Kürk Mantolu Madonna'nın ve Raif Efendi'nin Okurlardaki Etkisi

Kürk Mantolu Madonna'nın ve Raif Efendi'nin Okurlardaki Etkisi

Kürk Mantolu Madonna'nın ve Raif Efendi'nin Okurlardaki Etkisi

28.09.2015 - Ersin Kendir
Kürk Mantolu Madonna'nın  ve Raif Efendi'nin Okurlardaki Etkisi

Şu mavi kapaklı meşhur kitap, kitap kurtlarının kitaplık süsü, sosyal medya hesaplarının afilli romanı. Sabahattin Ali’nin ilk önce Hakikat Gazetesi’nde “Büyük Hikâye” başlığı ile yayımlanan ardından 1943 yılında roman olarak “Kürk Mantolu Madonna” adını alan eseri ile ilgili okurlara aşağıdaki soruları sorduk. Raif Efendi ve Maria Puder’in gizemli dünyasında buldukları cevapları bizimle paylaştıkları için teşekkür ediyoruz.

 

Sorular

a- İlk ve son sayfayı okuduktan sonra Raif Efendi hakkında neler düşünmüştünüz, kitabı okurken böyle biriyle tanışmış olmanın hayalini düşlediniz mi?

b- "Kürk Mantolu Madonna'yı" okumadan önce nasıl bir roman hayal etmiştiniz?

c- Maria Puder'in "deli gibi değil gayet aklı başında seviyorum seni" sözü size neler anlatıyor?

d- Size özel arkadaşlık yapan, kimseye anlatamayacağınız anıları sakladığınız defteriniz oldu mu?

 

Cevaplar

1- Merve Mol- Öğrenci

a- Raif efendi yaşantısının döngüsünü kabullenmiş bir adamdı benim gözümde. İnce bir çizgiyle anlatılmıştı. Böyle biriyle tanışmış olmanın hayali değil de sanırım böyle güzel sevilmek isterdim.

b- Kitabı elime ilk aldığımda zengin bir kadının ihtişamlı hayatını anlatıyor diye hayal etmiştim fakat beni fazlasıyla yanılttı.

c- "Deli gibi değil gayet aklı başında" bu günkü varlığımla seviyorum seni der gibi aşka verilmiş söz gibi sanki.

d- Sakladığım anılarım hiç olmadı. Ama herkesin kimsenin okumasını istemediği bir anı defteri muhakkak vardır.

 

2- İsmail Gürbüz- Satış Danışmanı

a- İlk sorunuza karşılık şöyle cevaplamak istiyorum tabi ki de isterdim, çünkü bence romanın asıl yazarı Raif efendi olmuştur, evet isterdim benim hiç sevgilim olmadı, çok kitap ve çok film izledim aşk konusunda ama neden bir baktım aşkı gözümde çok büyütmüşüm yada böyle rastlantı biriyle tanışıp aşık olmayı düşlemiştim yıllarca.

b- Aslında “Kürk Mantolu Madonna’yı” ezel filminde gördüm, sonra gazetede gördüm, sonra alışveriş merkezinde kitapçılarda bestseller da gördüm. Aşk kitabı olduğunu tahmin etmiştim

c- Hatırladığım kadarıyla Raif beye bir bayan gibi olduğunu Maria Puder’de erkek gibi hissettiği için olabilir.

d- Evet askerde yazmış olduğum 65 sayfalık günlüğüm var kimsenin ondan haberi yok, ben askerde yaşadığım ilginç olayları bazen zamanında yani küçüklüğümde aşık olduğum bir kızdan bahsetmiştim, askerde olduğum sürece evde olan olayları da bir nevi not almıştım.

3- Sibel T.- Kimyager

a- Raif efendi ilk sayfalarda bu kadar derin gelmemişti ve bu kadar kız gibi gelmemişti.  Son 30 sayfayı okurken ne kadar derin olduğunu anladım. Hıçkırıklara boğuldum bazı sayfalarda diyebilirim. Raif Efendi gibi biri olsun diye değil de  ondan belli parçalar taşıyan biri olsa diye düşledim. O da sadece bu kadar tutkulu olabilmesi, bir kadını çok sevebilmesi, sonsuza değin kalbini açması.

b- Bu kadar hüzünlü beklememiştim. Sabahattin Ali’ye hayran oldum, İnsan psikolojisini bu kadar iyi tahlil  eden biri olması çok etkiledi. Kısaca temelde beklediğim gibi ama yine de şoka uğradım, ben daha soft bir aşk hayal etmiştim.

c- Aklı başında sevmek iyi söz, farkındalık içinde Raif’ten biraz daha farklı. Maria Puder'in geçmiş deneyiminden yola çıkarak yaptığı bir yorum. Erkekler konusunda, sevmek konusunda kafasındaki algısı Raif Efendiyle  evirilmişti.

d- Bana kalırsa herkesin bir karanlık yüzü gerçekten var, kimsenin ulaşamadığı.
Benim Çoktandır bir defterim var bu zamana kadar kimseye söylemeyip  ona yazdığım kırılmaları, küsmeleri, reddedilmeleri her şeyi. Mutluluğumu çok az yazarım daha çok yediğim darbeleri yazmışımdır. Anıları ölümsüz kılmak güzel ve en azından öldükten sonra anlaşılmak.

 

4- Ebru Cemre- Halkla ilişkiler

a- “Kürk Mantolu Madonna’nın” hala kapağını gördüğümde hüzünleniyorum, sevip kavuşamamak, yıllarca sevdiği kadının kendisini unuttuğunu sanıp ama sonunda aslında öldüğünü öğrenmek ne kadar zor bir sınav oldu ve hiç sevmediği bir kadınla evlenmesinde öyle Raif Efendi için, çok etkilendim.

b- Ben bu kitabi çok satanlarda görmüş almamıştım, çünkü eski zamanda yazılan kitapları pek sevmiyorum dili ağır oluyor ama instagramda önüme çok çıkmaya başlayınca aldım. İyi ki de aldım, zaten Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf’unu” okumuştum harika bir kitaptı ama yıllar önceydi, lisedeyken.

c- Deli gibi değil aklım başımdayken seviyorum diyor yani bilerek, isteyerek. Öylesine değil

d- Evet, oldu tabi ki geçmiş yıllarda ama evlenince olmadı çünkü evlendikten sonra eş ile aranızda sır olmamalı bence. Sadece kızım için günlük yazıyorum. Karnımdayken başlamıştım halen de yazmaya devam ediyorum ona hatıra kalsın diye.

 

 

5- Ebru Kara- Öğrenci

a- Raif Efendi'nin, mutluluğu tüketirim korkusuyla pek bir şey yapmaması, elindeki birçok fırsatı kaçırması günümüzün mutluluğu hızlıca tüketme durumuna o kadar terstir ki çok karmaşık hissettim açıkçası. Hayal ettim mi etmedim mi hatırlamıyorum pek.


b-Naif, duygulu bir roman olarak düşünmüştüm.

c- Birini sevince genelde mantığımızdan uzaklaşıyoruz deli gibi oluyoruz yani ama birini aklı başında sevmek deli. gibi sevmenin bir üst seviyesi, bence yaptığımızın farkında olup da sevmek çok farklı bir seviye gerçek aşklarda.

d- Olmadı.

 

6- Ayşe Ayhan- Öğretmen

a- İlk ve son sayfadaki Raif Efendi’nin çok farklı olduğunu düşündüm. İlk sayfalardaki hayattan bezmiş sessiz sakin Raif Efendi’nin zamanında nasıl bir yüreği olduğunu belki de bir ömre yetecek kadar güzel ve dolu dolu günler geçirdiğine sevinmiştim açıkçası. Etrafında onu önemsemeyen insanlarla öldü belki ama hayatı boşa geçmiş sayılmazdı. Böyle biriyle tanışmanın hayalini kuramadım çünkü bu zamanda olmayan bir beyefendi temsiliydi.


b- Hiç konusuna bakmadan aldığım bir kitaptı. Çok sevildiğini duyduğum için edinmiştim ama böyle akıcı olduğunu bunca altı çizilesi cümle içerdiğini bilmiyordum. Mutlu bir tesadüf olmuşu benim için.

c- Kitapta ilgimi çeken cümlelerden biriydi. Normalde deli gibi sevmek daha çok sevmek olarak biliniyor ama bu deyişle birlikte aklı başında olarak sevmenin daha derinden ve daha zor bir sevme şekli olduğunu gördük. Çünkü aklı başında olan insan karşısındakinin her şeyini görür ve o şekilde kabul eder.

d- Öyle bir defterim olmadı çünkü her zaman bir şekilde okunacağından endişe ettiğim için özgürce yazmak nedir pek bilemedim.

 

7- Ayşe Akbulut-Yazar

a- İlk sayfalarda Raif Efendi bana çok tanındık biri hissini vermişti. Son sayfada ise bunun gerçekten ruh dünyamla ilişkili olduğunu anladım yani kendime yakın bulduğum bir karakter.

b- Hiç bir şey hayal etmedim ama eğer hayal etseydim, hayallerimin çok dışında kalacakmış.

c- Sevgisinden emin olan bir kadının verebileceği harika bir cevap.

d- Çok defalar düşündüm. Hatta birkaç kez yeltendim. Ama bir süre sonra başkalarının okumaması ve öğrenmemesi gereken özel sırlarımı kendim için, yazmamamın yazmamdan daha anlamlı olacağına karar verdim. Ve vazgeçtim. Eğer sır var ise adı üstünde sır olarak kalmalı. Gerçi Raif Efendi’nin öyküsü gibi bir sır kolay kolay kimsenin başına gelmez değil mi?

 

8- Çay Koy Keçeli

a- “Kürk Mantolu Madonna” hayata bakışımı değiştiren nadir kitaplardandı. Ve kitabı bitirdiğimde kendime şöyle dedim "her insan içinde gizli bir dünya saklar aslında". Başta Raif Efendi’nin sümsük biri olduğunu düşündüm. Sonda ise vay canına altından bambaşka bir insan çıktı dedim. Tanışma hayali kurmadım.

b- Çok farklı bir roman bekliyordum. Hatta gerçek Madonna ile ilgisi bile olabilir diye düşünmüştüm. Eğer tavsiye edilmeseydi adına bakarak almazdım.

c- Sevmenin özünde biraz nedensizlik, biraz gözü karalık yatar. Nasılını nedenini düşünmeden sever insan. Sevince de bir ırmağa düşmüştür adeta. Artık o ırmak ne yana sürüklerse, o yana gider kişi fazla yorumlamadan, irdelemeden. Zira adı üstünde seviyordur. Delice bir eylemdir sevmek. İnsan ne kültürel/maddi/duygusal vb. anlamlarda uygun muyuz diye bakar ne de ölçüp biçer. Sadece sever; çünkü o ateş yüreğe düşmüştür bir kere. Maria Puder bu cümle ile "kapılarak ne yaptığını bilmeden/sürüklenerek değil, bile isteye kendi irademle kendi seçimimle seviyorum seni" demek istemiştir bence.

d- Olmadı.

 

9- Arka Kapaklar

a- Bir kadın için bir adamın hayatını heba etmesi buruk bir acı. Gerçi sonunda kendisi de itiraf ediyor bunu. Raif Efendi ne kadar sıradan, kimsenin yanında gezdirmek istemediği hatta dalga geçtiği biri, lakin kitap ilerledikçe asıl hayatların ve büyük sırların böyle karakterlerde var olduğunu görüyorsun. Açıkçası günlük hayatınız da böyle bir karakterle tanışmış olsaydınız tanımak ister miydiniz? Merak uyandırır mıydı? Mesela ben tanımak isterdim, hor görülen kişilerle alay etmeme gibi bir özelliğim var ve arkadaşlık ederim, aynı Raif Efendinin oda arkadaşının yaptığı gibi.

b- Sabahattin Ali'yi Sinop Hapishanesinde asılı olan şiirlerinden bilirdim “aldırma gönül aldırma”. Kitap çok eski tarihli, okuduğum zaman tekrar popüler olmuş bir kitaptı. Sosyal Medyada insanlar coşkulu anlatıyordu bende merak ediyordum. Merak isteği körükler, İstedim aldım. Rahmetli Madonna ile bağlantılı olabilir mi dedim okumadan önce.


c- Maria zaten inanma duygusunu kaybetmiş kimseye güvenmeyen bir kişi. Erkeklerden nefret ediyor, sebebi de malum. İnanma duygusunu kaybettiğinden sevgiyi de delilik olarak görüyor onun için var olmayan, inanmadığı bir duygu. Yani sevgi, ask, delilik, paçavra. Lakin Raif ona bunun var olduğunu inandırıyor ve artık delilik olarak görmüyor yani deli gibi değil gayet aklı başında, mantıklı, sevgiye kalbi ve aklı ile inanıyor Raif sayesinde.

 
d- Anılar değil ama arada günlük yazılarım olur. Anılarımı ileride yazacağım.

 

 

 

 

Kitaptan Alıntılanmış Bazı Sözler

"Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü."

“Seni seviyorum... Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum."

“Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."

"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi."

"Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?"

“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, 'Bu öyle olmayabilirdi!' düşüncesi."

“Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş."

“Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum, senelerce söylense bitmeyecek şeyler."

"Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm."

“Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? İlk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde, ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz."

“Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor..."

"Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."

“Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğumuzu zannetmektir ki, ne kendimiz bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur."

 “İnsanlar, birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar."

''Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim.''

 

 

Ersin Kendir - 28.09.2015

,

3866

Ersin Kendir Hakkında

Ersin Kendir

Ordu'da doğdu, İstanbul'da yaşıyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin