Kürt Siyasetinde Örgüt Kültürü

Kürt Siyasetinde Örgüt Kültürü

Kürt Siyasetinde Örgüt Kültürü

15.12.2014 - Sait Alioğlu
Kürt Siyasetinde Örgüt Kültürü

"Kaba, ilkel ve indirgemeci bir batıcılık; Marksizan, faşizan anlayışlar, aşiret olgusu demokrasi ve hak mahrumiyetleri ve olası çözümler = Kürt örgüt kültürü!"

İslam dünyasında kurulduğu bilinen ive anarşi ve terör yoluyla iktidarı ele geçirme ya da toplumsal kaos oluşturup, dönemin İslam dünyası üzerinde emelleri olan Haçlıların önünü açma konusunda kurulan ilk "gizli" örgütün kendi merkezini Alamut Kalesi olarak belirleyen ve eylem alanı olarak Büyük Selçuklu sarayı başta olmak üzere yönetimsel ve toplumsal bir yıldırma politikası peşinde koşan ve Haşhaşi olarak ünlenen Şii dai, yani davetçi Hasan Sabbbah'ın kurmuş olduğu ve kendine uygun görülen ismiyle anılan "Haşhaşiyun Haşhaşiler" örgütüdür.

 Buradaki amaç İslam dünyasına hâkim olan Sünni idareleri baskı altına alıp hâkimiyeti Şiilere tevdi etmekti. İşte, bu örgütte bu minval üzere kurulmuştu...

 Haliyle de bu örgütün kendine has bir örgüt kültürü söz konusuydu. Buna baktığımızda, örgütün kültür kurallarının, daha önce, örnek alınacak protip gizli bir yapılanma bulunmadığından olsa gerek ve aynı zamanda da örgüte hâkimiyet konusunda kendi düşünceleri açısından Hasan Sabbah'ın koyduğu kurallar bütünlüğünün, bu örgütün kültürünü de belirlemekteydi.

 Bunlar kısaca;  yapının adını aldığı haşhaş, yani afyon içiciliği ve suikastçilerin silah olarak yalnızca bıçak kullanmaları idi.

 Bunun dışında, Haşhaşinler dışında, İslam dünyasına, başta, yürürlükte olan bilgiler dışında bilgiler sunma derdinde olan dini hareketlerin bir kısmının da bir zaman sonra, kısmen de olsa silaha sarıldıkları görülür. Bunun günümüz dünyasında da örneklerini görmekteyiz...

 İttihad ve Terakki'den ilham almak!

 Modernleşmeye koşut olarak Osmanlı modernleşmesi sonucunda, devlet ve toplum olarak birçok konuda batıyı taklit ettiğimizden dolayı batıcı paradigma içerisinde kendine yer bulan İttihad ve Terakki Teşkilatının uzun asırlar sonra ilk ve tek örnek alınan bir yapı olduğu gerçeğine baktığımızda; solcular, sağcılar ve hatta gerek makul sosyal ve siyasal yapılarla birlikte adı kendi tercihinden dolayı salt terör örgütü olarak sözde adı "İslami..." örgüt olan yapılarında yegâne esin kaynağının İttihad ve Terakki olduğu söylenebilirdi.. Zaten, toplumu, toplumun temel bir ihtiyacından ziyade kendi ontolojik haline doğru dönmesini arzulayan, bunu yaparken de ihya, ıslah ve tecdid/yenilenme ilkelerine ve Hz. Muhammed(s)'in mücadelesinin esaslı bir parçası olan merhalecilik ve tedricilik unsurlarının olmaması, bu yapıları toplum nezdinde menfi kılıyordu.

 İttihad ve Terakki'den sonra sözde kurtuluş savaşı döneminde, temellerine İttihad ve Terakki ruhu sinmiş olan ama müstakbel devletin sahibi olma konusunda önünde hemen hiçbir rakibi olmayan Kemalistlerin oluşturduğu gerek milis güçlerde ve CHP yapılarda, İttihad'an kaynaklı bir örgüt kültürü vardı ve buradan da, zamanla kurulan yasal olan, ya da olmayan birçok sol örgüt için ilham kaynağı idi.

 Şimdi ise, bunlardan en belirgini, hiç kuşkusuz PKK idi! PKK ile birlikte, otuz beş, kırk yıldır varlığını şu ya da bu oranda sürdüren solcu, ulusalcı Kürt örgütleri de örgüt kültürü açısından İttihad ve Terakki'ye çok şeyler borçlu idiler, sonuçta...

 Kürt siyasetinde örgüt kültürü

 Diğer solcu ve ulusalcı Kürt örgütlerinde olduğu üzere PKK içinde geçerli olan örgütsel kültürün esin kaynaklarından en önemlilerinin seküler temelli Marksist düşünce skalası olduğu görülecektir. Bu aynı zamanda, yaklaşık yüz yıllık bir temeli olan ve sanal olduğu kadar da bir yanılsama temeline dayandırılan  'o bitimsiz' "ilericilik-gericilik" paradigmasına dayandığı gibi bir açıdan da hareketin toplumsallaşmasını sağlayan ve Kürt toplumunun kendi geleneksel kültürü içerisinde mütalaa edilebilecek birçok verinin de bu kültürün oluşumunda bir etkisinin olduğu ön plana çıkmaktadır.

Kendi ideolojik öngörüsünün tutması için Kürt halkının giderek kangren halini almış sorunlarının sözde çözümüne yönelik atraksiyonlar içerisinde olmak, halktan yana tavır alıyor görünmek, varolan sorunun çözümü dışında kendi ideolojik durumunun gizli kalması için normal şartlarda değiştirmeyi arzuladığı o toplumsal yapının, bu niyeti sezmemesi adına yapıya yer yer geleneksel unsurlar varmış gibi bir hava vermek gibi kendine has kültürel ögeler oluşmaktaydı.

Esas örgüt kültürü ise; başta, PKK söz konusu edilecekse Marksist-Leninist temelli ve pratiğini büyük oranda Bolşeviklerden alan ve en çok da Stalin döneminde uygulanan âcımasızca, zalimce ve gaddarca' hareketler bütünlüğü ile toplumsal yapıda doğal olarak bulunan, olumlu ya da olumsuz yönleri bulunan verileri kendi çıkarı ve geleceği açısından bir süzgeçten geçirip kendine özgü hale getirme suretiyle kullanıma soktuğu veriler, birde tabiri caizse, kültürel bir kalıtsallık yoluyla ortada bulunan ve neredeyse hepimize şekil ve can veren şarklılık hallerinin, bizce ortada bulunan olumsuz yönleri sayılabilirdi.

Bu şarklılık halleri, ekonomik işleyiş açısından kendine özgü bir doğrusal çizgi takip eden kırsal üretim ilişkisinin bariz bir yansıması hükmünde bulunan ve aynı zamanda PKK'nın karşı olduğu söylenen feodalizme yönelik, ondan yararlanma adına onu yer yer yaşatma düşünceleri gibi yine bir kültürel kalıtsallık yoluyla, istemesek de, bize miras kalan erkekçi bakış açısın da, Makyavelist bir tarzda PKK'nın kendi kullanımı adına tedavüle dâhil ettiği veriler babında örgüt kültürünün yan unsurları olarak düşünülebilirdi. Esas verileri ise sekülerizm yoluyla oluşan sol argümanlardı, sonuçta...

Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız üzere, bu kültür, Kaba, ilkel ve indirgemeci bir batıcılık; Marksizan, faşizan anlayışlar, aşiret olgusu ve demokrasi ve hak mahrumiyetleri ve olası çözümler = Kürt örgüt kültürünün bir hülasası olarak elde duruyordu. Zaten PKK'yı bu yönleriyle, birçok solcu Kürtçü yapılanma gibi, PKK'nın da kuruluşunda kendisine büyük oranda esin kaynağı olmuş bulunan Türk sol örgütlerinden ayırıyordu, işin künhüne vakıf olduğumuzda...

Kemalist paradigmanın sorun oluşturucu özelliğinde ötürü, Kürt halkının maddi, manevi vb. alanlar sadedinde varlığının red ve inkâr edilmesinin temelli bir ürünü olan Kürt sorunu bağlamında, bugüne kadar bu sorun ile ilgili çok şeyler yazıldı, çizildi, söylendi ve daha da söylenecektir; analizlerin belki de biri başlayacak, bitecek, bir diğeri sıraya alınacaktır. Bunu zaman içerisinde gözlemleyebileceğiz. Kürt örgüt kültürü üzerine ise görebildiğimiz kadarıyla fazla bir çalışma 'şimdilik' kaydıyla da olsa gözümüze çarpmamıştı. Belki de bu konu birçok kitapta dağınık olarak ve belki de bir kısmı satır aralarında işlenmiştir. Küçük hacimlide olda, bu konu ile ilgili olarak Sinan Kızılkaya'nın kaleminden çıkmış bulunan "Kürt Siyasetinde Örgüt Kültürü" adlı ve normalde risale formatında bir çalışma Aralık-2012' de Mana Yayınları tarafından yayımlanmıştı.

Bu çalışmada yazarında vurguladığı; "Bugün itibariyle Kürt siyasetinin ana akımı haline gelmeyi bir siyasal örgütlenmenin hükmedici bir hegemonik şemsiye olarak nasıl çalıştığını, geniş bir Kürt kesimi için gündelik hayatın öğelerine ve kişilerin duygusal devinimlerine nasıl olup da bu kadar güçlü şekilde..." (s. 12) diye dile getirdiği mevzu, yukarıda da belirttiğimiz ve dikkat çektiğimiz konular açısından önem arzetmektedir.

Zaten PKK'nın da Kürt halkının gündelik hayatında, giderek hegemonik bir güç haline gelmesi külli bir izahı şart koşmaktadır; meseleyi çeşitli boyutlarıyla anlamak, kavramak, tahlil etmek ve olası çözüm önerileri ile birlikte kalıcı çözümleri sunabilmek için...

Kurucu şiddet ve şiddet kültürü

Kürt siyasetinde örgüt kültürünü ortaya koyduğumuzda, bu kültürün içerisinde o yapının kendisini var kılmak adına dayandığı Marksist-Leninist anlayışın ve Stalinist tavrın önemli bir yer işgal ettiğini söyleyebiliriz. Ki, bu durum kurucu irade ile birlikte hem örgütün temellenmesini sağlayan ve hem de o iradeyi ayakta tutan bir kurucu şiddetten de bahis açabilirdik.

Yazarında belirttiği gibi, Öcalan'ın  isminin Engels'ten ilhamen 'Kürdistan'da zorun rolü' başlıklı ve 12 Eylül öncesinin ürünü (75-80 aralığı) olan metnin kurucu şiddet unsuru üzerinden bu tezi, düşünceyi doğrular mahiyette seyretmekteydi. Ki; "Kürtlerin özsaygılarını, şiddetin düşmana karşı icrası yoluyla kazanacağını ve bu kurucu şiddetle, sömürgeci dönemin kişiliksizleştirdiği tortularından kurtulunup yeni bir ulusal özgür kişilik oluşacağını savunan bu metin, güçlü bir ajitatif tez diliyle propagandasını açıklıyordu." (s. 27) ifadeleri bunu teyit etmektedir.

Anlaşılan o ki, kurucu şiddet seküler ve dönemi açısından "sözde" bağımsızlıkçı Kürt siyasetinin örgütsel kültüründe, sair kültürel öğelerden ziyade yer tutmaktaydı.  Buna rağmen, gelinen nokta ve Kürt sorununun çözümü aşamasında dahi, bu dile yakın bir dilin yer yer ör. 6-7 Ekim olayları) kullanıldığına şahitlik etmekteydik. Bunu da solun genlerine sinmiş ve giderek kuşandığı kabul edilen bir noktayı işaret etmekte ve solun, kendi açısından zorunlu bir arızası olarak görmek gerekirdi, sonuçta...

'Modern' Kürt siyaset kültüründe kadın öğesi...

İslam'ın kadına vermiş olduğu kadim değere rağmen neredeyse geleneksel konumda bulunan tüm Müslümanlar gibi, Kürt toplumunda da bu konu ile ilgili diğer toplumlara nazaran bazı 'olumlu' durumların yanında, kadının almış olduğu pozisyon, haliyle gelenekselci bir seyir takip ediyordu.

Yukarıdaki paragrafta da belirtmeye çalıştığımız bazı farklılıklar görece idi ve genel itibariyle diğerleriyle bir bütünlük arzediyordu. "Burnunu ucunu" dahi göstermeyen dindar Kürt ninenin yerine hâlâ siyasete dâhil olsun ya da olmasın bu tavrı sürdüren kadın potansiyeli mevcut olmakla birlikte PKK'nın, Kürtlerin bağımsızlığından ziyade onlar üzerinden bölge(Kürdistan) bağlamında uzun bir dönem işlevsiz kalan şiddetli Kemalist modernleşme politikalarına koşut bir şekilde ele alınan Kürt modernleşmesi bir yandan Kemalizm'e hizmeti öngörürken bir yanda da çatışma ve düşük yoğunluklu savaş ortamında Kürt kadınının kendi başına buyruk ama örgüte de hizmette kusura yer vermeyen elemanlar olmasını öngörmekteydi.

 Bir de buna Kürt kadınının Öcalan'ın, tasarlanmış bir yanılsama olgusu üzerinden kadının tanrıça yerine konulması meselesi de önem arzetmekteydi. "95 itibariyle daha da görünürleşen süreçte kadınlar Öcalan'ın tanrıça(!) rolü üzerinden yaptığı mitik tanımlama ile sahneye dahil edildiler." (s. 49)

Klasik dönemlerde, vuku bulan kırımlar, kıtımlar ve savaşlar, karşılıklı olarak toplumların tümünü etkilediği gibi, en çok da kadınları ve çocukları etkilerdi. Gerçi, bu durumu el'an devam eden Suriye'deki savaş ortamında gözlemlemekle birlikte, işin içerisine, egemen güçlerin batıcı paradigmaların hâkimiyetine yönelik çabalarının hülasası olan modernleştirme politikaları bağlamında, normal yollarla yola getirilmesi pek de mümkün olamadığı düşünülen kadın unsurunu, şiddet ortamlarını kullanarak ve onları Öcalan örneğinde olduğu üzere, şeytanca bir çıkışla tanrıçalaştırarak ikamesine çalışılıyordu.

 Kadını İslam'ın öngördüğü üzere aile ve toplum kurucu bir 'ana' öğe olarak görmeyip, bilakis onları 'sözde' şiddet ve sert modernleşme yöntemleriyle kendi toplumunun ve ülkesinin birer kurtuluş savaşçısı Amazonlar- konumuna oturtmak çatışmasızlık ve savaşlar sonrası dönemde, sosyalizme hizmetten ziyade, kapitalist tüketim toplumunun birer tüketim bireyleri ve o çarkın köleleri olma sonucunu doğuracaktı!

Kehanete gerek olmadan bu işin sonunun nihai durağını İslam olarak belirlemiş kesimleri dışında kalan kitlenin tercihinin o yönde olacağını beş aşağı, beş yukarı kestirmek pek de zor olmasa gerek. Hatta muhafazakâr modernleşme bile aynı işlevi görecektir de diyebiliriz...

Özeleştiri kültürü...

Modern Kürt yapılarında olmak üzere özelikle de PKK'da 75-80 aralığında örgütün katılımlarla oluştuğu bir vasatta birçok kültürel öğe ile birlikte özeleştiri kültürünün de uç verdiğini görmekteyiz. Kürt toplumunun, bir kısmını etkileyen İslami özelliğin yapısından kaynaklanan 'her daim teyakkuzda olma, hak ile batılı birbirine karıştırmama' ilkesinin yanında, o topluma arız olan bir üretim ve tüketim fenomeninin göstergesi sayılan feodal ilişkiler bütünlüğünde bu teyakkuz halinin, birçok toplumda olduğu üzere pek bir karşılığının olmadığına zıtlık içerci özeleştiri kültürü, çıplak olarak bakıldığında takdire şayan bir yöne tekabül ettiği oranda, bu kültür, onun, örgütsel yapının sapasağlam ayakta kalmasını arzulayan ve 'irade' koyan kurucu unsur tarafından, işin ucu kendinse yöneldiğinde,"Ben anlamam böyle bir kültürden!" muhabbetini doğurmaktaydı.

İşte, modern çağda kurulmuş bulunan ve seküler temelli Kürt örgütlerinde belirginleşen kültürel öğeler kendi vasatlarında oluşmakta olup kendine özgü bir yaşam alanı da bulmaya çalışıyordu.

Bu kültürel öğeler hiç kuşkusuz Kürt sorununun ta başlangıcından buyana, kendi öznel şartları içerisinde bir sebep ve sonuç ilişkisi bağlamında, hayatiyet buluyordu ve yer yer 'imkânsızı da' zorladığı vaki oluyordu, sonuçta...

Biraz da kendimize...

Ki, günümüz açısından değerlendirdiğimizde, ister sol, ister sağ/milliyetçi, ulusalcı ve isterse de İslamcı, ya da salt İslami bir ismi kendine uygun görsün,birçok örgüt, yapı ve STK'nın 'kendi yapısal önemine binaen' kendi kültürünü ürettiğini gözlemlemekteyiz.

Bu yapıların önemli bir kısmının örgütsel kültürünün ne yazık ki geçmişin birçok tortuları ile birlikte modern zaaflardan beslendiğini de görmekteyiz.  İnsan zaafı ve doğrusu ile birlikte var olmasına vardır ama bu tortu ve yanlışların kültürleşmeden daha o aşamaya gelmeden Müslümanların yakasından düşmeli ve yine doğrular. Aslında her zaman galebe çalması gereken unsurlar olarak birer kültürel öğe olarak hayatımızda yer bulmalıdır.

KÜRT SİYASETİNDE ÖRGÜT KÜLTÜRÜ, Sinan Kızılkaya, Mana Yayınları İST-2012

Sait Alioğlu - 15.12.2014

,

2197

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin