Meşşailik ve Temsilcileri Üzerine Kısa Bir Anlatım

Meşşailik ve Temsilcileri Üzerine Kısa Bir Anlatım

Meşşailik ve Temsilcileri Üzerine Kısa Bir Anlatım

21.01.2019 - Ferhat Özbadem
Meşşailik ve Temsilcileri Üzerine Kısa Bir Anlatım

Meşailiğin ne olduğunu en yalın şekilde ifade etmek istersek şöyle diyebiliriz. İslam felsefesinde/düşüncesinde Aristocu felsefeye Meşşailik denir. Meşşailik temel konularda İslam’ı merkeze alırken, yöntem olarak Aristoteles mantığını kullanır.

Kindi, Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi çok tanınan filozofların temsil ettiği bu ekol, Aristoteles’in Arapçaya çevrilen kitaplarının yanı sıra onun Yeni Platoncu yorumcuları tarafından yazılan şerhlerinden ve Aristoteles’e mal edilen sahte eserlerden de önemli ölçüde yararlanmıştır.

“Platon’un Arapçaya çevrilmiş olan yedi eserini de kullanan Meşşai filozoflar daima Platon ile Aristoteles felsefelerini uzlaştırma çabası içinde olmuşlardır. Bunun tek istisnası en büyük Aristoteles yorumcusu olarak tanınan İbn Rüşd’dür. Yöntem olarak Aristoteles mantığını benimseyen bu filozoflar, Tanrı-âlem ilişkisini farklı şekillerde yorumlamışlardır. Kindi yoktan yaratmayı savunurken, Farabi ve İbn Sina bu ilişkiyi Yeni Eflatunculuktan esinlenerek sudur teorisiyle açıklamışlar, İbn Rüşd ise sürekli yaratma nazariyesini gündeme getirmiştir. Hepsi de akılcı/rasyonalist olan Meşşai filozoflar vahiy, peygamberlik ve din olgusunu tanıdıklarından teist felsefeyi ve akıl ile naklin/felsefe ile dinin uzlaştırılabileceğini savunmuşlardır.” (Kaya, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, 2004: 393-396)

Meşşailik Felsefesi

İslam tarihinde/düşüncesinde "felsefe" denince ilk akla gelen düşünce akımı Meşşailik akımıdır.

“Bu düşünce sistemi tabiat felsefesine paralel olarak ortaya çıkmış ve çok kısa bir sürede en uygun felsefi bir sistem halini almıştır.

Çağının bütün felsefe meselelerine bünyesinde yer veren Meşşailik, mantık ve matematiğe dayanır. Yani onun esas karakteri akılcı olmasıdır.

Meşşai terimce, Grekçe "Peripatetisme" kelimesinin Arapçada aldığı karşılıktır.

Temsilcileri

El Kindi (801-873)

Eflatun ile Aristo’yu birleştirmeye çalışır.

Basra ve Bağdat’ta okudu.

İran kültürü ve Yunan felsefi düşüncesinin etkisi altında yetişti.

Her ilmi öğrenmeye çalışmış ve her alanda kitaplar yazmıştır.

Dinleri de mukayese ederek onların hepsinde bütün âlemin bir ve ezeli olan İLK SEBEBİN eseri olduğu itikadına ulaştı.

Kindi ’ye göre Âlem yaratılmıştır.

Allah’ın âlemi yaratmasında birçok vasıtalar aracılık eder.

Kâinatta her şey birbirine sebep sonuç zinciriyle bağlıdır.

Bütün faaliyet gerçek akla aittir. Bu akıl maddeyi kullanır.

Bu kullanma maddi âlemle ilahi âlem arasında orta mertebede bulunan nefs ve ondan sudur eden felekler âlemiyle olur.

İnsan nefsi de bu tümel nefsten doğar ve ruhsal bir cevher olduğu için bedenden bağımsızdır.

İnsan nefsi yok olmayan basit bir cevherdir. Akıl âleminden his âlemine inmiştir.

Farabi (Farab, 870- Şam, 950)

Muallim-i Sani olarak yani İkinci Hoca olarak geçer.

Muallim-i Evvel ise Aristo’dur.

70 kadar dil bilen Farabi musiki hakkında da matematik alanında geniş bilgi sahibidir.

Metodu eklektiktir, sentez yapmıştır.

Bu sentez:

1.Yeni Eflatunculuk’u Aristo ile uzlaştırmıştır

2.Eflatun’un İdeaları ile Aristo’nun fert ve dünyadaki cevherini uzlaştırmıştır.

3.Yunan felsefesini İslamiyet ile uzlaştırmıştır.

Farabi; Yunan felsefesi ile İslam felsefesini «kader» kavramında birleştirmiştir.

Farabi’ye göre felsefe bir ve her şeye şamil varlık ilmidir.

Bu ilmi elde eden de Allah’a benzemeye başlar.

Felsefe yapmak isteyenlerin içlerinde hakikat aşkını taşımaları, bunun için de her şeyden önce nefslerinin ıslahı yoluna gitmeleri gerekir.

Onun için kendisini nefsin ıslahına vakfetmiştir.

Farabi bilgiye büyük önem atfederek, insanların ahirette erişecekleri mevki ve mutluluğun bilgi derecesiyle münasip olacağını söyler.

Ona göre Âlem yaratılmıştır. Bu yaratılış Allah’ın suduru manasındadır. Âlemin yok oluşu da Allah’a rücu demektir.

Sudur daima faaliyette bulunan Allah’ın ezeli bilgisi ve düşüncesinin sonucudur.

Mümkün varlıklar Allah’tan, ilk varlıktan sudur etmişlerdir.

Allah, varlık taşkını yoluyla evrendeki bütün varlık düzenini 'doğal bir zorunlulukla' meydana getirir.

Allah’ın cömertliğinin sonucu oluşan evren, Allah’ın değerine hiçbir şey katmaz.

Allah, Farabi'nin sisteminde her şeydir.

Allah seven, sevilen ve sevgidir. O bilen, bilinen ve bilgidir.

Ona göre Allah gizli değildir, her yerde mevcut ve aşikardır.

Fakat tecellisinin şiddetinden dolayı batındır.

O’nu duyularımızla göremeyiz ve duyularımızla idrak edemeyiz.

İnsan küçük alem, alem büyük insandır. (micro kozmos – Makro kozmos)

Bu görüşü ile özellikle İbn Arabi’ye etki yapmıştır.

Sadece Meşşai felsefesine değil Kelamcılara, Ahlakçılara, Mutasavvıflara ve İşrakilere de etki yapmıştır.

İbn Sina, İbn Bacce, Gazali, Suhreverdi, İbn Arabi etkilediklerinden bazılarıdır.

Batıda ise Alpharabus olarak bilinir.

İbn Sina (Buhara 980 – Hemedan 1037)

21 yaşında kitap yazmaya başladı, ilim sistemlerini ortaya koydu.

Batıda Avicenna olarak tanınır, eserleri tercüme edilmiştir.

Felsefesinin her yerinde akılcılık ve amprizm bütünlüğünü ortaya koyar.

Akılcılığını Farabi’den, tecrübeciliğini Razi’den alır ve ikisini birleştirir.

Tekamül istikameti Meşşailik’ten İşrakilik’e doğrudur.

Fikir bakımından Farabi, İbn Sina’dan üstündür.

Metodik eserler vermek bakımından ise İbn Sina üstündür.

Ona göre ruh ölümsüzdür.

Bedenden ne önce ne de ayrıdır.

Kemale ermesi araştırma ve kazanma iledir.

Ruhun bedenle birleşmesi kendine has kemalleri elde etmek yolunda onu araç olarak kullanmak içindir.

Ruhun kendine mahsus melekeleri vardır, ruhla beraber devam eder.

Ruh bedenden ayrılınca ulvi âlemle birleşir ve onun güzelliğine bürünür.

Sudur teorisi «Birden bir çıkar» prensibine dayanır.

Vücud birdir.

Bu birden çokluk çıkmaz.

İlk bir, Vacib’ül Vücud olan Allah’tır.

Bu birinci birden ancak bir çıkar ki bu da akıldır.

Çokluk bu akılla başlar.

Bundan diğer bir akıl ve felek ve nefs çıkar ve böylece devam eder.

Ve her akıldan da üç şey çıkar:

Akıl, nefs ve cisim.

Yani kısaca:

1-Allah

2-İlk Akıl

3-Fa’al Akıl (bütün âlemin nefsi ve bedenidir.)

Ona göre; ölümden sonraki hayat, ruhların sudur ettikleri ilk prensibe dönmeleridir.

Gazali, bu konuda Farabi ve İbn Sina’ya çok hücum etmiştir.

Ruh, manevi bir cevherdir, basittir ve yok edilemez.

Bedenin yok olmasından sonra da devam eder.

Maddeden ayrıdır, beden ruhun kendini geliştirdiği aletidir.

Ruhun bütün işi alışkanlıklar kazanmasıdır.

Beden ihtiyarlayınca ruh bütün kuvvetini kazanır.

Nefsler temizlenirse ruhlar en büyük saadete kavuşur.

İbn Rüşd (Kurtuba, 1126 – Merakeş, 1198)

Aristo şerhlerinden dolayı batı nazarında en büyük İslam filozofudur.

İbn Rüşd’ün felsefesi İbrani ve Latin dillerine tercüme edilmiş ve adeta bir İbn Rüşd felsefesi meydana gelmişti.

Latinler nazarında Aristo kadar itibarı vardır. Averreos olarak bilinir.

Onun felsefesi Eflatuncu şarihlerin teorileriyle karışmış Meşşai felsefesidir.

Ferdi nefslerin ebedi olup olmadıkları meselesi, Aristo felsefesinde olduğu gibi İbn Rüşd ‘de de katiyyetle tespit edilmiş değildir.

İnsan mutlak olarak hür muhtar olmadığı gibi mutlak olarak da kayıtlı ve kadere bağlı değildir.

Nefs bedeninde mutlak hür ve muhr-tardır.

Haytın dış olayları bakımından ise insan sınırlı ve kayıtlıdır.

Kadınların da erkekler gibi fikirlerinde, iradelerinde ve hareketlerinde hür olmaları gerektiğini savunur.”( KAYNAKLAR: 1-Dr.Cavit Sunar, İslam Felsefesi Dersleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları 2- Prof.Dr.İbrahim Agah Çubukçu, İslam Düşünürleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları 3- De Lacy O’Leary, İslam Düşüncesi ve Tarihteki Yeri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları 4- http://www.islamansiklopedisi.info (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi internet sayfası)

Seyyid Hüseyin Nasr (Üç müslüman bilge adlı kitabında), “Meşşaîlik’i anlatırken öne aldığı El Kindî’den sonra; el Belhî, el İstahrî, İbn Havkal gibi düşünürleri de anıp alimler tarafından “İkinci Öğretmen” diye anılan Siyaset felsefecisi Farabî’ye, ondan da er Razî, Birunî, Harizmî, İbn Nedim gibi mantıkçı ve ansiklopedistlere ve nihayet İbn Sina’ya geçer. Tüm bu kişiler ve daha nicesi ile İhvan’üs Safa, İbn Sina için birer öncüdür.

Batı’da Avicenna diye bilinen ve müslümanlarca Hekimler Sultanı diye anılan İbn Sina’nın Orta Çağ skolastik felsefesinin temellerini attığı, Hipokrat ve Galen tıp geleneklerini birleştirdiği kabul görmektedir.

Varlıkbilim (ontoloji) evrenbilim, melekler bilimi, tabiat bilimleri, matematik, psikoloji ile din ve vahiy ilişkisi, batınî felsefe gibi ana başlıklarla İbn Sina’nın hayatının yanı sıra görüşlerini de aktaran Nasr; onun kurduğu okul ile de Meşşaî felsefesine ve İslam tefekkür dünyasına yaptığı katkıyı aktarır okuyucuya.”(Alper Gürkan, Derin Düşünce)

Arapça ‘da yürümek anlamına gelen “meşy” kökünden türemiş olan Meşşai kelimesi çok yürüyen anlamına gelir. Meşşailerin kendilerine yürüyenler demelerinin sebebi, gerek Aristo’nun gerekse Platon’un yürüyerek düşünmeyi ve ders anlatmaları olduğunu söyleyen bir görüş vardır.

Meşşailik, Kindi'den İbn Rüşd'e kadar bir fikir/felsefe/düşünce çizgisidir. İlk dönemde Süryani ve Nasturiler kanalıyla Abbasilerin Aristo mantığı ile tanışması Meşşailiğin zeminini oluşturmuştur diyebiliriz. Sonradan Platon düşüncesinin de etki etmesi ile Yeni Eflatunculuk olarak varlığını devam ettirmiştir.

Klasik islam düşüncesi ile Meşşai felsefenin birbirinden ayrıldığı temel konuların başında “Kıdem-i alem” konusu gelir. Klasik islam düşüncesinde alemin yaratılmış olduğu inancı vardır. Meşşailer ise sudur felsefesini/görüşünü savunur. Sudur felsefesi Kindi ve İbn Rüşd’de görülmez. Meşşai felsefenin temsilcilerinden olan Farabi’nin fikirlerinde sudur felsefesi görülür.

Farabi’nin düşüncesindeki sudur felsefesine göre; en üstte, mutlak varlık ve bir olan Allah; ardından ikinciler, kozmik akıllar olarak görülen, maddeden uzak, ruhani varlıklar, kısaca melekler; en altta, heyula, yani mükemmelliğin uzağında şekilsiz ilk madde ve maddi alem vardır. Klasik islam düşüncesi bu görüşü red eder. Vahyi güvenilir bir bilgi kaynağı olarak kabul eden Meşşailer için ruhani varlıkların Allah ile maddi alem arasında aracı kılınmasının bir örneği vahiy meleği Cebrail'dir. Burada klasik islam düşüncesini karşı çıkmaya iten yansa bu aracılığının şekli. Yani bu aracılığının Allah için gerekli, zorunlu kılınmasıdır. Klasik islam düşüncesi bunu reddeder.

Meşşai felsefeyi ve temsilcilerini eleştiren islam düşünürlerinin başında Gazali gelir. Gazali, Filozofların tutarsızlığı (Tehafütü'l-felasife) adlı eserinde Meşşai felsefenin görüşlerini çürütürken, Meşşai felsefe savunucularına çok ağır eleştiriler getirir.

Gazali, Meşşailerin; evrenin ve zamanın ezeli olduğu, Allah’ın bilmesini, yaratılmışların bilmesiyle eş tutup Allah’ın bilgisini sınırlamaları, ruhun basitliği ve gayri maddiliği tezine dayanarak, ahiret hayatının sadece ruhani bir hayat, ahiret mutluluğunun da akli ve manevi doyumlardan ibaret olduğu yönündeki fikirleriyle cismani dirilişi reddetmeleri, Kuran’ın, duyu hazları ve elemleriyle ilgili tasvirlerini, halkın ahlaki terbiyesini amaçlayan semboller olarak değerlendirmeleri gibi görüşleri sebebi ile çok ağır eleştirir ve bu ekolü islam dışı bir ekol olarak nitelendirir.

Ferhat Özbadem - 21.01.2019

,

2332

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılında Adıyaman?da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman'da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli üç çocuk babasıdır.

zeynepder.org, haberdurus.com, gulder.info, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sayfalarında belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri:

  • Ebrulim
  • Kur'an'ın Gölgesinde Hz. Muhammed
  • Cennetin Yolu
  • Kur'an'ı Nasıl Okumalı
  • 40 Esas 40 Düstur
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin