Mehtap Altan ile Kalbinden Akan Şiirin Ritmini Konuştuk, Söyleşi, Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

Mehtap Altan ile Kalbinden Akan Şiirin Ritmini Konuştuk yazısını ve Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden oku

Mehtap Altan ile Kalbinden Akan Şiirin Ritmini Konuştuk

07.03.2014 11:04 - Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ
Mehtap Altan ile Kalbinden Akan Şiirin Ritmini Konuştuk

Mehtap Altan, şiiri kalbiyle emziren kadın, Çivi’nin annesi, imgelerin tahtından inmeyen bir kulbe-i ahzan, kitaphaberin söyleşi ve röportaj editörü… Peki, siz okurlarınız için bu cümlelerden ziyade olarak bize bir Mehtap Altan portesi çizseniz ne söylerdiniz?

Kendi portremi çizmek her zaman zor olmuştur. Suskunluğumun penceresini ne vakit edebî çığlığım kırdı o günden beri imgelerim ile bir yolculuğa çıktım. Yolculuğum beni nereye ulaştıracak bilmiyorum. Bildiğim tek şey insana dair, hüzne dair, çaresizliğe dair ve evrende iniltisine örtü arayan üşümüşlüğe dair bir alfabe oluşturduğum ve koşturduğumdur.

Bir söyleşinizde “Liseye kadar susan bir Mehtap vardı" demişsiniz. Bu suskunluğun sebebini bu gün dizeleriyle konuşan Altan’a sorsak nasıl açıklar bizlere acaba?

Liseye kadar hiç kitap okumayan bir Mehtap, kendini keşfetmek adına hiç ter akıtmayan bir Mehtap, iç dünyasındaki korkularını çevresindekiler ile paylaşamadığı için ürkekliğine dağ yürekli karanlıklar ören bir Mehtap vardı. Önceden aile içi iletişim bu denli gelişmemişti. Usluysanız, yaramazlık yapmıyorsanız, sıra dışı hareketler ile göze batmıyorsanız iyi bir çocuk imajını kazanıyordunuz. Hatta dışarı çıktığınızda yere bakarak yürüyorsanız ve içinizden şarkı mırıldanmıyorsanız değmeyin uslu çocuk imajının keyfine! Öyle ki aile oturmalarında en uslu çocuk olduğum için takdir bile edilirdim!.. Oysa içimdeki utangaç rüzgâr gün geçtikçe beni kendi içimde açtığım kuyuya düşürdükçe düşürüyordu. Ne vakit Türkçe öğretmenim bomboş verdiğim kompozisyon kâğıdından sonra beni öğretmenler odasına çağırdı ve o konuşmayı yaptı ben o gün sükût işlemeli sandıklarımın ağzını açtım. Sonrası kitaplarla tanışmak ve iletişim denen büyülü dokunuşun bereketinde hayata yeniden kanat çırpmak her şeye rağmen…

Kalemi gönlünüze bağladığınız o ilk günü, kâğıda nasip olan ilk mısraları anımsıyor musunuz? Nasıl bir hissiyattı bu?

Hatırlıyorum elbette. İlk şiirim “Kan Damlaları" idi. Kar yağıyordu 26 Aralık’tı hiç unutmam. Ki ondan önce elime şiir yazmak için kalem hiç almamıştım. Bildiğim tek şiir, hafta sonları köye giderken sadece köyümüzde yaşadıklarını zannettiğim güvercinlerin çıkardığı sesti. Küçük yüreğim, köyümün göğünü paylaştığım güvercinlerin beni gurbete hazırlayan hüzün habercileri olduğunu hissediyordu. Onların sesinde hüznün beni çağıran bir yanı vardı. Sonra sonra şiirin topraklarına ayak bastığımda köy kokulu güvercinlerimin sesinde doğacaktı en içli dizelerim. Şiire ilk adımımsa kocaman bir hayal kırıklığının bende bıraktığı sancıda başladı! Öyle fırtınalar esiyordu ki dinginliği kan kardeş edinmiş ruhum bunu kaldıramıyordu. Bir yangın düşünün közü kucaklıyor hiçliğinizi o an imdadınıza kalemin ağzından yüreğinizin duvarlarına yağan bir yağmur yetişiyor! O an şiir öyle bir şeydi bende. Öyle…

Öncelikle geçtiğimiz Ocak ayında Ferfir yayınlarından çıkan şiir kitabınız hayırlı olsun. Çivi’nin hikâyesini duymak istesek, kitaplaşma serüveninden biraz bahseder misiniz?

Çok teşekkür ediyorum Sevgili Gülnaz Eliaçık. Çivi’nin hikâyesi yaşadığım hüzünlerin toplamında saklı. Şiirlerimin duvağını açamayan bir zamana teslimdim. Yıllarca süren suskunluğumun ardı yeniden şiirle kucaklaşmak olsa da onları kitaplaştırmak için daha zamana ihtiyacım vardı. Hani bir an vardır o gelene dek adım atamazsınız. Son dönemlerde siz de biliyorsunuz ki edebiyatın üvey evladı şiir! Bildiğim tek şey edebiyatın taşı toprağı şiirin yüzü suyu hürmetine soluk alır. Bunlarda şiirlerimi kitaplaştırma sürecinde beni yavaşlatan sebeplerdi. Buna rağmen bütün cesaretimi topladım ve içimdeki şiiri kitaplaştırdım. Ferfir Yayınları ve Sayın Şeref Yılmaz’a duyduğum sonsuz güven bana hadi ÇİVİ vakti dedirtti. Üzerine hüzünbaz güllerin kokusu sinmiş bir ÇİVİ ile çıktım okurlarımın karşısına…

İlk kitabınız Beyaz Ağıt 1995 yılında çıktı Çivi ile aralarında on dokuz yıl gibi uzunca bir süre var. Niye bu kadar uzun sustunuz? Şiir mi size gelmedi, siz mi şiire gidemediniz?

“Beyaz Ağıt" adlı şiir kitabım edebî yolculuğuma beni hazırlayan ilk damlaydı aslında. Onunla attığım cılız ve çömez çığlık beni büyük bir suskunluğun toprağına ekecekti! Çünkü terlemeden maratona hazırlanan bir yarışmacıydım belki de. Düşünüyorum da suskunluğun bu kadar uzun süreceğini sanırım kimse tahmin edemezdi o dönem. Cep telefonlarının ve internetin yeni yeni çıktığı dönemlerdi doksanlar. Ki kitap tanıtımlarının, onlara ulaşmanın ve gerekli iletişim ağını kurmanın çok zor olduğu bir dönemdi benim adıma. Genç bir kız, bir Anadolu şehri ve aşılması zor kurallar!.. Sonrası tecrübesizliğin verdiği pes edişti. O dönem şiiri ve kitapları çok iyi tanımayan bir topluluğun içine düşmüştüm ki bazen kader sizi daha da iyi pişirmek için kanatır! Kanadıkça pişersiniz… Ve kanatlarınızı kıranların gölgesinden şiir doğar inadına. Yani ne şiirdi bana gelemeyen ne bendim şiire gidemeyen. Şiir ağzımın kenarında göveren bir aşktı aslında. Ben öldükçe beni dirilten!..

Şiirinizin kendine has bir ritmi var. Şiirde sanatlı söyleyişler ve yoğun imge kullanımı kimi şiir çevrelerince eleştiriliyor, türün kendine has bir okuru olduğunu da düşünürsek sizi yazarken zorlayan bir şeyler var mı? Altan şiirinin kapınızı çalış şekli nasıl tam olarak?

“Altan şiiri" dediniz gülümsettiniz:) Şiirlerimde yoğun imge kullanışımı farklılık yaratmak ya da diğerlerinden ayrı durmak adına yaptığımı düşünenlerden, şiir yazarken elime sözlük aldığımı düşünenlere kadar bazı eleştirel yaklaşımlara da şahit olmadım değil. Hatta özellikle ÇİVİ için kullandığım imgelerden dolayı “ben bundan bir şey anlamadım" diye söylemde bulunan kesimlerde var. İmgesel anlatım Allah’ın bana sunduğu bir lütuf ve ben de bunu cömertçe değerlendiriyorum. Ne kadar net ve yalın yazmaya çalışsam da buna izin vermeyen bir yanım var ve imgenin büyülü soluğuna değiyor soluğum. Açıkçası ben insanlar anlamalı, onlar bunu ister ona göre yazmalıyım düşüncesiyle şiir yazmıyorum. Bu düşüncem şiir okuyucularına karşı olumsuz bir tavır olarak elbette algılanmasın. Ben şiirin topraklarında şiiri emziriyorum o kadar. Beni şiirin içindeki ritim ve duygu yönlendiriyor. Şiir beni çağırmadan yanına asla gitmedim. Hiç olmadık yerde hadi der ve ben onu asla reddetmem. Hatta kısa bir süre önce metro istasyonunda beklerken şu dizeler geldi usumun kıyılarına “âmin kuşları emziriyordu! /saçlarından vazgeçen kadını..." eve gidene dek unutma ihtimalim olabilirdi. Metrodaki bir yolcudan minik bir kâğıt aldım çantamdaki kalemle buluşturdum ve o tadına doyulmaz huzuru soludum eve gelene dek. Bu duyguyu ancak, şiirin toprağını edebî sanata duyulan aşkın teri ile ıslatanlar bilir!..

Şiir ve şair bağıntısında nasıl bir denklem kurar Mehtap Altan?

Şiir, insan ruhunun uçurum soluklu tekdüze salınışına vurulan sadakat mührüdür. Neden sadakat diyorum; siz şiiri ne kadar büyütürseniz o sizi kendisinden daha çok büyütür. Ve sizi asla yarı yolda bırakmaz. İçinizdeki müziğe dur dediğiniz anda bile şiir bir köşeye siner bekler bekler! Ne vakit gerçekten şiiri öldürdüğünüzü anlar o vakit gider sınırları şiirin soluğunda çizilecek olan başka birinin kıyılarına. Şiir ve şair, anavatanları duygu olan tek bir anlamın iki yürekli şehridir… “Şiire yaşlı bir şair gibi başlamak; onu genç bir şair gibi sürdürmek gerekir." sözünü hatırlatarak şiir ve şair denklemine bir pencere açmak isterim…

Çivi’yi elime alıp sayfalarını bir bir çevirdiğimde beni en çok etkileyen şiiriniz “Mecazi Umutlar"dı. Bu şiirde şairin kalbinin diğer yarısı saklıydı sanki ya da sadece bir okur yakıştırması bu ancak şunu merak ediyorum, şiirde de geçtiği gibi sahi Mehtap Altan şiir yolunda kaç çığlık eskitti?

“Mecazi Umutlar" kendimi kendime teslim edişin şiiriydi belki de! İnsan evrenin o kalabalık sofrasında bile yalnız hissedebilir kendini. İşte o vakit diğer yarısına, içindeki sese sığınır. Eskiyen çığlıklarımı saymadım! Saysaydım, yaralarımın kabuklarına yuva yapmış gölgelerden saklanamazdım. İşte o yüzden ki eskiyen her çığlığımın kıyısında bir damla gözyaşı bırakıp ardıma bakmadan umudun saçlarını taramışımdır.

Okurlarınız sizi titizlikle yapmış olduğunuz söyleşilerinizle de çok sahiplendi, muhakkak şiir ve söyleşi iki ayrı tür ancak ikisinin de meşakkatli işler olduğu ortada, sahi şiir yazmak mı zor söyleşi yapmak mı?

Sanırım şiir yazmak daha zor. Biraz önce ki sorunuza verdiğim cevaptaki gibi şiiri yazmak için onun davetini beklemek gerek! Şiirin gönlü olmadan yazılan her dize darağacına gözünü dikmiş manasızlık gibidir! Dolayısıyla şiirin doğuşu da sancısı da onun elindedir. Şair ancak, sunulan rengi ritmin gerdanına dizen nakkaştır! Bu şartlar oluşmadıkça şiir yazmak ya sunî bir rengi doğurur ya da eksik bir anlamı. Ama söyleşiler elbette öyle değil. Belirli bir araştırmanın sonucunda birikiminizi de içine katarak sıkı sorularla sanatçının karşısına çıkabilirsiniz. Cevaplarda sorular ile hemhal olabiliyorsa değmeyin söyleşinin keyfine…

Yakın zamanda CNR kitap fuarında Çivi’nin imza günü vardı. Şair okuruyla buluştu, fuar beklentinizi karşıladı mı? Kitap fuarları hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

İstanbul CNR Kitap Fuarı’nın ilk günüydü imzam. Bir kitap fuarındaki ilk imzamdı ve iki saat sınırı olan imzam üç saate ulaştı. Soluk almadan minik sohbetler arası sürdü. Bu coşku benim için mutluluk vericiydi. Beklentiyi karşılama meselesi bence sanatçının ne istediğine bağlı. Ben aradığımı buldum fuarda. Okurlarımla bire bir sohbet etme ve kitabımı imzalama fırsatı buldum. Hatta yetmedi minik bir şiir sevdalısına neden yazması gerektiğinin felsefesini konuştuk(Annesinin ricası üzerine)… On üç yaşlarındaki o çocuğun bana bakışını görmeliydiniz. Sanırım bu tür ortamların en güzel yanı hep dışarıdan izlenileni en yakınınıza getirmesi. İşin teknik kısmına elbette girmek istemiyorum. Ama fuarları bir panayır ya da eğlence yeri gibi görmeyen gerçekten kitaba gelen kitapseverlerin doldurmasını ümit ediyorum.

Son olarak Mehtap Altan kitap haber okurlarına ne söylemek ister?

Kitap Haber yayınladığı her yazıda kitapların o kutsal kokusunu savurur okuyucusuna. Bunu en yakından bilenlerdenim. Kitapların sihirli dünyasına açılan gerçek bir pencere Kitap Haber. Bizimle kalmaya devam edin derim kitapseverlere…

Sayın Mehtap Altan, sorularımızı cevaplamak namına ayırdığınız vakit için çok teşekkür ederiz.

Sevgili Gülnaz Eliaçık, itina ve titizlikle hazırlanmış sorulardı. Şiir kokulu, ÇİVİ gibi sohbet için ben teşekkür ediyorum…


Yazar: Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ - Yayın Tarihi: 07.03.2014 11:04 - Güncelleme Tarihi: 07.12.2015 16:45

,

3324

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ Hakkında

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ ismine kayıtlı 58 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin