Lütfi Bergen İle Kitapların Hikâyesi

Lütfi Bergen İle Kitapların Hikâyesi

Lütfi Bergen İle Kitapların Hikâyesi

20.04.2015 - Bilal Can
Lütfi Bergen İle Kitapların Hikâyesi

İlk kitabınızın yazılış öyküsü nedir? Ne zaman yazdınız? Neler hissettiniz?

Kitaplarım makalelerimin derlemelerinden oluşuyor. Bu usul Nurettin Topçu-İsmet Özel tarzı yazı çabasıdır. Bazı yayıncı ve yazarlara göre özellikle düşünce kitabı “tez nasıl yazılır?” sorusunun cevabına göre yazılmalıdır. Bir yayınevine gönderdiğim kitabıma editör tarafından şöyle cevap verilmişti: “Kitabın özü, meseleyi tarif eden konuları içeren bir izlek içerisinde kuramsal bir kitap olarak kurgulansaydı benim fikrimce çok daha etkili bir eser olurdu.” Editörün yaklaşımının tersine yazılarımı “kuramsal bir kitap kurgusu” içinde boğmak istemem. Yazının gücü yazarın onu yazdığı andaki hissiyatını okura iletebilmesinden gelmektedir. Yazar kitabının ilk yazısına başladığı andaki his ve deneyimini son yazısına kadar sürdüremez. Kitap bittiğinde bu yazı sürecinin yazarı inşa ettiğini düşünürüm. İlk kitabımın yazılış öyküsü de bu cümleden gelerek anlaşılmalıdır. Benim ilk yayınlanmış yazım Mustafa Kutlu’ya (Dergâh Dergisi) gönderdiğim bir mektubun yayınlanması ile “yazı” ismini hak etmiş oldu. Bu ilk yazı “Azgelişmişlik Üstünlüktür” kitabının varlık nedenidir. İlk yazıda anlattıklarımı bir sonraki yazı ile “açmaya” çalıştıkça diğer yazılar geldi. Ülke Dergisi’nde de yazmam istendi. Mustafa Kutlu-Ezel Erverdi “yazma cesareti”me teveccüh göstererek yazı ve yazarı kimliğini bana kazandırdı. 1995 muhafazakârların iktidar yürüyüşü koşullarında kalkınmacı ve sanayileşmeci paradigmaya “Azgelişmişlik Üstünlüktür” naif, Anadolucu, ekolojist, antikapitalist bir itirazdı. Ancak bu kitabın o dönemde de şimdi de okuyucusuna ulaştığını düşünmüyorum. Çünkü muhafazakârlar ve İslâmcılar kapitalizme karşı olmadılar.

İlk kitabım çıktığında Ülke Yayınları’nın da ilk kitabı olarak çıktığı için üzüldüğümü hatırlıyorum. Zira kitabın Dergâh Yayınları etiketi ile çıkmasını istiyordum. Bu tecrübenin bana çok şey öğrettiğini de şimdi söylemek gerekir. İlk kitabım Dergâh Yayınları etiketi ile yayınlansaydı bana gösterilen teveccüh (Mustafa Kutlu-Ezel Erverdi) bir morfine dönüşecekti. Dergâh bana bir tarik çizecekti. Dergâh’a giremeyince mürşid “yazı”nın kendisi oldu. Dağa bayıra düştük.

Yazmasaydınız delirir miydiniz? Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Yazmasaydım, derdim olmayacaktı. “Bana ne” diyecektim. Yazmakla ahlâkî bir ölmek eylemi koymuş olduk. Yazmak diğer yazanlara “O öyle değil” demeye cesaret etmektir. Yazma cesareti, ölümüme amelimle yaklaşıyorum demektir. Her yazı bir inanma, inandırma, yaşama ve amel koyma denemesidir.

Yazmak, insanın kendi varlığını fark etmesini, kendi toprağını deşmesini, “ahlâkî bir ölüme doğru ameli” mümkün kılmaktadır. Ben neyim? sorgusu onu kendilik hakikatine ulaştırır. İnsan, kendini aşmalıdır. Çünkü insan cahildir. Onu okumak-yazmak eylemi ile aşabilir. Yazı bir “seyir”dir [yolculuk ve gözleyiş]. İnsan bu seyr ile varacağı ahlâkî odağını bulacaktır. Seyr-û sefer, Seyr’ullah ile birliktedir. İnsan bu eylemle içinde yaşadığı evrenini yeniden kurar. Yazar olmaklığımız insan olmaklığımızı aşmak, ölüme doğru bir eylem koymaktır. İnsan ölmeye gelmiştir. Ölüm bir yok oluş değil bir amel koyuştur. Text-yazı, “dokumak” demektir. İnsan, kendisine kelimeler öğretilmiş bir varlık olarak text ile doğrudan temastadır. Kozmosun da “Ol der o da oluverir” beyanı gereği ilahi bir text-metin olduğu açıktır. Biz insanlar, insanlığı ancak ahlâkî bir eylemle aşabiliriz. Burada gayemiz “Bu metinde biz de varız” demektir. Yazmak, sözü hakikate çevirmektir, ahlâk ayaklanmasıdır.

Size göre okumak yazmanın neresindedir? Okumadan yazmak mümkün mü?

Modern çağ metinlerin çarpıştığı, hayatın metne indirgendiği bir dünya kurgusudur. Bu nedenle yazmak bu sembolik ve buyurgan dünyaya karşı durmak demektir. Diğer taraftan bizim dinimiz “ümmilik” dini değildir. Kur’an “O Rab ki kalemle yazmayı öğretti” (90 Alak 4) ayeti gereği ümmî olan toplumu kitabî bir topluma tahvil ederek büyük bir mucize göstermiştir. Dolayısı ile Müslüman toplumun medeniyet inşasında “ümmîleşelim” söyleminden bekleyebileceği bir hayr bulunmamaktadır. Hz. Peygamber’in ümmi olması onun peygamberliğini ispata dair ilahi bir takdirdi. Okumadan yazamayız. Kavramlarımızı tespit edebilmek için okumak şarttır.

Bilal Can - 20.04.2015

,

3836

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin