Muhafazakâr Düşünce Dergisi: Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi: Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık Sayı 51

Muhafazakâr Düşünce Dergisi: Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık Sayı 51

21.09.2017 - Kitaphaber
Muhafazakâr Düşünce Dergisi:  Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık Sayı 51

TAKDİM

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. Kuşkusuz, bütünlüklü bir ideoloji olarak muhafazakârlığın diğer pek çok alanda olduğu gibi uluslararası ilişkiler açısından da söyleyecek çok sözü var. Dünyanın giderek küçüldüğü, farklı toplumların daha fazla birbirlerine yaklaştığı, kitlesel iletişim imkânlarının yükseldiği bir süreçte küresel gelişmeleri doğru yorumlama ve anlamlandırmanın geçmişe göre çok daha önem kazandığı açık. Ancak bu alanda rol sahibi olan aktörlerin ve süreci etkileyen parametrelerin çokluğu ve çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda dış politika ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda ortaya konulan iddiaların diğer ideolojiler gibi muhafazakârlık açısından da nispeten sınırlı olduğunu, hatta bazı durumlarda çelişkiler içerebileceğini en baştan kabul etmek gerekiyor. Bu durum, herhangi bir ideolojinin kendi çelişkilerinden daha çok dış politikanın doğasından kaynaklanıyor. İç politikada meşru güç kullanma tekeli devlette olduğundan siyasal gelişmeler devlet odaklı ele alınırken uluslararası alanda gücün temerküz edeceği bir merkezin bulunmaması ortak kuralların belirlenmesini neredeyse imkânsız kılıyor. Bu süreçte, muhafazakârlığın evrensel ideallerine başvurmak mümkün olsa da devletlerden her zaman bunu beklemek çok da gerçekçi değil.

Öte yandan Soğuk Savaş sonrasında farklı halklar arasındaki ilişki ve iletişimin daha barışçı bir dünyaya kavuşulmasını sağlaması beklenirken somut gelişmeler bunun tam tersine işaret ediyor. Dünyanın farklı yerlerinde etnik çatışmalar yükseliyor, milliyetçilik hareketleri güçleniyor ve devletler ulusal çıkarlarını korumak için kendi toprakları dışında da faaliyetlerini artırmayı zorunluluk olarak görüyor. Bu süreçte, dış politikaya hâkim olması beklenen evrensel ahlaki ilkeler ile siyasal gerçekliklerin, bir başka ifadeyle reelpolitik’in arasındaki mesafe giderek açılıyor. Yeni oluşan güç dengesi ABD başta olmak üzere büyük devletlerin hegemonyası altında şekillenirken bölgesel aktörler kendi alanlarını genişletmeye ve sistemdeki ağırlıklarını artırmaya gayret ediyorlar. Dolayısıyla dünyanın gidişatını belirli ve tutarlı bir çerçeveden okumak oldukça önem taşıyor. Yine bu süreçte “yeni muhafazakârlık” olarak adlandırılan ve uluslararası sistemin merkezine silahlı gücü yerleştiren, müdahaleci ve hegemonyacı yaklaşımdan ve dolayısıyla bu anlayışın neden olduğu küresel ölçekli sorunlardan gerçek anlamda muhafazakârlığın ayrıştırılması gerektiğinin altını çizmek önem taşıyor.

Muhafazakârlığın dış politikaya ve uluslararası ilişkilere bakışı genel olarak devlete ve topluma yönelik kuramsal yaklaşımı ile koşut gittiğini söylemek mümkün. Muhafazakâr düşünce, gerek toplumlar gerekse devletler arasındaki ilişkinin siyasal kurumlara ve ilişkilere mündemiç olduğunu, dolayısıyla kendiliğinden geliştiğini varsayar. Bir bakıma, evrende var olan düzen nasıl her bir siyasal yapılanmanın kendi iç işleyişini belirliyorsa devletlerin kendi aralarında kurdukları ilişkiye de yansır. Bu bağlamda sistemin düzen içinde ve barışçıl bir şekilde ilerlemesini sağlayan en önemli unsurlardan biri tarihin süzgecinden geçerek ortaya çıkmış teamüllerdir. Devletlerin kendiliğinden ortaya çıkan bu düzene ve zamanla beliren kurallara saygı göstermeleri evrendeki dengenin korunması için de önem arz eder.

Elbette, bu anlayış, siyasal gerçekliklerden ve devletler arasındaki dengenin temelde sahip oldukları ekonomik, askerî, kültürel vs. güçle bağlantılı bulunduğu anlayışından kopuk değildir. Bu anlamda, muhafazakârlık, dış politika açısından siyasal gerçeklikler ve ahlaki temeller arasında bir denge bulma arayışından hareket eder. Buna karşılık, devletlerin dış politika açısından ulusal çıkarlarını ilk sıraya yerleştirmeleri, ahlaki meseleleri ise tamamen ya da büyük ölçüde geri plana alan bir yaklaşım sergilemelerinin sorumluluğu muhafazakârlığa havale edilemez. Dergimizdeki yazıları da bu çerçevede okumanın, yani devletlerin kendi çıkarlarını ön plana aldıklarını gözden kaçırmamanın faydalı olacağı düşüncesindeyiz.

Bu sayımız Ömer Aslan’ın Pakistan dış politikasını muhafazakârlıkla ilişkisi dolayısıyla değerlendirdiği “Gerçekçi Muhafazakârlıkla Maceracılık Nöbetleri Arasında Pakistan Dış Politikası” başlıklı makalesi ile başlıyor. Aslan’a göre bağımsızlığını ilan ettiği ilk günden itibaren Türkiye’nin en önemli müttefiklerinden biri olan Pakistan, nükleer silahlarına rağmen askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal kaynakları oldukça kısıtlı bir “küçük ölçekte” güç görünümü taşıyor. Bundan dolayı, ülkenin askeri ve sivil yönetici seçkinleri, geçmişten itibaren Pakistan ulusal çıkarlarını savunmak amacıyla büyük oranda gerçekçi bir dış politika izlediler. Aslan’a göre bu yaklaşım bir bakıma, Anglo-Amerikan dış politikasının bazı unsurlarını içerecek ancak ondan ciddi ölçüde de ayrışacak şekilde “muhafazakârsız muhafazakâr dış politika” şeklinde nitelendirilebilecek bir anlayışa tekabül ediyor. Zira ülke, karşı karşıya olduğu sınırlılıkların bilinciyle reel politik dinamiklerini ihmal etmeyen bir yaklaşım sergiliyor.

Necati Anaz, “Amerikan Muhafazakârlığı ve Dış Politika” başlıklı yazısında Amerikan muhafazakârlığının ABD dış politikasındaki yerini ele alıyor. Anaz’a göre Amerikan muhafazakârlığı farklı muhafazakârlık anlayış ve tecrübelerinden keskin uçlarla ayrılmıyor. Ancak söz konusu ülkenin dünya siyasetindeki yeri küresel güç dengesinde giderek artan etkisi nedeniyle ulusal çıkarları giderek öne alan bir yöne doğru evriliyor. ABD’nin yeniden şekillenen küresel jeopolitiğin dinamosu olması, özellikle de Donald Trump’ın başkan seçilmesinden sonra yeni bir döneme girileceği yönündeki iddiaların güçlenmesi hasebiyle bu ülkenin dış politika anlayışının temel parametrelerini anlamak ayrıca önem taşıyor.

İçinde bulunduğumuz coğrafyanın en önemli aktörlerinden İran’ın dış politikası ise Hayati Ünlü’nün “Bir Grand Strateji Olarak İran Muhafazakârlığı” başlıklı makalesinin konusunu teşkil ediyor. Ünlü, özellikle devrim sonrası ortaya konan yeni politikalar ışığında İran muhafazakârlığını inceliyor. Yazara göre, hâlihazırda küresel ölçekte giderek güçlenen milliyetçi-muhafazakâr hareket İran için yeni bir olgu değil. Özellikle devrim sonrasında İran’da hâkim olan dış politika anlayışının bu unsur üzerine oturduğunu savunan Ünlü “Grand strateji” okumasıyla küresel rekabette bu ülkenin iddialarının ne ölçüde karşılık bulabileceğini tartışıyor.

Bir sonraki makalede ise dünyanın farklı bir noktasına, Latin Amerika coğrafyasına yelken açıyoruz. Sagah Tekin, “Latin Amerika’da Muhafazakârlık ve Dış Politika: Brezilya Örneği” başlıklı makalesinde uluslararası düzlemde ağırlığı giderek artamaya başlayan Brezilya üzerine odaklanıyor. Tekin’e göre muhafazakâr dünya görüşünün Brezilya siyaseti üzerindeki etkisi ülke içinde ve dışında yaşanan değişimler ekseninde farklılık gösterdi. İmparatorluk döneminde şekillenen muhafazakâr düşünce, Birinci Cumhuriyet döneminde siyasal yaşamı yönlendirdi. 1930 sonrasında muhafazakârlık, ulusal kimliğin inşasındaki belirleyici rolünü korumuş fakat siyasetteki belirleyici konumunu yitirdi. 1964-85 döneminde ülkeyi yöneten askeri hükümetin izlediği muhafazakâr politikalar ise bu durumun istisnasını teşkil etti. Son dönemde Türkiye’yi de ilgilendiren siyasal tartışmalar bağlamında adı sıkça duyulan Brezilya’nın konumunu doğru anlamak için Tekin’in makalenin oldukça yararlı olduğunu söyleyebiliriz.

Cüneyt Özşahin ise “II. Dünya Savaşı Sonrası Japon Dış Politikasını Muhafazakârlık Üzerinden Okumak” başlıklı yazısında Uzakdoğu’nun kadim güç merkezlerinden Japonya’nın dış politikasındaki muhafazakâr unsurları sorguluyor. İkinci Dünya Savaşından sonra imzalanan kendine ait bir ordu kuramayan ve zorunlu olarak pasifist politikalar izleyen Japonya’nın dış politikasına hâkim olan ana ilkeler makalenin temelini oluşturuyor. Yazar, Japon dış politikasını anlamlandırmak için muhafazakârlıkla bağlantılı şekilde üç kavramdan yararlanıyor: Gelenek, düzen ve kuşkuculuk. Bu makalenin son dönemde dünyada değişen güç dengelerini anlamlandırmak ve Uzakdoğu eksenli gelişmeleri analiz etmek için faydalı olacağı görülüyor.

“Bölgesel Güvenlik Kompleksi Bağlamında Almanya’nın ‘Yeni Güç, Yeni Sorumluluk’ Anlayışı” başlıklı makalesinde Hakan Kıyıcı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın dış politika değişikliğini anlamak amacıyla “bölgesel güvenlik kompleksi” analizini kullanıyor. Yazara göre özellikle son on yıl içerisinde yaşanan uluslararası gelişmeler bağlamında 2013 yılında “Yeni Güç, Yeni Sorumluluk” projesini başlatan Almanya izlediği politikalarda ciddi bir değişikliğe gitti. Buradan hareketle makalede Almanya’nın son dönemine damga vuran Şansölye Merkel’in pragmatik mülahazalarla hareket ettiği ve partisinin (CDU) muhafazakar unsurlara dayalı geleneksel dış politika anlayışından farklı bir yöne gitmesine neden olduğu iddia ediliyor. Türkiye’nin son dönemde Almanya ile yaşadığı siyasal gerilimler de göz önünde bulundurulduğunda Hakan Kıyıcı’nın makalesinin oldukça ufuk açıcı olduğu görülüyor.

Bu sayımızın Derkenar bölümü de gayet zengin. Derkenar’daki ilk makalemiz kapsamlı ve titiz çalışmalarıyla tanıdığımız Bedri Gencer’in “Usûlden Esasa Türk Düşüncesi” başlıklı yazısı. Gencer, bu makalesinde son dönem de dâhil olmak üzere Türk düşüncesinin öne çıkan isimlerini detaylı ve analitik bir şekilde, birbirleriyle olan ilişkilerini de göz önünde bulundurarak inceliyor. Bedri Gencer’in bu makalesi vesilesiyle ilerleyen sayılarımızda Türk-İslam düşüncesinin hem geçmişini hem de bugününü ele alan ve geleceğe yönelik perspektif sunmayı hedefleyen dosyalar hazırlayacağımızın müjdesini de verelim.

Derkenar’ın bir diğer yazısı Sever Işık tarafından kaleme alınan “Kasvet ve Kader: Marx ve Burke’te Tarihsel Miras” başlıklı çalışma. Işık, bu yazısında, siyasal yelpazenin karşıt kutuplarında yer alan Burke ve Marx’ı tarihe bakışları açısından değerlendiriyor. Işık’a göre Burke, şimdinin ve düzenin meşruiyeti için geçmişe özel bir anlam atfederken, Marx geleceğin toplumsal devrimi için geçmişin ve şimdinin meşruiyetinin altını oydu.

Sayımızdaki son makale ise Hicret Toprak’ın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşunu ve kurumsallaşmasını ele aldığı “Türkiye Cumhuriyeti’nde Dini Kurumsallaşma: Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluşu” başlıklı yazısı. Toprak’a göre 3 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığının ihdas edilmesi aslında Türk devlet geleneği ve laik sistem içinde yeni bir dinî düzenleme fikrini ifade etti. Dinin devletten ayrı ve müstakil bir yapı olarak tanzim edilmesi düşüncesine dayanan laiklik, Türkiye örneğinde dini devlet gerekliliklerinin hem parçası sayan bir anlayışla yorumlandı. Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili tartışmaların yaşandığı bir dönemde bu makalenin güncel bir boyutunun olduğu açık.

Muhafazakâr Düşünce, bu sayısında da gerek dosya konusu gerekse dosya dışı yazılarıyla oldukça nitelikli makalelerle okuyucusunun karşısında. Bir sonraki sayımızın Türkiye’de muhafazakâr düşünce için en önemli isimlerden biri olan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil anısına hazırlanacağını hatırlatıyor, keyifli okumalar diliyoruz.

Bu Sayıda…

Muhafazakâr Düşünce’den

Takdim

Dünya siyasetinde muhafazakârlık

Gerçekçi Muhafazakârlıkla Maceracılık Nöbetleri Arasında Pakistan Dış Politikası

The Foreign Policy Of Pakistan Between Realistic Conservatism and Adventurous Seizures

Ömer Aslan

Amerikan Muhafazakârlığı ve Dış Politika

American Conservatism and Foreign Policy

Necati Anaz

Bir Grand Strateji Olarak İran Muhafazakârlığı

Iranian Conservatism As A Grand Strategy

Hayati Ünlü

Latin Amerika’da Muhafazakârlık ve Dış Politika: Brezilya Örneği

Conservatism and Foreign Policy In Latin America: The Case Of Brazil

SEGÂH TEKİN

1.Dünya Savaşı Sonrası Japon Dış Politikasını Muhafazakârlık Üzerinden Okumak

Analyzing The Post 2nd World War Japanese Foreign Policy Through Conservatism

Mustafa Cüneyt Özşahin

Bölgesel Güvenlik Kompleksi Bağlamında Almanya’nın “Yeni Güç, Yeni Sorumluluk” Anlayışı

The Germany’s “New Power, New Responsibility” Approach In The Context Of Regional Security Complex

HAKAN KIYICI

derkenar

Usûlden Esasa Türk Düşüncesi

Bedri Gencer

Kasvet ve Kader: Marx ve Burke’te Tarihsel Miras

Gloom and Fate: Historical Heritage on Burke and Marx

Sever Işık

Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinî Kurumsallaşma: Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluşu

Religious Institutionalization in the Turkish Republic: The Establishment of the Presidency of Religious Affairs

Hicret Toprak

Kitaphaber - 21.09.2017

,

506

Kitaphaber Hakkında

Kitaphaber

Yayınladığımız ajans haberlerini bu profilden paylaşıyoruz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin