Libya'nın Kaddafisi - Mansur Ömer el-Kihya

Libya'nın Kaddafisi - Mansur Ömer el-Kihya

Libya'nın Kaddafisi - Mansur Ömer el-Kihya

07.07.2011 - Hüseyin Sultanoğlu
Libya'nın Kaddafisi - Mansur Ömer el-Kihya

Tunus"ta bir adamın kendini yakmasıyla fitili ateşlenen Ortadoğu da ki halk isyanları domino etkisiyle Arap coğrafyasını kasıp kavurmaya devam ediyor. Bu olayların halkın kendi iradesiyle mi yoksa dış güçlerin müdahalesiyle mi olduğu akıllarda hala bir soru işareti olarak duruyor. Kimi kesimlerce Ortadoğu da ki haritaların yeniden çizileceği bunun üzerine yaşlanmış olan dikta yöneticilerin tasfiye edildiği kanaatinde. Bir başka kesim ise isyanların halkın yıllarca bastırılmış özlüklerinin son safhaya ulaştığını bunun sonucunda halkların yönetime karşı ayaklandığını dillendirmektedir. Her iki kesiminde haklılık payı vardır. Bugün hala belirsizliğini koruyan Libya"da aynı durumdadır.

Mansur Ömer el-Kihya Libya"yı ve Kaddafi"yi anlattığı kitabında önce ülkenin yaşadığı çeşitli kültürel, siyasi ve ekonomik değişiklikleri ve bunun etkileri üzerine duruyor. Çok az nüfusa sahip olan Libya"da genellikle halk sahil kesimlerdeki şehirlerde yaşarlar. İç kesimlerde bulunan çöller sebebiyle yaşam alanı olarak sahilleri seçmişlerdir. Berka, Trablus ve Fizan olarak üç ayrı bölgeye ayrılmış olan ülkede bu bölgeler arası kültürel farklılıklar boy göstermiş aynı şekilde burada bulunan siyasi ve idari yapılar bu farklılıktan nasibini almıştır. Her ne kadar 1969 devrimiyle bu siyasi yapılar ortadan kaldırılmış olsa da bölgeler siyasi alanda etkilerini göstermeye devam etmişlerdir.

Libya sırasıyla Yunan etkisi, Kartaca etkisi ardından Arap hakimiyetine girmiş 1711"de de Karamanlılar yönetimi ele geçirmişlerdir. Osmanlı zamanında gereken ilgiyi bulamayan Libya yıllarca unutulmuş bir eyalet olarak Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Dilimizde Fizana sürmek deyimi zaten Libya ' nın vahim durumunu ortaya koymaktadır. Önemsiz eyalet olan Libya 'da ekonomi berbat durumdaydı takas usulüyle süregelen küçük ticari faaliyetler ekonominin tek dayanağıydı. Avrupa"nın hasta adam olarak nitelendirdiği Osmanlı hiçbir şekilde yardım edemiyordu.

Libya'da ki bozuk siyasi ve ekonomik durum yeni bir dini hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu hareketin başında Muhammed bin Ali es-Senüsi bulunuyordu. Ortodoks anlayışı ile Sufizm karışımı bir ideoloji olan Senüsi hareketi bedevilerin yapısına uygun olduğu için çabuk kabul görmüş ve hızla yayılamaya başlamıştır. Bu hareket sonucu sosyal tesisler inşa edilmiş burada yaşayan insanlara kültürel ve sosyal yaşam alanında birçok hareketlilik getirmiştir. Kısa sürede komşu ülkelere de yayılmış Arabistan'dan Fildişi sahiline kadar benzer tesisler kurulmaya başlanmıştır.

1910"da Libya ve Etiyopya dışında tüm Afrika ülkeleri Avrupa tarafından sömürgeleşmişti bu sömürge yarışında geri kalan İtalya tek seçenek olan Libya'yı sömürgeleştirmeye çalışmıştır. Senüsi hareketi ile İtalyanlar arasında süren uzun çatışmalar sonucu İtalya Libya yı 1912 yılında işgal etmiştir. İngilizler ve Fransızlar gibi bir sömürge kurmayı amaçlayan İtalya yıllar sonra bunun yanlış tercih olduğunu anlayacaktı.

Libya'da İtalyanları uzun yıllar meşgul eden Ömer Muhtar"dan ve onun başarılarından pek bahsetmeyen kitap sadece yüzeysel olarak birkaç konuya temas etmiştir. Faşist İtalya" ya dokuz yıl boyunca karşı koyan Ömer Muhtar, Eylül 1931"de tuzağa düşürülmüş ve savaş mahkemesinde yargılandıktan sonra Suluk"ta halk önünde asılmıştır. Ölümü üzerine ülkedeki direniş sona ermiş ve İtalya Berka savaşının sona erdiğini Libya'nın, İtalya"ya boyun eğdiğini açıklamıştır.

İtalyan hakimiyeti altındaki Libya 1949 yılında Birleşmiş Milletler kontrolüne geçmiştir daha sonra Kral İdris"in anayasal monarşi yönetimi altında bağımsızlığına kavuşmuştur.

Bağımsızlığın ardından, Libya"nın ideolojik dönüşümü iki belirgin evre geçirdi; rekabet ve deneme.

Rekabet dönemine damgasını vuran ideoloji, yerel geleneksel bir inanç sistemi olarak tanımlanır. Devlet, kabile, aile ve sosyal sınıflar arasındaki güç dengeleri yasalar ve ya güvenlik güçleri tarafından değil gelenekler ve halkın aldığı ortak karar neticesinde belirlenir ve uygulanırdı. Bu durum üçüncü dünya ülkelerindeki yapıdan farksızdı. Sosyal yapı genişletilmiş bir aile formatındaydı. Geleneksel toplumlarda devlet zayıftır, devlet gücünü vatandaşlarının bağlılığından değil güçlü aile reislerinden ya da kabile liderlerinden alırdı.

Libya"nın bağımsızlığını kazandığı dönemde Arap dünyasında özelliklede kuzey Afrika"da milliyetçilik akımı boy göstermiştir. Mısır"da Cemal Abdünnasır devrim yapmış. Cezayir bağımsızlık savaşı, Filistin sorunu ve Suriye"de Baas hareketi gerçekleşmişti. Libyalı genç Arap milliyetçiler bağımsızlığın ardından gelen bu rejimi ve rejimin 'yabancı" kurumlarını dış güçler tarafından empoze edilen yapay bir yapı olarak gördü ve Nasırın öngördüğü Arap imparatorluğunun bir parçası olmayı hedeflemeyen rejimi ne milli ne de meşru kabul etmişlerdir.

7 Ekim 1951"de Libya anayasası federal anayasal bir monarşi kurmuştu. Bu anayasaya göre Kral yüce bir konumdadır ve yanlış yapma hakkından mahrumdur. Resmi işlemlerde görülmezdir ve tüm sorumluluklardan muaftır. Kral aynı zamanda parlamentoyu açma uzatma erteleme ve dağıtma gücüne sahiptir. Parlamento senato ve temsilciler meclisi olarak iki bölümden oluşur. Senato eyaletleri temsil eder ve 24 kişiden oluşur. Temsilciler meclisinde ise her yirmi bin erkek için bir temsilci bulunur. Yönetim çarkını döndüren en önemli dişlerden biride hukuk sitemidir. Anayasa üç çeşit mahkeme tesis etmiştir: sivil mahkeme, din mahkemeleri ve anayasa mahkemesi. Birinci tür mahkeme hükümete karşı açılan davaların yanı sıra toplum, ticaret ve suç hukukuyla ilgilenir. Boşanma, miras ve diğer kişisel meseleler din mahkemelerin kapsama alanındadır. Hukuk sisteminin üçüncü kolu anayasa mahkemeleridir. Üyeler bizzat kral tarafından seçilir. Bu üyeler tam bağımsızlık hakkına sahiptirler ve kolay kolay görevlerinden alınmazlar. Kanunların anayasaya uyup uymadığını kontrol ederler.

Libya"nın petrol çıkarılmadan önce ekonomik anlamda pek fazla politikası yoktu. Aniden gelen zenginlik siyasi ve ekonomik sistemi derinden etkilemiştir. O zamana kadar ekonominin siyasi yapıdan bir beklentisi yoktu. Ulaşım ve iletişim araçlarının eksikliği ülkede bölgeleri birbirinden ayırmış, böylece herhangi bir toplumsal hoşnutsuzluk engellenmiştir. Petrol zenginliği bu izolasyonu ortadan kaldırmış ve böylelikle bölgeler arası etkileşim artmış ve bu bölgelerin gelişimi diğer bölgelerin gelişimine bağlı kılınmıştır.

Libya"nın belirgin bir ekonomik politikasının olmayışı, monarşinin değişen ekonomik şartlarının getirdiği yeni ihtiyaçları karşılayamaması başarısız olduğunun göstergesidir. Monarşinin ekonomik politikaları kontrol altına alamadığı ve bölgedeki diğer ideolojilerle boy ölçüşecek bir ideoloji geliştiremediği için daha fazla ayakta duramadı. 1 Eylül 1969"da yapılan devrimle iktidardan indirildiler. Devrim olduktan sonra deneme dönemine geçilmiş oldu.

İhtilal Komuta Konseyi"ni (İKK) oluşturan on iki adam orduya mensuptu. Nasır"ın konuşmalarından ve eylemlerinden etkilenen konsey üyeleri 1959 yılında henüz lise öğrencisi olan on beş yaşındaki Muammer Kaddafi liderliğinde ilk direniş hareketini başlattılar. Sivillerin üst düzey bir seferberlik ve iktidar için yeterli kapasiteye sahip olmadıklarını fark eden Kaddafi grubunu orduya katılmaya zorladı. Askeri akademi bu anlamda ona daha geniş imkanlar sunuyordu.

Askeri akademide yeni askerlerin katılımıyla grup genişledi Libya üniversitesinde rejim değişikliğini isteyen diğer aydınlarda Kaddafi"nin grubuna katıldı. Kaddafi Üçüncü Dünya darbesiyle standart gücünü kazanmış oldu. Darbe çok az bir direnişle karşılaştı ve kısa bir zamanda ülkedeki her türlü güç unsuru İKK"nın kontrolüne girdi. Ülkede idari sınırlar kabilelerin sınırlarını temsil ediyordu, Kaddafi bu sınırları yeniden çizdi böylece monarşiyi destekleyen büyük ve güçlü kabilelerin topraklarını daraltıp kendisini destekleyen küçük kabilelerin topraklarını genişletti.

20. Yyda monarşi rejimleri deviren ve halkın gözünde devrimci sıfatı taşıyan daha sonra bu devrimci anlayışlarından soyunup monarşiden farksız olarak yönetimi ele alan bir çok lider devrim sırasında ve devrimden sonra yaptıklarını halka empoze etmek için İslami hassasiyetleri kullanıp halkı kendi saflarına çekmiştir. Bunlardan sadece biri olan Kaddafi"de aynı şekilde davranmıştır. Uluslararası platformda dünyanın neresinde gerçekleşirse gerçekleşsin tüm Müslüman hareketleri destekledi. Libya"da petrolden elde ettiği geliri Filipin, Eritre, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad ve diğer ülkelerdeki Müslüman direnişçilere yardım için kullandı. Devrimden birkaç ay sonra Kaddafi, İslam dünyasının savunucu haline geldi. Dini liderler Kaddafi"ye karşı oldukça çetin bir muhalefet sergiledi. Ancak bu gruba karşı yapacağı doğrudan bir saldırı kendisine zarar vereceğini hatta halktan aldığı desteği kaybetmesine neden olabileceğini fark etti dolayısıyla din kaynaklı bir yönetim şekli benimsedi ve dini yasalar çıkardı.

Libya"nın devrimden sonraki resmi sloganı 'Özgürlük, Sosyalizm ve Birlik" olmuştu. Ancak bu yeni rejim başa geldiği ilk yıllarda bu sloganlardaki hedeflere ulaşmak için harcanan çaba yeterince başarılı olamamıştı. Libya halkı için hala özgürlük yoktu. Her çeşit siyasi eylem vatan hainliği sayılıyordu. Arapların çoğunluğu için birlik oluşturmak kutsal bir amaçtı. Nasır"ın desteğiyle Kaddafi kağıt üzerinde de olsa önemli bir adım atmayı başardı ancak kendini desteklemeyen Arap liderlere karşı takındığı tavır kendini destekleyen Arap liderlerini rahatsız etmiş, Nası"ın ölümünden birkaç yıl sonra Libya"yla birleşme konusunda bir kez daha düşünme ihtiyacı hissettiler.

Sloganın ikinci unsuru olan 'Sosyalizm" 1977"ye kadar Marksist anlayışa göre uygulanmamıştı. Her ne kadar pahallıya mal olsa da Libya liderleri sosyalist bir siyaset izlemeye çalışmıştır ancak yeni rejim özel sektörden tamamen kopmak istemiyordu. Kaddafi kamu ile özel sektörün birlikte faaliyet göstermesine izin verdi. Libya"daki ticaretin ulusallaşması ticari alanda hiç olmadığı kadar gelişme gösterdi. Arap Sosyalist Birliğinin oluşturduğu tasarıya göre ' sömürgeci olmayan kapitalist devletler" Arap ülkelerinde iş yapabilirdi. Kamu şirketlerinin çokluğu Libya"nın sosyalist bir ülke olmasını engelliyordu.

Yöntem olarak Sosyalizm"i hayata geçirmeye çalışan Kaddafi devrim teorisyeni olarak Libya"da kültürel devrimi başlatacak beş programı yürülüğe koydu. Bu kültürel devrimin öncelikli amacı halkın seferberliğini ve katılımını sağlamaktı. Toplum mühendisliğine soyunan İKK halk arasında çeşitli komiteler kurdurmuş ve bu komiteleri merkez komiteye bağlamıştır.

Ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarını ve bu sorunların çözümlerini ele alan anayasa niteliği taşıyan eseri; Yeşil Kitabı yazan Kaddafi tüm programları bu kitap üzerinden sürdürmüştür. Yeşil Kitaba göre sorunların çözümü, sosyal sınıflar, seçkin tabaka, siyasi partiler ve 'sahte temsilin" tüm diğer çeşitleri olmaksızın, halka dayalı bir demokrasi kurmaktır. Kaddafi"nin belirttiğine göre 'çok partili bir siyasi sistem demokrasiyi yıpratır" ayrıca 'parti kurmak toplumu bölmek anlamına gelmektedir."

Libya"nın gelişiminde yarı serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı sistem sosyalizme dönüştürüldü. Yeşil Kitap"ta yer alan 'ücretli işçiler değil ortaklar" sloganına uygun olarak , işçilerin yer aldığı bütün ekonomik faaliyetlerin yönetimi işçilerin eline geçti. Böylelikle elde edilen kar paylaştırıldı. Yeşil Kitap"ta belirttiği başka sorun ihtiyaç meselesidir. İhtiyacın olduğu yerde özgürlük yoktur deyişine uygun olarak kişilerin başkalarının ihtiyacı üzerinden onları kendilerine bağımlı kılmayı engellemiş barınma konusunda 'kişilerin yaşadıkları yer başkalarının mülkiyeti olmamalıdır oturdukları evlerin mülkiyeti kiracıya aittir" diye Yeşil Kitap"ta belirtmiştir.

Kaddafi genel olarak şunu belirtmiştir ; 'Evrensel Üçüncü Teori, halkın tüm adaletsizlik, despotluk ve sömürü unsurlarından; siyasi ve ekonomik egemenliklerden kurtuluşunun müjdecisidir. Amaç tüm insanların özgür, otorite, zenginlik ve askeri güç bakımından da eşit olduğu bir toplum oluşturmaktır. Bu, özgürlüğün son ve kesin zaferi olacaktır"

Görünüş itibariyle söylemleri kulağa hoş gelse de Libya halkı yapılan bu reformlardan hiçbir şekilde tam olarak nasibini alamamıştır. Ülkede demokratik kurumların olmayışı Kaddafi"nin kendi sistemini dikta etmesi halkı büyük hüsrana uğratmış, binlerce kişi tutuklanmış, muhalif sesler anında kesilmiştir. Petrol zengini ülkede halk fakirlikten çıkamamıştır. Ayrıca Kaddafi"nin kendi ülkesini yönetme tatminsizliğinden olsa gerek komşu ülkelerle sürekli bir çatışma haline girmiştir. Bu ülkelerdeki muhalifleri desteklemiş darbe girişimleri için her türlü olanağı sağlamıştır. Komşu ülkelerle ilişkisi düşüncelerindeki tutarsızlığı Libyalı imajına verdiği zarar Libyalılar tarafından kolayca affedilebileceğine ihtimal vermiyor.

Kaddafi"nin ideolojisi, onun karmaşık kişiliğiyle bir araya gelmiş çeşitli fikirlerin yenilikçi karışımıdır. Bu ideoloji insan gelişimini ve ilişkilerini şekillendiren etkenleri anlamaktan uzak, idealist bir basitlik içermektedir. Şahıslara özgü yerel ideolojiler, şahıslara dayalı olma özelliklerinden ötürü uzun ömürlü sayılmazlar çünkü ideolojiyi ortaya atanlar öldükten sonra ideolojileri de ortadan kalkar ancak geride çok derin izler bırakırlar.

Libya"daki halk ayaklanmasını sonucu ne olur bilinmez ama asıl önemli sorun bundan sonra ne olacağıdır. Umarım olanlardan ibret alıp tekerrür içine girmezler. Mehmet Akif"in ifade ettiği bu söz durumu gayet iyi özetler

'Tarih tekerrürden ibaretmiş, hiç ibret alsalardı, tarih tekerrür eder miydi""

Libya'nın Kaddafisi
Mansur Ömer el-Kihya
Kaknüs Yayınları
326 SAYFA

Hüseyin Sultanoğlu

Hüseyin Sultanoğlu - 07.07.2011

,

2846

Hüseyin Sultanoğlu Hakkında

Hüseyin Sultanoğlu

Profesyonel öğrenci ve sosyolog adayı. @hsynsultanoglu adresinden twitter'ı sallamaya devam ediyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin