Madde ve Mana Arasında Yunus

Madde ve Mana Arasında Yunus

Madde ve Mana Arasında Yunus

09.11.2012 - Mustafa Atalay
Madde ve Mana Arasında Yunus

Bir eserin var olma biçimi ve maksadından, muhatabını varlığa çıkarma potansiyelini rahatlıkla saptayabilmek mümkündür. O eserin türü ne olursa olsun, önemli olan eserin muhatabıyla kurduğu yalın ilişki ve hakikati arama çabasıdır.

Bu yazıya konu olan eserin bir roman türünde yazılması takdir edersiniz ki bu hakikati değiştirmeyecektir. Od, bir ateş değildir sadece, hayal-hakikat dengesinde madde-mana muhabbetine aralanan kapının mecazi yansımalarını bünyesinde barındıran bir Yunus romanıdır.

Eserimiz, edebiyatın tarihle iç içe geçtiği uzun labirentlerde, tartışmasız olarak edebiyatı hakikat addedip penceresini bu minval üzerine açanlara bolca soru işareti bırakabilecek bir şekilde kurgulanmış. Hakikat ile mecazın kesiştiği noktalarda, damaklara bir parmak bal çalınmasından hoşlanan hakikat hırsızları için ise bulunmaz güzellikte bir anlatıma sahip bir eser. Kısacası, eser Yunus'un eşi ile konuşmasından mülhem, madde-mana dengesinde ilerlemektedir.

Eser üç bölümden oluşur: Rençber, Derviş ve Işık... Molla Kasım'ın eline tutuşturulan şiirleri yakmasıyla başlayan roman, -Yunus'un dilinden aktarılan- "eğri büğrü söyleme//seni sîgaya çeker/ bir Molla Kasım gelir" mısralarıyla Molla'nın kendisine gelmesi ve Yunus'la buluşması ve onun hayatını yine onun dilinden anlatmasıyla gelişir. Buna ek olarak yer yer oğul İsmail'in dilinden de konuşarak ayrı yataklarda akan iki denizin birleşmesini gerçekleştirerek son bulur.

Sevgi -son zamanlardaki romanlarda olduğu gibi- yine olmazsa olmaz konumunda yer alırken, Yunus'un dervişliğe giden yolunu açan olaylara ise 13. yy bağlamında ayrıntılı bir şekilde değinilir. Moğollar, Hacı Bektaş, Mevlana ve Tapduk Emre... Sarıcaköy, Sulucakarahöyük, Konya, Kayseri... Haşhaşiler, Alamut'un fedaileri, Tapınakçılar... İskender Pala'dan bir devrin satırlara işlenmesi... En çok da sevginin...

Bu noktada bir parantez açmak gerekirse, Ingmar Bergman'ın Kış Işığı adlı filminde, ritüellerin cazibeli dünyasında "tanrı sevgidir" düşüncesini karısı ölünce kaybeden bir papazın hikâyesine göz atmak yerinde olacaktır. Filmde sevginin ölmesiyle sorgulanan tanrı anlayışı, Yunus romanında da bir akıntı halinde devam eder. Her şeyi sorgulayan Yunus'un "ben bilmem" zikriyle kalbini yatıştırması ve bu esnada yaşadığı iç çatışmaları oldukça dikkat çekicidir. Filmdeki Papaz'ın bir daha evlenmemesi ile romandaki Yunus'un Tapduk Emre'nin kızıyla evlendirilmemesi bir paralellik arz eder. Yine oğul İsmail'in de babasıyla aynı sorgulamaları bünyesinde barındıran yaşantısı, bir hakikatin eşiğinde yaşananların evrenselliğini gözler önüne sermektedir. Fakat sonuçları itibariyle aynı evrenselliği vurgulamak elbette mümkün değildir.

Yine paranteze devam edersek, İsmail'i dışında her şeyini kaybeden Yunus ile her şeyini bir anda bırakan Sultan İbrahim Ethem arasında da ilginç bir durum vardır. Eğer hakikat değilse, Yunus'un hanımı, çocuklarını ve köylüleri düşünüp Bektaşi'nin dergâhından ayrılmasının anlatılmasını izah etmek mümkün olmayacaktır. Fakat Tapduk Emre'nin evine yıllarca odun taşımasını bu bağlamda değerlendirdiğimizde Yunus'un içindeki dünya sevgisinin ağırlığını da anlamak güç olmamaktadır. Ki daha dergâha ilk girişinde üzerindeki dünya kokusunun Tapduk Emre'nin gönlünce hissedilmesi bunu doğrular niteliktedir. Son sözle parantezi kapatalım; zahir ile batın arasındaki insan tam anlamıyla bir trajedidir... Ve trajedi olan insanın seçimleri her zaman yeni bir dünyaya aralanan kapıdır...

İç içe geçmiş yaşamlar; acılar, hüzünler, ayrılıklar, kin ve düşmanlıklar ve elbette sevgilerle dolu bir eser olan Od, Yunus dilinden yazılmış olsa gerek sade ve duru bir anlatıma sahiptir. İskender Pala'nın diğer romanlarına nazaran dilin bu denli sade olmasını iki şekilde yorumlamak mümkündür. Bunlardan ilki Yunus'un diliyle yazılmış bir eser, Yunus'un dilince olmalıdır. İkincisi, her kesimden okurun Yunus'u anlayabilmesi ancak bu şekilde mümkün olmaktadır. Bizce ilk tercih ağır basmaktadır.

Üç kuşağın temsilcilerinin kaderlerini birbirine bağlayan anlatım ve yaşanmışlıkları birbirine ilikleyen tercihlerin iyi bir şekilde kurgulandığı eser, Yunus severlerin damaklarına bir parmak bal çalarken, Yunus'a giden asıl yolun şiirlerinden geçtiği vurgusunu da satır aralarında işlemeyi ihmal etmemektedir.

Son söz niyetine: Od'a olan merakınız Od'un yakıp tutuşturduğu gönülden sadır olan satırlara merakınızı geçiyorsa, o zaman ne Od ne de Yunus sizindir. Size kalan aşk, sevgi ve maceradır. Ve o da ne Yunus'undur ne de sizin...

İskender Pala
Od
Kapı Yayınları
359 sayfa

Mustafa Atalay - 09.11.2012

,

3811

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Yorumlar
  • hakikat 2012.11.11 06:12

    bence yazarın ismine göre yorum yapılmasın. bu kitaptan daha kötü bir yunus romanı olamaz. hiçbir şekilde edebi bir yön olmadığı gibi yunus'un tasavvufi yönününde bu denli cılız anlatımı olamazdı. bu değerlendirmeyi kınıyorum, objektif bulmuyorum.

  • ne önemi var... 2012.11.11 12:19

    Biliyor musunuz, mahlas olarak hakikat kullanılması beni hep ürkütmüştür... Zira hakikatten sonraki "bence" ile başlayan cümle tüm zıtlıkları bünyesinde barındıran koca bir umman gibidir. Bu yüzden hakikatin bencesi olmaz sevgili okur... Romana gelirsek, bilirsiniz ki romanlar bir kurgudur. Kurguların bünyesinde hakikat ancak mecazla ifade edilir. Ve mecazlar da kimseyi tatmin edemez hakikat gibi... Buna da üçüncü paragrafta değinilmiştir. Yine yedinci paragrafta ibrahim ethem ile karşılaştırma şeklinde tasavvufi yöndeki noksanlara da değinilmiştir. Objektif bulmadığınız yoruma yaptığınız subjektif yoruma gelince, kınama mahiyetinde eklenecek her cümlenin emeğe saygı kapsamında değerlendirilmesini arzu ederiz... Siz de takdir edersiniz ki objektiflik bunu gerektirir...

  • Hakikat-ı vusta 2012.11.11 17:35

    Hakikat bu defa bence demenden der ki ben bir edebiyat öğretmeni olarak Yunus'a reva görülen bu zayıf kişilikten, hakikate vasıl olamamış elinde hep heybesiyle dolaşan Yunus'tan ben olduğum kadar Yunus da şikayetçi olacaktır. Alelacele maddi kaygılarla yazılan bu romanları sigaya çeken Molla Kasımlar olmasa da hakkı söylemeyi Hakk bellemişlerin hakikatini de küçümsemeyin lütfen. Roman elbet kurgudur fakat vakıa hayatı bilinen ve manevi şahsiyeti olan bu kişilerde kurgu asla uygun olmalıdır. Manevi dünyalarına yaklaşamadığımız hal ilmi olan tasavvufu halimizde yaşamadığımız sürece haddi bilmeli ve bu sahalara el atılmamalıdır. Bu konuda kalemi ve duruşuyla Nazan Hoca takdirimdir.

  • çok önemi var... 2012.11.11 22:14

    "Hakikate vasıl olmamış Yunus" ifadesi üzerinde durarak devam edelim sayın hocam... Romandaki Yunus hakikate vasıl olmamış bir Yunus değil ki... Aksine iç çekişmeleri göz önünde tutulan, kademe kademe hakikate giden bir Yunus var karşımızda... Bilinenlere göz atalım: 1- Tapduk Emre'ye giden Yunus bir süre sonra oradan uzaklaşmadı mı? 2- Tapduk Emre'ye giderken zihninde soru işaretleri yok muydu? 3- Yunus bir insan olarak belli bir aşamadan geçmeden tasavvufi kişiliğe ulaşacak bir temele sahip miydi? 4- Yunus yoksa heybesiyle dolaşan Yunus değil miydi? Hiç arayış içinde olmamış mıydı? Bu dört sorunun cevapları ve Yunus hakkında herkesçe bilinenleri alt alta sıraladığımızda aslında ortada çok derin bir boşluk kalmıyor sayın hocam... Sadece kurgu kısımlarındaki sorunlar kalıyor ki bunlarda ikimiz de hem fikiriz... Hakkı söylemeyi kendinize şiar edinmiş olabilirsiniz, bunu inanın küçümsemedim, aksine hakkı söylemenin bir emek olduğunu savundum ve karşı tarafın da bunları söylerken hakkı söyleme çabasında olduğunu hatırlatmak istedim... Siz ne kadar Yunus'çuysanız, biliniz ki bu satırların sahibi ve eserin sahibi de o kadar Yunus'çudur... Oturup İskender Pala'yı tartışabiliriz, fakat İskender Pala'nın bu eseri sırf para kaygısıyla yazdığını iddia etmek de inanın bir edebiyatçı olarak sizin dilinize yakışmamaktadır... Zira İskender Pala'nın edebiyata yaptığı katkı ortadadır...Eserleri ortadadır... Kazancı ortadadır... Bu arada, esere böyle bir bakış açısı getirerek yazıyı bereketlendirdiğiniz için teşekkürü bir borç bilirim...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin