Kutu Yayınları

Kutu Yayınları

Kutu Yayınları

03.11.2020 - Kitaphaber
Kutu Yayınları

Kutu Yayınları

2019 yılında yayıncılığa merhaba diyen Kutu Yayınları, "okumaya değer" kitaplar yayımlar.

Kitaplar

Saraybosna Marlborosu - Milenko Yergoviç

Saraybosna'yı ve savaşı anlatan kitaplar arasında Saraybosna Marlborosu şüphesiz ki apayrı bir yer tutuyor. Aynı zamanda şair olan Yergoviç, savaş en acı şekilde devam ederken Saraybosna'da kalmayı tercih eden Bosnalı bir Hırvat. Kentteki Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların kaderini duygu sömürüsünden uzak fakat insani bir üslupla ele alan öyküler, savaşın yarattığı travmalar ve her şeye rağmen devam eden neşeli anlar ile okurun zihnine kazınıyor. World Literature Today (1989-2014) tarafından dünyaya ilham veren 25 kitaptan biri olarak takdir edilen bu muhteşem öykü seçkisi, ünlü Türkolog Prof. Dr. Ekrem Çauşeviç'in sunuşuyla Özge Deniz tarafından Hırvatça aslından Türkçeye çevrildi.

Kitaptan Alıntı

Bir sabah, o beşinci gün, evdeki tüm sular donmuştu. Tam o anda aklıma kaktüslerin kışa dayanamadığı geldi. Kaktüsü aldım ve aşağı getirdim. Bodrum katına, kömür tozu yaktığımız sobanın tam karşısına. Ne çok yakın ne çok uzak. Tıpkı düşündüğüm gibi hem insanlara hem de kaktüslere uyan bir yerdi.

Bir sonraki gün kaktüsü, saksının kenarında uzanmış olarak buldum. Ne hâlde mi? Tepetaklak, sanki güneş aşağıda bir yerlerdeymiş gibi... Onu son kez suluyordum, yolun sonunda olmamıza rağmen.

Savaş, bana asabiyeti ve yapay bir dinginlik duygusunu miras bıraktı. Ne zaman biri beni sarsacak bir şeylerden bahsetse, içimde bir yerde tıpkı gürültüyü kesen teyp kayıtları gibi kırmızı bir ışık yanar ve ben hiçbir şey hissetmemeye başlarım. Ancak o kaktüsü düşündüğümde, işte o zaman hiçbir şey yardım edemez bana. Kaktüs, üzüntünün ufak bir tezahürü gibi… Görünüşte tehlikesiz, tıpkı Çingene kadınların sattığı acı bademler gibi. Vaktiyle insanlar, atlar ayakta ölür, diye üzülürlermiş. Beni ise kaktüslerin, Goethe’nin şiirindeki o çocuk gibi takatten düşmesi kederlendirir. Çok da önemli değil, yalnızca hayatta detayları korumamız gerektiğine dair bir uyarı. Geride başka bir şey de yok.

Özgürlük Üzerine - John Stuart Mill

Daima özgürlük kaygısı içinde olan Mill, 19. yüzyılda demokratik yönetim sistemlerinin yaygınlaşmasıyla baş gösteren “çoğunluğun despotizmi” konusuna özel bir önem vermiştir. Seçimle gelen hükümetler çoğunluğun görüşleriyle biçimlendiğinden, azınlık grupları ile bireylerin ezilebileceğinin tedirginliğindedir. Ayrıca, siyasi despotizm kadar korkutucu bulduğu diğer bir tehlike de kamuoyunun toplumsal despotizmidir. Demokrasi, özgürlükleri ve bireysel hakları garanti altına aldığı sürece değerlidir. Bu nedenle, tüm iktidarın tek elde toplanmasını büyük bir tehlike olarak görür ve ideal bir yönetim biçiminin yöneticilerin sınırlı yetkilere sahip olmasıyla mümkün olabileceğini savunur. Mill’e göre, otokrasi veya aristokrasi üzerinde yükselen bir yönetime ne kadar güvenilebilirse, çoğunluğun mutlak iktidarına da o kadar güvenilebilir. İdeal yönetim mekanizması, özgürlükler ile hakları garanti altına alabilmek için, frenleme veya sınırlama yöntemleriyle denetim altına alınmalıdır. Böylece, iktidarın kötüye kullanımının önüne geçilmiş olunur. Bunlar, sadece özgürlükler ile demokrasinin değil, uygarlığın gelişmesi için de zorunlu olan mutlak koşullardır. Kısacası Özgürlük Üzerine, günümüz dünyasını anlamak ve analiz etmek için kılavuz niteliğinde bir baş ucu eseri ve aradan geçen zamana rağmen değerinden bir şey kaybetmek bir yana önemi daha da artan bir klasiktir.

Gece Uçuşu - Antoine de Saint-Exupéry

Saint-Exupéry “feleğin çemberinden geçmiş biri olarak” anlatıyor hikayesini. Ölümle sık sık karşı karşıya gelmiş olması kitabına hakiki ve benzersiz bir tat katıyor. Yazarının ara ara kıvrak bir beceriklilik sergilediği ancak gerçek maceracıların ve savaşçıların gülüp geçtiği macera veya savaş kurgulu birçok kitap biliriz. Hayran olduğum edebi değerinin yanında belge niteliği de taşıyan ve hiç umulmadık biçimde bir araya gelen bu iki nitelik, Gece Uçuşu’na eşsiz bir önem kazandırıyor.

Ellerin Elime Değdiği Zaman - Mustafa Soyuer

"Hem ne kadar uzağa gidebilirdin ki benden? Yaşıyorsak aynı gurbeti yaşıyor, kavuşuyorsak aynı sılaya kavuşuyorduk. Sen orada grip olsan ben burada burnumu çekiyordum. Sen orada azıcık üşüsen ben burada paltomun yakasını kaldırıyordum. Bir yere geç kalsan sen orada, ben burada saatime bakıyordum. Farzımuhal sen orada balkona çıksan benim burada başım dönüyordu. Ama sen bilmiyordun, kimseler bilmiyordu.” (Uzayıp Giden O Tren Yolları)

web sitesi: https://www.kutuyayinlari.com/

Kitaphaber - 03.11.2020

,

1640

Kitaphaber Hakkında

Kitaphaber

Yayınladığımız ajans haberlerini ve kitaphaber adına yaptığımız söyleşileri bu profilden sizlerle paylaşıyoruz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin