Masum Değil Miyiz Hiçbirimiz?

Masum Değil Miyiz Hiçbirimiz?

Masum Değil Miyiz Hiçbirimiz?

29.01.2021 - Tuba Yavuz
Masum Değil Miyiz Hiçbirimiz?

Nokta benek oldu,

benek damla oldu,

damla şekil oldu,

şekil çocuk oldu.(s.97)

Çocuklar masumiyetin sembolü değil çocuklar masumiyetin kendisidir. Her çağda her ülkede her inanışta değişmeyen gerçektir bu. Ancak buna rağmen yine her devirde her ülkede kötülüklerden de en çok çocuklar yara almıştır. Sıcak savaşların yaşandığı dönemlerde de ülkelerin çıkar hesaplarıyla yaptıkları sömürülerde de soğuk savaş yıllarında da hep biz büyüklerin kötülükleri çocukların zararına olmuştur. Çocuklar savaşı değil oyunu bilir ve bu dünyanın tüm gerçek kötülüklerinin karşısında istesek de onların masumiyetlerine zeval getiremeyeceğimiz bir gerçektir.

Dünyanın haritasının değiştiği, ırmaklarının berrak değil kanlı ve pis aktığı II. Dünya Savaşında da en çok çocukların ruhsal çöküntüleri, yaralanmaları ve en korkuncu da ölümlerine tüm dünya tanık olmuştur. Biz büyükler hatalar yaparız ve bu hatalardan pişman olunca da özür dileriz. II. Dünya Savaşında da o kadar masum çocuk ölmüştür ki büyükler onlardan af dilemek için filmler yapmış, kitaplar yazmış, ağıtlar söylemiştir. Bu kitap da savaşı anlatan her kitap kadar büyüklerin çocuklardan özür dileme şeklidir belki de.

İkinci Dünya Savaşında yaşanan Alman Nazizm’ine dair çok kitap yazılmıştır. Hepsi olaya başka açıdan dikkat çekmiş; kimi tarihi bir metin kimi toplama kamplarından kurtulanların anıları kimi roman kimi de şiirdir. Elbette bunların en etkileyicileri çocukları anlatanlar ve özellikle de çocuk dilinden anlatılanlar olmuştur.

“Çizgili Pijamalı Çocuk” da Nazizm’in yıkıcı etkilerini çocuk gözünden aktaran bir romandır. Romanı okuyunca hemen şu soru her okurun aklını kurcalayacaktır: Bu bir çocuk kitabı mı? Buna birkaç açıdan farklı cevaplar vermek mümkün. Muhteva bakımından irdeleyecek olursak II. Dünya Savaşı ve Alman Nazizm’i pek de çocuklara dair bir konu olmasa gerek. O yılları, yaşananları, savaşları, ölümleri çocuklara anlatabilmek onların masum bakış açılarıyla bu dünyanın kötülüklerini izah edebilmek pek mümkün değil. Üslup bağlamında bakılacak olursa, eser tam bir çocuk romanıdır. Akıcı dili, sade kurgusu, kısa cümle yapısı ile on yaş üstü çocuk ve gençlerin çok rahat anlayabileceği bir romandır. Bu bakımdan hem yetişkinlerce hem de gençlerce çok okunan romanlardan olmasına şaşmamalı.

“Çizgili Pijamalı Çocuk” dokuz yaşındaki Bruno‘nun gözünden fakat üçüncü kişi dilinden aktarılan bir roman. Okurken Bruno konuşuyor hissine kapılıyoruz zira kelimler, cümleler, olaylara bakış açısı dokuz yaşındaki gibi anlatılıyor. Bu sebeple esere çocuk dilinden, çocukça ve çocuk gözüyle yazılmış bir büyük romanıdır demek mümkün. Eseri okurken zaman zaman Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi’sini hatırladım. Çocuk gözüyle kötülüklerin ve savaşların anlatıldığı her kitabın ortak paydası okurda aynı “ince sızı”yı hissettirmesidir belki de.

Roman, savaş anlatan diğer romanlardaki gibi temel çatışmasını masum-suçlu, galip-mağlup, zalim-mazlum üzerine kurmaktan ziyade iki çocuk karakterin tüm zıtlıklara rağmen ortak paydaları “çocuk masumiyeti” etrafında şekillendiriyor. Babası Alman subayı olan Bruno ile toplama kampındaki Yahudi çocuk Shmuel’in dostlukları ekseninde olayların basamak basamak işlenmesi, okura birden tüm görüntünün sergilenmemesi de anlatımı etkili kılıyor. Bruno’nun etrafını adım adım keşfetmesi, kampı, evde çalışanları, askerleri, çizgili pijamalı Yahudileri çocuk gözüyle anlamlandırmaya çalışmasına biz de eşlik ediyoruz. Anlatımdaki samimi üslup okuru da Bruno ile özdeşim kurmaya davet ediyor ve okurken kendimizi Bruno olarak görüyoruz.

Auschwitz toplama kampının etrafındaki tel örgülerin bir tarafında yaşayan Bruno ile öteki tarafındaki Shmuel’in dostluğu rengi, dili, ülkesi ne olursa olsun dünyanın en eşit bakış açısına sahip varlıklarının belki de çocuklar olduğunu göstermek içindi. Romanda aynı yaşta ve hatta aynı günde dogan biri Yahudi diğeri Alman iki çocuk anlatılırken aslında Bruno’nun kilosu, sağlıklı görünüşü olaylardan bihaber oluşu ile Shmuel’in cılız bedeni, sağlıksız görünüşü ve Bruno’ya göre olayların daha çok farkında oluşu aynı yüzyılda hatta aynı yılda hatta aynı günde doğan iki çocuğun çocukluklarını nasıl başka başka yaşadıklarına da kanıttı.

Yazarımız John Boyne eserde ne Alman yanlısı ne Yahudi taraftarı olmuş sadece çocukları merkeze alarak savaşlardan ve dünyadaki ayrımcılıklardan en çok çocukların etkilendiğine dikkat çekmek istemiştir. Ara ara alt metinlerle kendini ve fikrini dillendiren Boyne temelde yaşananlara “Bazı şeyleri değiştirmek bizim elimizde değil” (s.62) der. Olanları haklılar ve haksızlar olarak değil değiştirilemeyen gerçekler ve olmaması gerekenler olarak düşünür. Aslında roman boyunca kampta yaşananlar açık olarak hiç verilmez hep Shmuel ve Bruno gözünden çocukça fikirler yürütülerek anlatılır. İyi Kitap dergisinin Kasım 2011’de yayımlanan 33. Sayısında Arden Köprülüyan’ın, John Boyne ile yaptığı röportajda yazar: “Bruno’nun, yani bir Alman çocuğunun bakış açısı ile yazmak bana doğal göründü. Çünkü o kampın içinde olmayı hayal edemiyordum. (Yaratıcılığı olan bir yazar olarak bile…) Tek hayal edebildiğim, her gün o çite yürüyen birinin nasıl birine benzeyebileceği ve karşı tarafa bakarak Bruno gibi sorular sorabileceğiydi. Bu Yahudi Soykırımı üzerine çalışırken veya onu anlamaya kafa yorarken yapabildiğimiz tek şey. Yaşanan olayları 8 yaşında saf bir çocuğun gözünden yazmak hikâyenin çok doğal bir akışla ilerlemesini sağladı.” der. Sonuç olarak masumca uzaktan, çocuk gözüyle ve silik olarak o dönemde yaşananları roman boyunca izler okuyucu da.

“Çizgili Pijamalı Çocuk” romanı üniformalılar ve çizgili pijamalıları, Almanlar ile Yahudileri anlatır gibi görünen ama çocuklar ile başka çocukları anlatan bir romandır. Ve romandaki çocuklar çocuk akıllarıyla sorgularla büyüklerin doğrularını:”Tam olarak fark neydi? Kendi kendine düşündü: Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?” (S.94)

Romanın sonunun trajik bitmesi okuru üzse de yine aynı röportajda Boyne bu durumu şöyle izah eder: ” Kitabın sonu üzücü olmasına rağmen, dürüst bir son. Romanı, insanların –özellikle gençlerin– önerdiği şekilde farklı sonlarla bitirmek, bu kamplara gelen insanların yaşadıkları acıları ve gerçekleri aldatıcı bir şekilde aktarmaya ve kampta ölen insanların anısına da ihanet etmeye sebep olurdu.” Belki de iyinin ve kötünün çocuklar için geçerli bir kavram olmadığını kanıtlamak için el ele trajik bir sonla bitirmeyi yeğledi yazarımız.

Tüm çocuk temalı filmler, romanlar, belgeseller, şarkılar gibi “Çizgili Pijamalı Çocuk” da okunduktan sonra yutkunmakta güçlük çekeceğimiz bir iç sızısı ile bitip okurda bu dünya düzenini, dünü ve bugünü ile sorgulama hissi uyandırıyor. Ve kitabı kapattığınızda zihnimizde masumca ölen tüm çocuklar önce nokta, sonra benek sonra damla olup şekle bürünerek dile geliyor: bir yerlerde hâlâ ölen çocuklar varsa hiçbirimiz masum değiliz…

John BOYNE

Çizgili Pijamalı Çocuk

Türkçeleştiren: Tülin - Tayfun Törüner

Tudem Yayınları

Basım Tarihi ve yeri: 2020, İstanbul

Sayfa sayısı: 198

Tuba Yavuz - 29.01.2021

,

2639

Tuba Yavuz Hakkında

Tuba Yavuz

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin