Lındsay Hawdon'un Yakup'un Renkleri Adlı Romanı

Lındsay Hawdon'un Yakup'un Renkleri Adlı Romanı

Lındsay Hawdon'un Yakup'un Renkleri Adlı Romanı

Lındsay Hawdon'un Yakup'un Renkleri Adlı Romanı

"Sıradan bir kabanın dünyadaki en değerli şeylerden biri olduğu zamanlarda yaşıyoruz," demişti adam." Nasıl geldik bu hale? Açlıktan kendi köpeğimi yedim ben. Ondan önce de neyim var neyim yoksa satmıştım. Ama kabanım, kabanımı asla satmazdım. Burada kalamazsın, ama istersen kabanımı alabilirsin. Köpeğim yaşasaydı seni çok severdi" s.11

Romanın başkarakteri olan " Yakup henüz sekiz yaşına göre oldukça ihtiyar görünen, kafası traşlı bu adamın artık bir kabana ihtiyacı olmadığını biliyordu." s.11

Yakup " Yarı Roman yarı Yeniş melez bir çingene çocuğu Yakup. " s.12

Romanın en dikkat çekici yanı konusudur. İki dünya savaşı sırasında Yakup'un ailesinin çektiği sıkıntıları ele alan roman Yakup'un ve ailesinin hayatta kalmasını anlatır. Roman başlı başına dram etrafında şekillenir. Yakup'un dağılan ailesi ve bir başına yaşam mücadelesi veren Yakup'un hikâyesi okuyucuyu derinden etkileyecektir. Gerçek şu ki roman okunduğu zaman büyüleyici bir etki bırakıyor. Güzellik ve umut her ikisi bir arada işleniyor romanda. Marine Fiorata roman için şu yorumu yapıyor: "Muhteşem bir anlatım -zamanın durakları arasında savrulan, renklerin sayfalarından taşıp ruhunuza karıştığı bir hikâye. Bu sadece müthiş bir kitap değil, çok da önemli bir roman."

Fakat romanı etkili ve yetkin kılan romanın zamansal düzenidir. Zaman ön plana çıkarılarak roman bugün, eskiden ve çok eskiden adlı üç bölümden oluşur. Özellikle romanın bu kurgusu romanın yazarının gelecek vaad ettiğinin kanıtıdır. Üç bölümü birbirine bağlaması ve özellikle bu üç bölümde farklı zamanlarda geçen olayları işlemesi romanı yetkin kılacaktır. Bugün adlı bölümde Yakup'un tek başına ormanda geçen zamanını, Eskiden adlı bölümde Yakup ve ailesinin yaşam mücadelesini, çok eskiden adlı bölümde de Yakup'un annesi ve babasının evlilikleri etrafında gelişen olayları anlatır. Roman 1930 ve 1944 yılları arasında geçer ve üç ayrı konu etrafında şekillenir. Avusturya'da geçen bu olaylar okuyucu tarafından zevkle okunacaktır.

Roman okuyucuyu zorlamayacak bir eser olmakla beraber üç konuyu birbirine bağlamak ve romanı çözümleyebilmek için okuyucunun dikkatli bir okuma yapması gerekir. Okuyucu kendini romana verdiği zaman Yakup ile beraber koşacak ve onunla beraber kurtuluşa varmak için ter dökecektir.

"Koşabildiğin kadar koş." demişti ona. " Her zaman koşabildiğin kadar koş evlat. Güneye koş evlat. Gün batımının gölgesi sol omzundan vurduğu zaman güneye koş."

"Neden güneye?"

"Çünkü güney güvenlidir. Güneşe yakındır."

"İyi de güneye nereye?" s.26

Yakup bir çocuk ve yaşamak için koşmak zorunda. Ormanı aşıp gerçeğe ulaşmak onun en birincil görevi.

"Kulağında yankılanan o söz. Bir tek bu sözün yankısı vardı. Yaşama arzusu yoktu. Çünkü hiçbir şeyi yoktu. Sahip olduğu tek şey ona öğretilenlerdi. Yaşamak için koş. Yaşam mücadelesi için. Tekrar koşuyordu. Ve tekrar. Soluk alıp verişindeki o hız gözyaşlarını savuşturuyordu, tıpkı kış rüzgarlarının soğuğunun sırtındaki teri dondurduğu gibi. "s.28

Lindsay Hawdon'un kitap hakkındaki yorumu gerçekten çok yerinde bir tespittir:" çok ham, çok gerçek bir güçle yazıyor. Bu kitap okunmayı hak ediyor.

Lındsay Hawdon

Yakup'un Renkleri

Timaş Yayınları

2015

İbrahim Halil Sönmezgül - 27.07.2016

,

856

İbrahim Halil Sönmezgül Hakkında

İbrahim Halil Sönmezgül

Türk Dili Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin