Modern Anlatının Asıl Kaynağı Makameler Üzerine

Modern Anlatının Asıl Kaynağı Makameler Üzerine

Modern Anlatının Asıl Kaynağı Makameler Üzerine

10.11.2020 - Ethem Erdoğan
Modern Anlatının Asıl Kaynağı Makameler Üzerine

“Bediu’z-Zamân el-Hemezânî’nin Makâmeleri” eserine başladığımda ‘makame’ kelimesi üzerine belli bir intiba edindim aslında. Hatta kıt Arapça bilgimle “ikame” ile “makam” ile de ilinti kurdum. Makamlar üzerinden bir müzik çağrışımı da oluştu aklımda. Ancak bu konuda sağlam bir kaynaktan bilgi edinip aktarma gereği vardı. TDV İslam Ansiklopedisinin makame maddesinde enteresan bilgilere ulaştım.

Şu bilgilerden söz ediyorum: Sözlükte “kalkmak, ayakta durmak” mânasındaki kıyâm kökünden türemiş bir isim olan makāme, “bir araya gelmiş bir grup insan, bunların bulunduğu veya oturduğu yer” anlamına gelir. Zamanla bu yerlerde söylenen sözlere de makāme denmiştir. İslâm devletinin güçlenip genişlediği, buna paralel olarak nüfuz, servet ve refahın arttığı, israfın ve adaletsiz uygulamaların başladığı Emevîler döneminde bazı zâhidler üst düzey yöneticileriyle temas etme imkânlarını aramış, çeşitli meclislerde onlara öğüt çerçevesinde hitap etmeye başlamışlardır. Zâhidler bu konuşmaları güzel, sağlam ve etkili bir Arapça ile yapıyor, sözlerini Kur’an’dan, hadisten, Arap şiiri ve darbımesellerinden naklettikleri örneklerle süslüyorlardı. Böylece makāme Emevîler devrinde halifeler, vezirler, valiler gibi üst düzey yöneticilerinin huzurunda yapılan zühd ve takvâ hitabeleri olarak ‘huzurda duruş; huzur konuşması’ anlamını kazanmıştır.”
Yukarıdaki bilgiler bize MAKAME’nin bir tür olarak ortaya çıkışını açıkça anlatıyor. Ancak onuncu yüzyılda yaşamış bir Arap edebiyatçısı olan Bediu’z-Zamân el-Hemezânî’nin tür olarak makameyi ortaya çıkardığı kitapta anlatılıyor. Bu eser klasik Arap edebiyatının anlatı türündeki başyapıtlarından biri olarak kabul edilmiş. Kitapta da Makâmât (Mâkâmeler) adlı eserinde yer alan, yazarın elli bir makâmesinin Türkçe çevirisini içermektedir.

TDV İslam Ansiklopedisinin “makame” maddesindeki bilgilerden devam etmek istiyorum: IX. yüzyıldan itibaren makâmenin vaaz ve hitabe özelliğini kaybetmeye, bunun yerine eğitici, öğretici, etkileyici ve eğlendirici yönü ağır basan “dilenci hitabesi” hüviyetine bürünmeye başladığı görülmektedir. Eskiden olduğu gibi içinde âyet ve hadislerden yapılmış iktibaslar bulunmakla birlikte makâme nasihat içeren konuşmalar niteliğinden çıkarak edebî bir tür haline gelmiştir. Bu türün özelliklerini, bir olay etrafında şekillenme, hayalî bir râvisi, her konudaki bilgisi ve güzel konuşmasıyla insanları kendine hayran bırakan, dilenci hüviyetinde hayalî bir kahramanı bulunma, dilin inceliklerini, özellikle dildeki garip kelimeleri öğretmeyi hedefleme, nahiv bilmecelerinden, edebî inceliklerden ve Arap atasözlerinden örnekler vermek suretiyle okuyucuların hoşça vakit geçirmelerini amaçlama biçiminde özetlemek mümkündür.

El-Hemezânî tarafından ilk kez bir anlatı türü olarak edebiyata kazandırılan mâkâme türü, kısa hikâye formatında olup daha ziyade yazarın sahip olduğu dil becerilerini sergilemeyi hedefler. Çoğunlukla dilencilerin maceraları üzerine kurulu olsa da, hayatın anlamını sorgulayan, çağın kurulu sosyal düzenini eleştiren, dinî öğüt niteliği taşıyan, zaman zaman güldürü yönü ağır basan örnekleri de bünyesinde taşır. İspanyol ve İtalyan edebiyatlarında görülen realist ve pikaresk türden en eski hikâyeleri etkilediği düşünülen makâmeler, sadece Arap edebiyatı tarihi açısından değil aynı zamanda dünya edebiyatı tarihi açısından da önemlidir. Hatta yazar önsözde şunu da söylemiş bu konuda: “Modern hikâye ve romanın menşei konusunda yapılan tartışmalarda, bu türlerin Doğu kökenli olduğunu ileri sürenlerin dayanaklarından biri, Arap edebiyatında X.yy’da ortaya çıkan makâme türüdür. Bu oldukça ilginç olan iddia dünya edebiyat tarihi açısından da tartışılmaya değer bir konudur!

Çevirmen Prof. Dr. Rahim Er kitabın giriş metninde şu bilgileri veriyor: “X. Yy Arap edebiyatının altın çağı olarak bilinir. Bu yüzyılda İslam dünyasında her ne kadar iç çekişmeler, isyanlar ve savaşlar görülürse de, bu gibi olumsuz siyasal ve sosyal gelişmelere karşılık edebiyatta büyük bir ilerleme göze çarpar.” Sosyolojinin edebiyata yansıması, genelde böyle sonuçlara sebep oluyor. Kriz dönemleri edebiyatta atılım zamanı oluyor. Yine giriş metninden öğrendiğimize göre, Abbasi Halifesi Me’mun 830’da Bağdat’ı kültür ve sanat şehrine dönüştüren hamleler yapıyor. İçinde kütüphane, akademi ve tercüme bürosunun da olduğu Beytü’l Hikme’yi kuruyor. Farsça’dan yapılan Kelile ve Dimne ve Hezar Efsane (Bin Hikâye) gibi çeviriler Bin Bir Gece Masallarının da çekirdeğini oluşturuyor. Ayrıca Kuran’ın doğru okunup anlaşılmasına yönelik olarak kurulan gramer mektepleri sayesinde de Arap edebiyatının zirve yapması ilişkilendiriliyor. Bu çalışmaların bir neticesi sayılmak üzere aynı asırda risale (edebi mektup) türü İbnu’l Amid tarafından zirveye ulaştırılmış, makâme türü de Hemezani tarafından edebiyata kazandırılmıştır. Hemezaninin makâmeleri örnek teşkil etmiş ve halefi pek çok şair tarafından taklit edilmiştir.

Makâmelerin en başta söylenmesi gereken özelliklerinden birisi manzum oluşudur. Bu anlamda günümüzden bakıp “Manzum Kısa Hikâye” diyebiliriz. Makâmeler; cimrilik, dilencilik, gurur ve kibir gibi sosyal sorunları; alaycı, iğneleyici, nükteli bir hikâye üslûbu içinde dile getirme esasına dayanıyor. Yol kesici, hırsız, cömert-cimri hikâyeleri ders verici ve eğlendirici nitelikte. Hemedânî zamanında yaygın olan ve Sâsâniyye adı verilen, çeşitli yollarla ve söz ustalıkları ile insanlardan yardım talep eden (mükeddîn) ve gezgin dilenci şairler taifesinin şiir ve kasidelerinin insanlar üzerindeki etkisi de hatırlatılıyor. Temel noktalardan birisi de bu makamelerde; edebî zevk vermenin amaçlamış olmasıdır. Râvinin görevi makâmenin konusunu teşkil eden olayı anlatmak, kahramanın görevi de olayın baş oyuncusu rolünü oynamaktır. Hemezânî’nin makâmelerinde râvi Îsâ bin Hişâm, olayların kahramanı da Ebü’l-Feth el-İskenderî’dir. Ebü’l-Feth el-İskenderî yukarıda belirtilen tüm kılıklarda anlatılıyor. Olaylar çok çeşitli ülke ve şehirlerde geçmesine rağmen kahraman hep orda. Bu durum makâmenin ravi ve kahramanının hep aynı iki kişi olmasından kaynaklanıyor.

Modern anlamda hikâyeye baktığımızda en erken tarih olarak 1370-1371 yıllarında Decameron'u yazan İtalyan yazar Boccaccio’yu görüyoruz. Oysa anlatının / hikâyenin miladi onuncu asırda Arap edebiyatında olduğu açıkça ortada duruyor. Hatta modern anlatının makâme türünden faydalanılarak üretildiğine dair iddialar da var. Bu bağlamda Arap edebiyatı çevreleri yanı sıra hikâye meraklılarının, el-Hemezânî gibi söz ustası bir edibin kaleminden çıkan, kurgusuyla yer yer hayli ilginçlikler barındıran, anlatı sanatının bin yıl öncesine ait buradaki elli bir makâmenin önemi açıkça ortada. Hikâyeyi konu edinen herkes için okunması, incelenmesi zaruri olan bir eser. Hikâyesinin yönünü kestirmekte sıkıntı yaşayanlar varsa belki çıkış noktası makâmelerdir. Ebü’l-Feth el-İskenderî çok geniş ve derin bir karakter. Hikâyecilere mutlaka yön gösterecek özelliklere sahip. Bu eseri sadece hikâyeyle ilgilenenlere değil aynı zamanda edebiyatın her alanında çalışanlara tavsiye ediyorum.

Çevirmenin Hemedan kentini meşhur haliyle değil de Hemezan şeklinde okuması kafamda soru işareti olarak kaldı. İçeriğindeki tarihi-kültürel donanımın aktarımı için Hece Yayınlarına kültür dünyası adına teşekkür ederim.

Bediu’z-Zaman El-Hemezani Ve Makameleri

Prof. Dr. Rahmi Er

Hece Yayınları

248 Sayfa

Ankara, 2020

Ethem Erdoğan - 10.11.2020

,

1973

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin