Martı Jonathan Livingston: Mümkünse Uzak Dur!

Martı Jonathan Livingston: Mümkünse Uzak Dur!

Martı Jonathan Livingston: Mümkünse Uzak Dur!

15.07.2016 - Serkan Parlak
Martı Jonathan Livingston: Mümkünse Uzak Dur!

Yazarın sonsözdeki notlarıyla başlayalım: harika bir hikâye değil, fakat ben öyle hissediyorum. Ayrıca yazar, hikâyelerin komiteler ve dilbilgisiyle oluşturulamayacağını; hayal gücümüzü etkileyen bir gizemden ortaya çıktığını da ekliyor. Yazar kaynaklı bu gizemin ne olduğunu açıklamıyor ancak kelimeler, diyaloglar, imgeler ve noktalama işaretlerinin bir metni oluşturduğunu belirtmeden de geçemiyor. Belli bir bakış açısıyla bu düşünceler kabul edilebilir ancak metnin esas derdi bir mesajı hatta martı metaforunu kullanarak bir öğüdü okuyucuya iletmek olunca işler değişiyor, işte bunun zamanı çoktan geçti. Hele bir de her şeyi bilen anlatıcı kullanıp üstüne üstlük martıyı da insan gibi canlandırdığınızda film tamamıyla kopuyor. Metin çocuklara önerilebilir pekala, ancak aşırı mesaj kaygısı taşıması kaygı verici, okuyucunun tamamlayacağı, aktif olabileceği en ufak bir boşluk yok. Bu anlamda kitaptaki martı fotoğraflarını da çok gereksiz buldum.

Şimdi metnin olay örgüsüne bakalım: Tek başına sürekli uçuş çalışmaları yapan baş kahramanımız Martı Jonathan Livingston’a, annesi çok zayıfladığını, öteki martılar gibi olması gerektiğini söylediğinde o, amacının havada ne yapıp ne yapamadığını öğrenmek olduğunu söyler. Babası kışın yaklaştığını, yiyecek bulmayı öğrenmenin çok önemli olduğunu söyleyerek onu uyarır. Jonathan, birkaç gün ekmek bulmak, balık avlamak için çaba gösterir ancak bu çabayı boş ve anlamsız bulduğundan isteksizdir. Eskiye döner, bir hafta içinde hız hakkında yeni şeyler öğrenir. İki yüz fit yükseklikte elli milin üstünde hız yaparak, martılar arası dünya hız rekorunu kırar. Doksan mil hıza çıktığında ise, hava akımına dayanamaz ve denize çakılır. Bir martı olduğunu, doğasıyla sınırlandığını, bu gerçeği kabul etmesi gerektiğini düşünür; normalleşmeye, sürüdekiler gibi olmaya karar verir. Ancak dayanamaz, bu kez de karanlıkta uçar. Dört yüz fitte uçarken sekiz yüz fitin hayalini kurar. Akrobasi hareketleri yapar. Karayı inince Martı Konsey Başkanı ona gelenek ve göreneklere aykırı davrandığını, utanmazca ve onursuzca davranışlarının hesabını vermesi gerektiğini söyler. O da onlara balık peşinde koşmak yerine özgür olmayı denemelerini söyler. Dışlanır ve sarp kayalıklarda yalnız başına yaşamak için sürgün cezası alır. Kayalıklarda uçarken deniz yüzeyinin on fit altında sürü halinde yüzen lezzetli balıkları avlayabileceğini, sert esen rüzgarda kara içlerine sokulup böcek bulabileceğini keşfeder. Gecenin bir vakti uçarken iki martıyla karşılaşır. Birlikte uçuş, dalış ve akrobasi denemeleri yaparlar. Dostça yaklaşan iki martı, onu daha yükseklere, evine götürmeye geldiklerini söyler. Kapkaranlık gökyüzüne yükselerek gözden kaybolurlar. Jonathan bulunduğu yerin cennet olduğunu düşünür. Buradaki martılar ona benzer, vakitlerini uçuş yöntemleri deneyerek geçirirler. Gece uçuşu yapmadıkları bir akşam, en yaşlı martı olan Chiang’ın yanına gider. Jonathan yaşlı martının özel öğrencisi olur, ondan birçok yeni bilgi öğrenir. Jonathan sevgisini ve gerçekleri göstermek için sürüsüne geri döndüğünde, takla attığı için dışlanan Martı Fletcher’a fikirleriyle destek olur, ona uçuş dersleri verir. Üç ayın sonunda altı öğrencisi daha olur. Sekiz bin martı şaşkın bir halde onların akrobasi hareketlerini ve geri dönüşlerini izler. Birinci ayın sonunda nihayet yanlarına bir martı gelir. Cezalar verilse de grup her geçen gün büyür.

Küçük nüanslarla üç bölüm boyunca sürekli tekrarlanan ve belli bir yerden sonra artık bıkkınlık verecek raddeye gelen mesaj şu: Kendinize hedefler koyun, bu hedeflere ulaşmak çok çalışın ve her seferinde daha hızlı olun. Mümkünse bu hedefler yeni şeyler öğrenme, keşfetme ve özgürlükle ilişkili olsun. Çalışırken geleneklerin sizi sınırlamasına asla izin vermeyin. Bu sayede size zorunlu ihtiyaçlarınızı giderme yolu olarak öğretilenleri de aşacaksınız. Sınırlarını keşfetmeye çalışmalı, anlamalı ve öğrenmelisiniz, çünkü öğrenmenin sınırı yoktur, bu konuda herkes birbiriyle yarışabilir. Sonsuz huzur bir yer ya da zaman değil; hız, mükemmellik ve öğrenmektir. Bireyler olarak gerçek doğamızı kavrayabilmemiz için zaman ve mekânın ötesine hız yardımıyla geçmemiz gerekir.

Hızın olumlu ve olumsuz yönleriyle ilgili lügat parçalamak, ahkam kesmek, felsefe yapmak bana düşmez. Paul Virilio, Hız ve Politika (Metis Yay.) adlı mükemmel kitabında konuyla ilgili birçok soruyu derinlikli bir biçimde, kökenlerini açımlayarak cevaplıyor. Benim tek bildiğim şu: bilim, teknik, teknoloji adına ne derseniz öğrenme ve keşfetme sevgisi tamam, ancak hıza gelince tüylerim diken diken oluyor. Her seferinde ilgili alan neyse artık, daha hızlı olanın tüketicilere sunulduğu bu dünyada hedef ne, amaç ne? Ne oluyor her seferinde daha hızlı olunduğunda? Daha iyi bir toplum, daha iyi bir dünyadan bahsedebiliyor muyuz?

Sonuçta bir uluslararası bestseller daha beni hayal kırıklığına uğrattı, bu türden kitaplarla ilgili kalıp yargım bu gidişle hiç değişmeyecek: Çok satan kitapların edebi değeri düşüktür, mümkünse uzak dur!

Martı Jonathan Livingston, Richard Bach, Epsilon Yayıncılık, Dördüncü Bölüm İlavesiyle Genişletilmiş Yeni Baskı,Çeviri: Kader Ay, Aslı Tümerkan, Eylül 2015, İstanbul.

Serkan Parlak - 15.07.2016

,

1473

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin