Martin Lings ve Hz. Muhammed'in Hayatı

Martin Lings ve Hz. Muhammed'in Hayatı

Martin Lings ve Hz. Muhammed'in Hayatı

04.09.2013 - Şüheda Hüsna
Martin Lings ve Hz. Muhammed'in Hayatı

Yazarının uzun arayışlardan ve özellikle ateistlikten sonra İslam’la şereflenmesinden ötürü ilgi duyup elime aldığım bu kitap, beni birçok güzel duyguyla tanıştırırken birçok düşünceye de sevk etti.

Bir Müslüman, Hz. Muhammed (sav)’in siretini okumaktan asla sıkılmamalı. Çünkü İslam dininin ikinci kaynağı olan Rasulullah’ın sireti de tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi her okuyuşta farklı lezzet, heyecan, uyanış ve silkenişlere neden olacaktır. Demek istediğim şu ki Peygamberimiz (sav)’in hayatının anlatıldığı bu kitap bu bakış açısıyla okunduğunda Mümin’e yukarıda saydığımız heyecanı, lezzeti ve farklı uyanışları kazandıracaktır.

Bir okuyucu olarak ben, bu duygularla sayfaları okurken, satır aralarında daha önce duyduğum veya duymadığım, bu kitapta kaynaklarını gördüğüm farklı bilgilerle karşılaştım.

Her okuyucunun okumalarını muhakkak  belirli bir düzeyde eleştirel tutmasında fayda vardır, bu açıdan baktığımda, okuduklarımda  “Acaba böyle bir şey olabilir mi?” diye tefekkür ettiğim ve “Allah-u a’lem” dediğim kimi noktalar oldu, “İlim ne eşsiz bir umman ki, bilmediğim daha nice ayrıntılar var.” deyip gülümsediğim anlar da.

Şunu da belirtmeliyim ki; yazarın Peygamberimiz daha teşrif etmeden yıllar öncesine; Peygamberlerin Babası Hz. İbrahim’den kesitlerle başlayarak kitabını kaleme alması, okuyucunun daha iyi kavraması, olayları bir bütün olarak görebilmesi veyahut zihnindeki bilgileri bu bilgilerle perçinlemesi açısından eseri zenginleştiren bir noktaydı. Böylelikle hem Peygamberimiz (sav)’in soyunu daha iyi kavrayabilmiş hem de Hz. İbrahim’in duasının nasıl kabul gördüğüne şahid olmuş oluyoruz.

Kişi sevdiğinin acısıyla içlenmeli, sevinciyle sevinmeli, hicretinde de, dertlerinde de, savaşta da barışta da yanında olmalıdır. Tıpkı yanında olma şerefine nail olan Ashab misali… Bu şerefe cennette erişme hülyasıyla yaşayan biz Müminler ise en azından O’nu okurken yaşamalıdır bunları. En azından O’nu okurken şairane bir havaya bürünebilmeli, her bir vesileyi ilham aracı kılmalıdır hayatına.

Bu pencereden bakarak okuduğumda, bakmış olduğum pencereden içeriye tertemiz bir hava meltemle beraber teşrif etmiş oldu. Bedir’i, Uhud’u, Hz. Aişe’ye atılan iftirayı temizlemesiyle Allah’ın sevdiği kuluna nasıl destekçi olduğunu, Yahudilerin genelinin tarihleri boyunca ne kadar da çok ve sık sözünden döndüğünü, nice anlaşmalar bozduğunu; ama buna rağmen koskocaman bir Hayber örneğiyle muhakkak Hakk’ın gelip batılı yok edeceğini, münafıklık illetinin bir kenara atılması gereken paçavra olduğunu, sabrın sonunun muhakkak selamet olduğunu, asıl Fethin anlamını derin bir inanışla bellemiş oldum.

Daha içten ve yürekten anladığımsa tüm bunları anlamamın kaynağı Efendimiz’in vefatıyla yıkılan Ashab oldu. Hz. Ebu Bekir’in, Rasulullah ebedi âleme göçtüğündeki o yüce tavrını yine takdirle karşıladım. Çünkü eğer ben de o saadet dolu asırda yaşasaydım tavrım tıpkı sert mizaçlı Ömer (ra) gibi olabilirdi. Zira bundan sonra Rasulullah’tan sonra oluşan boşluğu hiçbir canlı dolduramayacaktı. Ama buna rağmen Muhammed (sav)’in o kutlu Ashabı, güzel Sahabi Hz. Ebu Bekir’in Al-i İmran suresi 144. Ayeti okumasıyla silkelenip Rasulullah’ın açtığı bu yolda bir çığ gibi ama etrafı yakıp yıkmadan ümmete yiğitler kazandırmaya devam etti.

Rabbim açılan bu çığırda birer nefer olabilmeyi biz Muhammed (sav) ümmetine nasip etsin. 

Okuduklarımız ve hissettiklerimiz bunlar ve daha nice yüce duygularsa yaşamayı da nasip etsin.

İstifadeli okumalar diliyorum…    

Şüheda Hüsna - 04.09.2013

,

3027

Şüheda Hüsna Hakkında

Şüheda Hüsna
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin