Mehmet Rıza’nın Kasımpatı Romanı Hakkında Notlar

Mehmet Rıza’nın Kasımpatı Romanı Hakkında Notlar

Mehmet Rıza’nın Kasımpatı Romanı Hakkında Notlar

22.01.2020 - Serkan Parlak
Mehmet Rıza’nın Kasımpatı Romanı Hakkında Notlar

Mehmet Rıza’nın Beşbalık Yayınevi etiketiyle çıkan son romanı geçen yılın son günlerinde okuyucuyla buluştu. “Ülkemizde toplumsal bir travmaya dönüşen kadın cinayetlerinden yola çıkarak yerelden globale uzanan uyuşturucu ticaretini de anlatısına dahil ederek akıl, mantık, inkar, şüphe, aşk, isyan gibi kavramları psikolojik ve felsefi yönleriyle ele alarak okurlara çok katmanlı bir kurgu sunuyor,” deniyor Sabah Kitap Eki’ndeki tanıtım yazısında bu hacimli roman hakkında.

Tıp Fakültesinde okumak için İstanbul’a gelen Bircan yurtta kayıtlıdır ancak okulun ilk günlerinde tanışıp âşık olduğu Nazmi’yle yaşamaktadır. İnşaat Mühendisliği okurken annesinin tedavisi için torbacılığa başlayan Nazmi gelen para sayesinde lüks bir yaşam sürer, bu yüzden yasadışı işlerden vazgeçemez. Önceki sevgilileri gibi Bircan’ı da uyuşturucuya alıştırır. Bircan, bağımlılıktan kurtulmak ve yurda dönerek okuluna devam etmek ister. Ailesine karşı sorumluluklarını hatırladıkça vicdan azabı yaşar ancak bir türlü başarılı olamaz, psikolojisi bozulmuştur. Nazmi ise gerçek aşkı Bircan’da bulmuştur, bu yüzden ayrılık isteğini bir türlü kabullenmek istemez.

Bir arkadaşının önerisiyle İstanbul’u bırakarak gelip yerleştiği kasabada halk tarafından çok sevilen romanın başkahramanı Eczacı Arif, iki kızı ve eşiyle olağan hayatına devam etmektedir. Ailesinden kalan mirastan pek bahsetmez ama zengindir aslında. Sağlık sorunları nedeniyle eşiyle yakınlaşmazlar, kasabadaki öğretmenlerden biriyle eşini aldatır, üstüne üstlük kadın hamiledir de. Yaklaşan seçimlerde aday olmasından çekinen kasaba avukatı ki aynı zamanda belediye başkanıdır, tarafından sürekli taciz edilmektedir. Bu arada yıllardır bir iş tutturamayan kayınbiraderinin Suriyeli arkadaşını da yanlarına alarak ortak ecza deposu kurma önerisini yasadışı işlere bulaşabilecekleri endişesiyle kabul etmez. Onu rahatlatan şey laboratuarında ilaç geliştirmektir. Aile olarak en büyük heyecanları ise Bircan’ın bayramda gelecek olmasıdır ta ki kızlarının intihar haberini alana kadar. Yas sürecinin sonunda ailecek İstanbul’a taşınırlar. Arif kayınbiraderinin iş teklifini sonunda kabul eder.

“Kopardılar kasımpatımı,” der anne, kasımpatı “Bircan”ın metaforudur. Kızının ölümüyle ilgili Adli Tıp raporuna hiçbir zaman inanmayan Arif sonunda dayanamaz ve intikam arzusuyla yasa dışı işlerin döndüğü yeraltı dünyasına doğru harekete geçer. “İntikam arzusu bütün şuurunu ele geçirmiş olarak koltuğuna yaslandı, sigara yaktı. Beklemek yerine İstiklal’e gidecekti. Kızının sonunu hazırlayan bütün unsurları tanıyıp hareket etmek şimdi daha mantıklı görünüyordu. Uyuşturucunun satıldığı ve alındığı her türlü mekâna gidip her çeşit adamla tanışmalıydı. Bir meçhulün peşinde, eczane kapanıncaya kadar düşünceden düşünceye koşup durdu.”

Gelelim romanın anlatımıyla ilgili temel meseleye: Kasımpatı’da neden her şeye hâkim ya da öbür adıyla tanrısal konumlu anlatıcı kullanılmış olabilir? Bu anlatıcı ağırlıklı olarak on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılda kullanılıyordu, günümüzde yeni araçlar varken neden hâlâ kullanılıyor olabilir? İç konuşma ve bilinç akışının olanaklarını kullanmak varken hele. On dokuzuncu yüzyıl modern romanında genellikle dönemin genel yapısına bağlı olarak anlatıcı her şeyi bilen, kavrayan ve anlayan kişiydi. Olan bitene hâkimdi. Yirminci yüzyılda ve günümüzde hayatın bir yazar tarafından tek başına kavranması söz konusu olamaz, çünkü hayat karmaşıklaştı, kavranması zorlaştı. Artık bu biçimde bütüncül yazmak imkânsız denebilir. Kasımpatı’daki gibi hızlı olay ve zaman geçişleriyle bir kişiyi karaktere dönüştürmek mümkün değil. Dönemin kesitini alıp oradaki insan ilişkilerini yazmak daha başarılı ve etkili olabilirdi. Bireylerin zenginliği de söz konusu ayrıca. Peki karakterlerin iç dünyaları ve zihinlerinden geçenler nasıl anlatılacak? İç dünyada malzeme çok, bu durumda on dokuzuncu yüzyıl romanına özgü betimlemeler ve diyaloglar da doğal olarak yetersiz kalıyor. İç konuşma ve bilinç akışı teknikleri varken hele. Her türlü değişime rağmen edebiyatın temel malzemesi insandır. Değişen insanı değişen biçimlerde anlatmaya çalışmak daha mantıklı değil mi, okura etkin olması için alanlar açmak da tabi ki?

Türe meraklı okurlar için özlü bir özetle bitirelim: “Huzur içinde yaşayan bir ailenin karşı karşıya kaldığı bir felaket, mutlu hayatlarını giderek korkunç ve değersiz bir zaman dilimine dönüştürür. Derinlere işleyen yoğun acı karşısında yaşadıkları azap yüzünden onları bir arada tutan çember kırılır. Çocuklarıyla aldıkları hazzın etrafını çeviren o dehşette kaybolmamak adına karı kocanın savrulduğu yabani tutkular ikisini de farklı karakterlere büründürür. Belli belirsiz bir tehlikeye sürüklendiklerinden habersiz, acılarıyla yüzleşirler. Mehmet Rıza Kasımpatı’nda iyi bir insanın kötülüğe doğru evrilen değişimini tuhaf bir şefkatle yazıyor.” (sabitfikir, ocak 2020, s.11)

Beşbalık Yayınevi’ne gelince, edebi metinler yayınlamaya devam edeceklerse kesinlikle bir son okuma çalışanı ile devam edip yazım, noktalama, basım ve maddi hataları en aza indirmeleri dileğiyle…

Mehmet Rıza

Kasımpatı

Beşbalık Yayınevi

Serkan Parlak - 22.01.2020

,

1806

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin