Mevlana - İnci Şahin

Mevlana - İnci Şahin

Mevlana - İnci Şahin

02.08.2011 - Fatmanur Demir
Mevlana - İnci Şahin

Aşk deniz çömlek gibi kaynatır. Aşk, dağı kum gibi ezer, eritir. Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar. Aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir. (Mesnevi)

Bir gece aşka; “Sahi sen kimsin?” diye sordum.
O: “Ben ebedi hayatım; devam eden mutlu hayatım.” dedi.

Bu aşk uğruna yıllarca döndü ve döndürdü aşk erbaplarını. Seması arzı deldi geçti ulviyetiyle. Gönüllerin ak olmasına işareten beyazın temsilcisi oldu hilkatiyle. Aşk dedi, hu dedi, hay dedi ve gönüllere diriliş nefhası üfledi tılsımlı nefesiyle. Mevlana’ydı o. Mevla’nın adıyla yüreğindeki sızının dışavurumu olan “Ay” kelimesinin birleşmiş haliydi. Ya da ismin aşk da, meşk de yitirilişiydi.

Sarığım, cübbem, başım / Üçü de on para etmez / Benim ismimi cihanda / İşitmedin mi sen? / Ben kimse değilim / Ben yokluğum. ( Divan-ı Kebir ) diyerek varlığın yoklukta, yokluğun da varlıkta kaybolabileceğini gösterdi hayatıyla. 13. yüzyılda karanlık gecenin sabahına bir ışık oldu. Güneşten önce doğdu dünyaya. Herkes onun aydınlığıyla açtı gözlerini. Belh, Mevlana’nın ayrılık sancısı çekerek dünyaya gelişine şahit oldu. Kısık iniltilerine kilitlendi hakikate açık kulaklar. O günden sonra Mevlana üç evrede geçirdi hayatını.

Hamdım, Piştim, Yandım Elhamdulillah…

Mevlana babası Bahaeddin Veled’in yanında hamlık devresini geçirir. Öyle ki, babası da devrin büyük âlimlerinin başında geldiği için “Sultanül Ulema” unvanını almış bir zattır. Böyle bir babanın kucağına doğar ve terbiyesinde yetişir. Sonradan yaşayacağı harikulade güzelliklere hazır olabilmesi için bu dönem bir provadır aslında. Gönlü aşka hazırlamak, yokluğa münhazır hale getirmek evvela babaya düşmüştür.

Takvimler 1244’ü göstermektedir. Ve Şemseddin Tebrizi Hz. hamlıktan pişmeye kadar yol kat etmiş Mevlana’yı yakmaya, kavurmaya gelmiştir. Ardı sıra lavları sürüklemiş, sırtına ateş toplarını yüklemiş olarak gelir. Ve ilk topunu fırlatarak Mevlana’nın “Ben iki defa doğdum; bir defa Şems’de bir defa aşk da dediği doğum başlar. Birinci doğumun ardından her gün, her saniye durmadan atılan, yüreği yakan, kül eden ateş topları dur durak bilmez. Mevlana Şems’in ışığına o kadar kapılmıştır ki, gözü başka hiçbir şey görecek halde değildir. Bu, müritlerinin oldukça sinirlenmelerine sebep olur. Mevlana onları teskin etmek adına Divan-ı Kebir adlı kitabında şöyle cevap verir.

“Halk böyle olmaması gerek diyor.
Ben de böyle değildim; fakat ne yapayım, beni bu hale o getirdi.
Önce küpümü kırdı, sirkemi döktü, bana ziyan ettirdin diye feryat ettim.
O bir tek küpün yerine yüz tane can küpü ihsan etti de beni sevindirdi. (Divan-ı Kebir)

Mevlana aşkın nasıl yaşanması gerektiğini, aşk da mevcut cismin yok olduğunu ve yokluğun tadının doyumsuz olduğunu vurguladı her dizesinde. Şems’le başladığı semanın ruhlarda bıraktığı ulvi güzellikleri yaşadı ve ebedi bir tat bıraktı insanlığa. Vefatından sonra aşkı arayan, yokluk katmanında ruhunu var etmek isteyen her gönül döndü durmadan.

Yazar kitabı yazarken Mevlana’nın yokluk diye bahsettiği hale talip olduğunu her satırında belli ettirmektedir. Ya Mevlana onu sarıp sarmalamış, ya da yazar Mevlana semasında kendini kaybetmiştir. Çünkü edebi bir anlatımla, deruni anlamlar yüklü kelimelerle anlatır bu muazzam aşkı. Ayrıca Mevlana kendi hayatını üç evreye ayırdığı gibi yazar da yöntem hırsızlığı yapıp, Mevlana’nın yaşadıklarını üç bölüme ayırarak kitabı akıcı ve kolay anlaşılır bir hale getirmiştir. Okuyanın hem bir sayfa sonrasını merak ettiği, hem de bitmesini hiç istemediği bir kitap çıkmıştır ortaya.

Ardından Mevlana’yla Şems’in ayrılık hikâyelerini anlatır hüzünle. Belli ki yazar, ah dolu bir yürekle yazmıştır bu olayı. Mevlana’nın oğlu ve arkadaşları Şems’i öldürerek Mevlana’ya en büyük kötülüğü yaparlar. Mevlana mecnun misali şemsi arar. Seslenir sesinin ulaştığı her mekâna. Ancak sesine cevap veren yoktur. Sadece sesin aksi döner kendisine ve işte o zaman fark eder yanlış yaptığını.

“Niçin ben veya o diyeyim ki? Ben o değil miyim ve o ben değil mi sanki? Evet, her şey ondadır şüphesiz ve ben de onunlayım şeksiz… Bedenlerimiz uzaksa da birbirlerinden, vücutsuz, cansız, bir tek ışık fışkırır ikimizden… Mademki ben oyum, neyi arıyorum? Bizzat oyum, şimdi kendim konuşuyorum. Elbette ya, zaten ben kendimi arıyordum…”

Oğlu Alâeddin’in böyle bir şey yapmış olması Mevlana’yı kahretse de, bu düşüncelerden sonra anlar aradığı şeyin bizzat kendi varlığı olduğunu. Şems’in varlığında kendini, kendi varlığında Rabbini aradığını. Şems Mevlana’yı yücelere çıkarmak için sarkıtılmış bir ip mesabesindedir aslında. Asıl maksuda ulaştırmak arzusuyla bir göründü bir zaman da uzaklaştı Mevlana’dan. Mecnun’un Leyla’da Mevla’yı bulması gibi diriltici bir aşk yaşadı Mevlana Şems’e karşı.

Şems’in vefatının hemen ardından eşi Gevre Hatun’u da kaybeder Mevlana. Çalkantılı günler geçirir bir süre. Med cezirlerde olan yüreğini ancak şiir teskin eder. Aşkla, şiirle geçen ömür yine şiirle son bulur. Ve Mevlana ömrünün son demlerinde oğlu Sultan Veled’e şiir okuyarak ruhunu teslim eder.

“Sonsuzla düğünümüzdür ölümümüz” (Divan-ı Kebir)

Mevlana
İnci Şahin
Semerkand Yayınları
150 sayfa

Fatmanur Demir - 02.08.2011

,

3234

Fatmanur Demir Hakkında

Fatmanur Demir

Zamanının çoğunu hizmete ve kalem-kağıda vermeye çalışan biri... Yazıyı ihtiyaçtan öte bir sevda, kalemi de İnce belli yarim olarak adlandıran ve zamanın cihadının da kalemle yapılması gerektiğini düşünen bir mücahide...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin