Merhaba Hüd Hüd

Merhaba Hüd Hüd

Merhaba Hüd Hüd

04.05.2016 - Alıntı
Merhaba Hüd Hüd

Beyaz Arif Akbaş yazdı.

Kitaptaki sembolik dilde, Simurg, kuşlar padişahının bizzat kendisidir. Bülbül ise hakikatin sözcüsü olmaya çalışan zavallı bir biçare. Papağan, güzel elbiselerin ve ziynetlerinin arasında kendisini beğenmiş, simge ve imge dünyasında boğulmuş insandır. Tavus kendisine hayranlığı anlatırken, ördek yani ibadetin gayesini anlamamış zahirperesti simgeler. Kekliğin özrü ise tane tutkusudur. Yani tuzaklar.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Şeyh Galip gibi mutasavvıfların eserlerini okurken bu zatların kitaplarında bazen Ferîdüddin Attâr hazretlerine yapılan göndermelere rastlıyordum. Yıllar önce dedemin küçük kütüphanesindeki Beydeba'nın “Kelile ve Dimne”sinin yanında Mantıku't-Tayr'ını görünce kitabı alıp şöyle bir baktığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Sonradan fark etmiştim ki rahmetli dedem, fabl türünün hikmetamiz tarzının en meşhur eserlerini bir araya toplamıştı.

Yaşlı kütüphane'nin bu rafında neler yoktu ki; Mesnevi'nin Farsça özel bir baskısı, Mahabbarata ve Ramayana, Binbir Gece Masalları, Ezop Masalları, La Fontaine'ın Osmanlıca kısa fablları, Şeyhî'nin Harnamesi, Muhammed Bakir'in Kedi ve Fare’si, Sadi'nin Gülistan ve Bostan'ı, Gülşenname, Şemsettin Sivâsî'nin Deh-Murg'u, Ali Şîr Nevâî'nin Lisânnu't-Tayr'ı. Hatta Ahmet Mithat'ın “Kıssadan Hisse”sinin ilk baskısı bile vardı. Dedem, uzun kış gecelerinde, mum ışığında gözlüklerini takarak bu hikâyelerden bazılarını bize okurdu. İnternetin olmadığı zamanlarda bu hikmetli hikâyeleri dinleyerek büyümüştüm.

Geçen kitapçıları dolaşırken eski günlerden kalma tadı taşıyan böyle bir eserle karşılaştım. Mehmet Çelik'in çevirdiği “Merhaba Hüdhüd” Ferîdüddin Attâr'ın hikmetli hikâye anlatıcılığı bağlamında yazdığı önemli bir nazım. Bundan tam bin küsur yıl önce yaşamış olan Attâr, kadim Şark'ın mazmun-remiz ve alegorik üslubunu tasavvufla uzlaştırarak parçadan bütüne varan bir hikmet anlayışını geliştirmişti. Yukarıda da bahsettiğim gibi Mantıku't-Tayr'ın Türkçe'de birçok çevirisini görmeme rağmen ki bu kitapta sadece kuşlarla ilgili bölümleri nazmen tercüme edilmiş olmasıyla ayrı bir özelliği vardı. Mütercimin kitaptaki şiirleri, Gölpınarlı tarzıyla değil de, şiir gibi çevirmiş olmasıyla da bir hayli beğenimi kazandığını söyleyebilirim.

Mitolojik Bir Kuş: Simurg

Si, Farsça'da “otuz” manasına gelen bir sözcük. Murg ise “kuş” demekmiş. Simurg “otuz kuş” anlamına gelen farsça bir (terkip) tamlamadır. M. Çelik'in ifadesiyle söylersek; “Mantıku't-Tayr, otuz kuşun hakikat yolculuğunda birliğe varmalarının hikâyesidir. Şarkın mecazi hakikatinin yolu efsanelerden geçer. Attâr'ın, kuşlarının kanatları hakikatin can yakan ateşine dayandı mı bilmem, fakat hakikat kimyası can feda etmeyi ister. Efsane-i Mecnun-ı Leyli'den usanmış bir çağın, aşkımıza majör depresyon diyen psikiyatristleri arasından uzayarak gerçeğe ulaşabilecek miyiz?”(s.7) Zannetmiyorum, bu çağda aşk doğru anlaşılabilsin Simrug gibi bir kılavuzumuz olmadan. Eski kayıtlarda Simurg’un ölümsüz olduğu ve Bilgi Ağacı'nda bir yuvası bulunduğundan bahsedilmiştir. Firdevsî'nin meşhur eseri Şahname'de (Şahların Kitabı) Simurg en tanınmış halini almıştır. Ve bu haliyle divan şiirinin en bilinen mitolojik kuşu yine Simurg’tur.

Attâr'ın kitapta anlattığı tüm kuşlar duydukları bir efsanenin peşinde Simurg’u yani bilgiyi aramaya çıkarlar. Hani “Aramakla bulamazsın, ama bulanlar arayanlardır.” derler ya. Önemli olan niyet ve bir menzile girmektir. Kuşları engelleyen şey felsefe değildir. “Her birinin ayrı bir mazereti vardır. Bunlar kuş mu? Kuş değiller elbet. Her biri bir insan tiplemesi. Gerçeğe giden yolda önlerinde engelleri var, heyecanları var. Sığındıkları mazeretleri. Bütün bunlara rağmen geri durmazlar gerçeği aramaktan.”(s.8) Tüm bu arayış içindeki kuşlara karşı koymaya çalışan bir bilge olarak karşımıza çıkıyor Hüdhüd. Ten kafesinde duran ruhumuz da aslında bir kuştur: Asıl vatanını özleyen ve her daim bir vuslat içinde bulunan. Ayrılığın ve bitmeyen bir aşk hikâyesinin timsalidir Hüdhüd.

Hüdhüd ile Diğer Kuşların Arkadaşlığı

Attâr'ın kitaptaki sembolik diline değinecek olursak, Simurg, kuşlar padişahının bizzat kendisidir. Bülbül ise hakikatin sözcüsü olmaya çalışan zavallı bir biçare. Papağan, güzel elbiselerin ve ziynetlerinin arasında kendisini beğenmiş, simge ve imge dünyasında boğulmuş insandır. Tavus kendisine hayranlığı anlatırken, ördek yani ibadetin gayesini anlamamış zahirperesti simgeler. Kekliğin özrü ise tane tutkusudur. Yani tuzaklar. Baykuş, her daim riyazete çekilip elini, eteğini dünyadan çekerken, serçe kuşu bir kere kapılmıştır aşağılık kompleksine. Daha sayamadığım diğer kuşlar Hüdhüd'e, Simurg'u ararken yol arkadaşlığı ederler.

Hikâye bu, elbet her başlangıcın bir de sonu olacak. Kuşlar maceralarla dolu yedi vadiden geçtikten sonra imanı aşkına yenilmiş nice insanlarla karşılaştılar. Çölleri aştılar, fırtınaları geçirdiler ve birçok badireler atlattılar. “Birçok kuş yolda kaldı, bir kısmı geri kaldı, bir kısmı vazgeçti. Yalnızca otuz kuş tamamladı bu hakikat yolculuğunu. Simurg’u arayanlar anladılar ki, otuza bölünmüş haliyle karşılarında duruyor. Simurg, aslında otuz kuşun toplamından başka bir şey değil.”(s.13) Hikâye kısaca böyle bitiyordu.

Attâr’ın ifadesiyle söylersek;

Hak yolunda bir kuş olursan eksiksiz ve tamam

Sen kalmazsın, Hak'tır kalan v'esselam.

KUTU 1

Mantıku't-Tayr'ın girizgâh bölümünden;

Merhaba, ey yolu aydınlatan hüdhüd

Hakikat yolculuğunda vadi dolaşan hüdhüd.

Senin temaşan hoştur sabah yeliyle

Konuşman hoştur Süleyman’la kuş diliyle.

Vakıf olup da geldin sırrına Süleyman'ın

Sahip olup da geldin tacına sen sultanın.


Ferîdüddin Attâr
Alıntı - 04.05.2016

,

1083

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin