Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed

Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed

Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed

01.06.2011 - Esra Şen
Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
Mekke'ye Giden Yol; dindar bir Yahudi aileden gelip Ortadoğu'ya yaptığı ziyaretleri sonucunda İslâm'la tanışan ve kendisini hiçbir zaman ait hissedemediği Batı kültürünün karşı kutbunda duran Arab kültürüne duyduğu sempati ile bu coğrafyaya bağlanan, sonrasında zihnindeki soru işaretlerine İslâm öğretisinin verdiği cevaplar sayesinde ulaştığı iç huzurun tekamülü ile Müslüman olan, Avusturyalı gazeteci ve yazar Muhammed Esed'in otobiyografisi.

Kitap, Nufud çölünü geçerek Tayma'ya ulaşmak üzere yola çıkıp daha sonra yolculuklarının yönünü Mekke'ye çeviren iki yolcunun, Muhammed Esed ve dostu Zeyd'in yolculukları sırasında yaşadıkları ve canlanan hatıraları ile kurgulanmış, ahengli cümleler ve tasvirlerle süslenmiş müthiş bir edebî eser.

Muhammed Esed Batı dünyasının ötekileştirdiği ve anlamak için hiçbir çaba sarf etmediği "İslam"ı onların içinden gelmiş, İslâmı tanımış ve bununla kalmayıp İslâm için mücadele vermiş biri olarak, madalyonun diğer yüzünü çevirmek için, aslında yapmayı çokta planlamadığı hayat hikayesini kaleme alma işine yöneldi, hatta bu iş için Birleşmiş Milletlerdeki görevinden ayrıldı.

Kitap çok yönlü ve derin bir içeriğe sahip. Salt Yahudi kökenli bir gazetecinin Müslüman oluş hikayesini anlatmıyor, bununla birlikte Ortadoğu'da edinilen bilgiler, gözlemler ve bilfiil içinde bulunulan mücadeleler İslam dünyasının içyüzünü tüm gerçekliği ile ortaya koymakta.

Esed, köklü bir ailenin çocuğu olarak 1900 yılında doğduğu Avusturya'dan, ilk gençlik yıllarında, ailesi tarafından desteklenmeyen mesleki tercihini sürdürebilmek için ayrılıp Berlin'e yerleşiyor. Bu ayrılış onun ailesi ile bağlarının bu denli keskin koptuğu ilk aşama belki de. Berlin'de zorlu bir hayat mücadelesi veren genç gazeteci Rusya işçi direnişini destekleyen ünlü yazar Marksim Gorky'nin eşi ile yaptığı sürpriz bir röportaj sayesinde mesleği için önemli bir adım atıyor.

1922 yılında ise Kudüs'te bulunan dayısını ziyaret amacıyla hayatının dönüm noktalarından birisi olan seyahate çıkıyor. Bu ziyareti Siyonist Yahudiler ve Müslümanları gözlemlemesine ve zihnindeki soru işaretlerinin yoğunlaşmasını sağlıyor. "Benim için hiçbir zaman zorlayıcı, törensel uygulamalar dizisi olmaktan öteye geçemedi." dediği atalarının dini ise artık onu diğer öğretilere yönlendirmekten başka bir şey ifade etmiyor.

Bu yıllarda Frankfurter Zeitung gazetesi için yazmaya başlayan Esed, bulunmakta olduğu bu farklı coğrafyanın içyüzünü her geçen gün biraz daha merakla araştırmaya koyuluyor.

Ürdün, Mısır, Suriye, Filistin gibi birçok ülkeyi gezen genç gazeteci, kısa süreliğine bir ziyarette bulunduğu Avrupa'ya yabancılaşmaya başladığını ise ilk kez bu aşamada fark ediyor.

Avrupa'dan ikinci ayrılışından sonra ise bir belirsizlikten çok bir arayışa doğru yol alıyor Esed. İki yıl sürecek olan bu maceralı yolculuğunda tanıdığı Müslümanların nasıl yaşadığını öğrenip anladıkça İslâm hakkındaki kanaatleri de pekişiyor.

"Beni tehlikeden tehlikeye, rastlantıdan rastlantıya sürükleyip duran bu gezip dolaşmak düsturu, macera düşkünlüğünden çok, dünyada bana ait sukûn dolu köşeyi bulmak tutkusundan" diyen Esed için bu uzun ve çetrefilli yolculuklar sırasında başından geçen onca hadise ustalıkla örülmüş bir duvarın tuğlaları gibi, ileride dayanabileceği sağlam bir dayanak oluyor.

Avrupa'ya yaptığı son yolculuğunda artık kariyerinde oldukça ilerlemiş hayattaki problemlerini çözdüğü ölçüde ruhundaki problemlerin karmaşasına dalmış bir halde doğrunun ne olduğunu anlamak için çabalıyor. Batı insanının refah içinde fakat mutsuz hayatı, bolluk içinde fakat yoksun ve huzursuz hayatı ise onun düşüncelerinin en karmaşık yanlarından birini teşkil ediyor. Şimdi aklında tek soru işareti var bunca etkilendiği kitap, Kur'an gerçekten de Allah kelamı mı yoksa bundan 1400 yıl evvel yaşamış bir bilginin sözleri mi?

Muhammed Esed'in bu ziyaretinde özel hayatında bazı değişimler de oluyor. İlk eşi Elsa ile evleniyor ve ikinci kitabını yazması hususunda ısrarda bulunan gazetedeki işinden ayrılıyor. Eşiyle birlikte daha sade/sakin ve Kur'an üzerine yoğunlaştığı bir dönem başlıyor. Zaten çok fazla bir zaman geçmeden 1926 yılında Batılıların varlık içindeki yoksunluklarına dair sorularına bir cevap niteliğindeki "Tekasur Sûresi" ile karşılaşması üzerine bu kitabın Allah'tan başka bir kimseye ait olamayacağına kanaat getirerek İslâm'a giriyor. Ve bir daha geri dönmemek üzere Avrupa'dan ayrılıyor.

Hayatının bu evresi aslında her şeyin henüz çok başı diyebiliriz. İkinci evre ise, İslâm toplumu içerisinde geçirdiği hayatının büyük bir kısmını kapsayan evre.

Bu evrede Muhammed Esed, Arabistan Kralı İbn-i Suud'un en yakın arkadaşlarından hatta sırdaşlarından birisi olarak çıkıyor karşımıza. Onun topraklarında çıkan bir iç çatışma niteliğindeki Bedevi Ayaklanmasında İbn-i Suud'a önemli yardımlarda bulunuyor.

İran'da Rıza Şah Pehlevi ile tanışıyor. Ve yine Büyük Senûsi hareketi ile birlikte Libya Bağımsızlık Mücadelesinde aktif rol oynuyor. Sireneyka da Ömer Muhtar'la görüşüyor.

Tüm bunlardan bahsederken o ülkelerin tarihleri mücdelelerini de anlatan Yazar, bize belgesel niteliğinde bir eser sunmakta.

Hikayesi Mekke'de tamamlanan kitabın içeriği ve dili okuyucusunda kalıcı bir etki bırakıyor.

İstifadeli okumalar...

Mekke'ye Giden Yol
Muhammed Esed
İnsan Yayınları
Esra Şen - 01.06.2011

,

7663

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Yorumlar
  • Enes Yalçın 2011.06.01 19:11

    Merhaba,

    Bir şeyi belirtmek istedim. "(...)belkide. Berlin de(...)". Yazınızın 5. paragrafından aldığım şu kısımda birleşik yazılan ilk "de"nin ayrı, ayrı yazılan ikincisinin de birleşik yazılması gerekiyordu. Sehven oluyor böyle hatalar, kusur bulup gıcıklık yapmak değil niyetim. Sadece birazcık daha dikkat etmenizi sağlayarak benim gibi çıkıntılardan kurtarmaya çalışıyorum sizi. (bir önceki cümle bir paradoks ihtiva eder mi? :))

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin