Militarist Modernleşme'den Notlar 1

Militarist Modernleşme'den Notlar 1

Militarist Modernleşme'den Notlar 1

12.08.2013 - Alıntı
Militarist Modernleşme'den Notlar 1

19. Yüzyılda ve 20. yüzyılın başında milliyetçilik üstüne yazanlar, daha çok bunun “ideoloğu” gibi yazdılar. Başta Herder ve Fichte'den Carlyle'a kadar evrensel etkileri olmuş yazarlar, ama aşağı yukarı her etnik topluluktan kendi milleti adına konuşan yazarlar (bunların arasında edebiyatçıların, şairlerin, sanatçıların da önemli yeri vardır) ideolojinin temel taşlarını yerine koydular. Ernst Renan (1823-92; Ünlü Sorbonne konferansı, “Qu'est-ce qu'une nation” un tarihi 1882'dir) belki bu “ideolog”lukla araştırmacılık tutumlarının ayrışmaya başladığı noktada durur. Aslında Renan'ın ikinci tutumun ilk örneği olduğunu söylemek daha doğru olabilir, ama okurları, eski ideolojik ihtiyaçlarına uymaya devam ederek, onun da bu ideolojinin en yeni ideoloğu gibi bağırlarına basmışlardı.

20. yüzyılın sonunda milliyetçilik, çoğumuz için epey de beklenmedik biçimde bir kere daha “patlak verdi” -bu Türkçe deyim, milliyetçiliğin “ikinci bahar”ının tarzını iyi betimliyor-. Dünyada bir bölük ülkenin yeterince milliyetçilik yapıp hevesini aldığını, sosyalizmle birlikte birçok insanın da bu ideolojiyi aştığını düşünürken, çoğu da “sosyalist” bilinen ülkelerden doğan bir dizi “şiddet dolu” olay, Kafkasya ve Balkanlar, kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gösterdi. Bu dönemde bir furya olarak birçok araştırmacı konuyu yedine ele alma gereğini duydu. Ancak 20. yüzyılın son çeyreği içide yazılan bu kitaplarda “araştırmacılık” ağır basıyordu. “İkinci geliş”in de kendine göre ideologları olmuştur mutlaka. Türkiye'de bunun nasıl bir ortam yarattığını gördük ve görmeye devam ediyoruz. Ama şimdi milliyetçiği kendisi de milliyetçi olarak ele alanlar arasında bir Renan çıkmadığı gibi, bir Fichte veya Herden de çıkamıyor. Yalnız Türkiye çerçevesinde bakarsak, Gökalp veya Tekinalp'in, Zeki Velidi veya Sadri Maksudi'nin hatta Nurettin Topçu veya Atsız'ın “teorik” çapında hiç kimse görünmüyor.

Bu ikinci dönemin milliyetçilik araştırmalarında Benedict Anderson'un Imagıned Communities (1983) (Hayal Edilmiş/Muhayyel Cemaatler) sanırım en etkili kitap oldu. Geniş ölçüde katıldığım ve benim de benimsediğim bu kitabın başlıca argümanı “millet”in, bize sürekli anlatıldığı gibi “doğal” bir topluluk olmadığı, kendiliğinden öylece oluşmuş, ezelden ebede varolacak bir şey olmadığıdır. “Muhayyel” kelimesi de bunu anlatır. “Milletinsan topluluklarının, belirli bir yer ve zamanda, belirli koşulları oluşması sonucunda aldığı biçimdir; yani “doğal” değil “tarihi”, “verili” değil “yapma”dır. Bir somut evre'nin ürünüdür. Anderson'a göre yakın çağlarda gittikçe artan iletişim imkanları, örneğin matbaanın gelişmesi, “matbuat”ın çoğalması ve böylece bir “kamuoyu”nun oluşması, kendimizi bir “millet” olarak hayat etmemizi kolaylaştıran öğeler olmuştur.

Anderson'un bu kitabı genel olarak milliyetçiliğin çıkışını açıklıyordu. Yaygın okunu ve etkili oldu. Birbiri ardından, bu kitabın adına gönderme yapan başka kitaplar yazıldı ve yayımlandı. Örneği Maria Dodorova
Imaginin The Balkans'da (1997) Balkan milliyetçilerinin nasıl ortak motiflerle farklı milletlerin sözcülüğünü yaptığın anlattı. Şimdi kendi kitaplığımın raflarına bakıyorum: Bir kısmı bu kitabın bibliyografyasında yer alcak bazı kitap adlarında “imagined” veya ona yakın kavramlar görüyorum. Örneğin Gluck'un Japan's Modern Myths'i (1987) bundan çok uzak bir şey anlatmıyor. Ama Ian Buruna'nın Inventing Japan'ı (2004) da var. Bu “invention” icat kavramı da çok popüler: Arvond Das'dan India Invented (2005) gene bu espriyi sürdürüyor. Alain Dieckhoff'un The Invention of a Nation'ındaki (2002) icat edilen millet ise İsrail. Ama V. Y. Mudimbe'de bir kitap “keşif” değil icat ediliyor: Invention of Africa (1988) ile The Idea of Africa (1994).

Bu kalabalık gruba karşı oldukça yalnız bir biçimde - “kahramanca” demeli- direnen bir “milliyetçilik teorisyeni” Anthony Smith. Uzun süredir London School of Economics'te çalışan Smith milliyetçi ideolojiye bu kalabalık gruptan daha dostane bir gözle bakmıyor. Hatta belki onun için mücadele ediyor; çünkü Smith'e göre bu ideoloji öyle hayale falan dayanmayan, kökleri de matbaanın “icad”ından çok daha gerilere uzanan ciddi bir fenomendir. “Hayal” mayal diye hafife almaya gelmez.

Murat Belge, Militarist Modernleşme, 100-102 sh

Alıntı - 12.08.2013

,

1958

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin