa da, kırıntı kabilinden elde kalan fıtrata dönme ve Gannuşi örneğinde olduğu üzere de fıtratı külliyen kuşanarak çağdaş sorunlara yine çağdaş karşılıklar bulma düşünce ve eylemi konu bağlamında önem kazanmaktadır.

Sorunları konuşmak ve sorunlarla yeniden yüz yüze gelmemek için işi sağlama almak…

Küreselleşen Batı Evrensel İslâm 21.Yüzyılda SORUNLARI KONUŞMAK

Ali Bapir, Çıra Yayınları, 1.Baskı, Mayıs 2016 İSTANBUL

Sait Alioğlu - 28.10.2016

,

1020

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin