Muhafazakâr Düşünce Dergisi: İslam Medeniyetini Kuran Düşünür

Muhafazakâr Düşünce Dergisi: İslam Medeniyetini Kuran Düşünürler II Sayısı Yayınlandı

Muhafazakâr Düşünce Dergisi: İslam Medeniyetini Kuran Düşünürler II Sayısı Yayınlandı

19.12.2015 - Kitaphaber
Muhafazakâr Düşünce Dergisi: İslam Medeniyetini Kuran Düşünürler II Sayısı Yayınlandı

Medeniyet meselesi derya-deniz bir mevzudur. Bütün sayılarımızı medeniyet bahsine ayırsak sezadır. Ancak biz bu ikinci sayımızla, şimdilik, medeniyet meselesine bir ara veriyoruz. Sadece ara veriyoruz, bir başka vesileyle yeniden ve yineden medeniyet meselesi üzerinde duracağımız muhakkaktır.

Medeniyet, yaklaşık iki yüz yıldır yoğun olarak tartışılan bir kavramdır. Ve maalesef Batı-merkezli olarak tartışılan bir kavramdır. Batının bu mevzudaki tezi basit ve kesindir: “Tek bir medeniyet vardır o da Batı medeniyetidir!” Maalesef aynı iddia Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun da kabul ettiği bir yargıdır. Yargıdan da öte önyargıdır. Bu ön yargı inceden inceye, bir ideolojik aygıt olarak işleyen eğitim sistemleri sayesinde, yeni nesillere de aktarılmıştır. Ve bu sebeple hala günümüzde de bu önyargı hakim paradigma olarak yaşamaktadır.

Son Paris saldırılarında da bu önyargının çağdaş yansımalarını gördük. Saldırı münasebetiyle pek çok kanaat önderi görüş beyan etti. Görüş beyan edenlerden birisi de “bu saldırı medeniyete yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu ifade, kendisini medeniyet olarak, kendi dışındakileri de barbar olarak gören Batılı zihniyetin son yansımasıdır.

Bu paradigmayı yıkmak için, İslam medeniyetinin yaşayan varisleri olarak çok çalışmamız gerekiyor. Tekil medeniyet anlayışını yıkmak kolay değil. Daha çok dergi, daha çok kitap, daha çok köşe yazısı gerekiyor. Daha da önemlisi, artık devir değiştiğine göre, sosyal medyada medeniyet meselesini daha çok konuşmamız gerekiyor. Asrın idrakine belletmemiz gerekiyor. Özetle diyoruz ki, medeniyet yok medeniyetler var!

İslam medeniyeti, medeniyet semasının en parlak bir yıldızıdır. Önce Moğol saldırılarıyla, sonra Batılıların emperyalist saldırılarıyla duraklayan bu medeniyet son çeyrek asırdır yeniden harekete geçmiştir. Esasen Batı da bunu görmekte ve tüm söylemini “İslam=Terörizm” yargısını yerleştirmek üzerine bina etmektedir. Mahut “medeniyetler çatışması” tezi de bu tedirginliğin bir yansıması olarak inşa edilmiştir.

Batının İslam medeniyeti korkusu yersizdir. İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir. Bütün işlerine “rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla” başlayanlardan, Batılılara da Doğululara da bir zarar gelmez. Batıya da Doğuya da ancak rahmet ulaşır. Sevgi ulaşır, barış ulaşır… DEAŞ gibi sapkın oluşumlar, İslam’ı temsil etmez. Onlar tarihte “Haricî” (İslam’dan çıkmış) olarak yaftalanmıştı. Günümüzde de onlar İslam’ındâhilinde değil haricindedir. Dolayısıyla DEAŞ gibi terör örgütlerini, kendi halkına göstererek, topyekûn bir İslam düşmanlığı yapmak Batıya da Doğuya da hayır getirmez…

Batılı insanlara da bir tavsiyemiz var: İslam’ı öğrenmek istiyorlarsa Kur’an ve Sünnet gibi temel kaynaklara baksınlar. İslam medeniyetinin kadim eserlerine baksınlar. Mevlana’ya ve Yunus’a baksınlar… Gazali’ye ve Farabi’yebaksınlar... İslam medeniyeti, sanal âlemdeki sanal videolardan öğrenilmez…

Bu kısa girişten sonra biraz da dosyamızdaki değerli yazılardan bahsedelim:

Hasan Hüseyin Bircan’ın “İbnSînâ’nın İslam Düşüncesi İçindeki Yeri Ve Önemi” başlıklı makalesi “felsefenin büyük üstadı” (eş-şeyhu’r-reîs) olarak anılan İbn Sina’ya dair önemli analizler içeriyor. Bircan’a göre kendisinden önceki ve sonraki İslam felsefe ve kelamının merkezinde duran bir düşünür olan İbn Sina, İslam düşüncesinin gerçekten anlaşılması için bir başlangıç noktası olarak alınmalıdır. İbnSî­nâ, İslâm bilim ve düşünce tarihinde ilk defa felsefe ve ilimlerin ansiklopedisini vücuda getirmiş bir “üstad” (eş-şeyh) olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda ne­sir, nazım ve hikâye tarzında felsefî eser­ler kaleme alan bir “sanatkâr-filozof” olarak farklılaşmaktadır.

Adem Çaylak ve Fikret Çelik tarafından kaleme alınan Akl’ın Düşünürü El-Kindî”makalesi,İslam felsefe geleneğinin oluşumunda öncü role sahip bir Müslüman Arap filozofu olan El-Kindi’nin felsefi görüşlerini inceliyor. Makalede Meşşai felsefe geleneğinin öncüsü olan ve Abbasi hilafetindeki üç halife döneminde (Me’mun, Mu’tasım ve Vasık) gelişim gösteren Mu’tezile akımı ile paralellik arz eden görüşlere sahip olan El-Kindi’nin, bilgi, varlık, akıl, ahlak, siyaset ve kişisel erdem ile toplumsal erdemi birleştiren akıl ve mutluluk ilişkisine dair görüşleri analiz edilmiştir.Hakikat arayışında özellikle aklı ön plana alan, yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasi meselelerinde aklı rehber edinerek çözümler üreten ve olan her şeyin sebebini bir illiyete bağlayan Kindi felsefesinden, günümüzün toplumsal ve siyasi meselelerine çözüm arayışında mantık, zihniyet ve yöntem bakımından yararlanılacak önemli ipuçları bulunmaktadır.

“İbn Haldun Ve Machiavelli’de Siyasetin Niteliği: Karşılaştırmalı Bir Doğu-Batı Analizi” başlıklı çalışmasıyla Armağan Öztürk İbn Haldun düşüncesini Machiavelli ile karşılaştırmalı olarak değerlendiriyor. İbn Haldun’un asabiye kavramıyla Machiavelli’ninvirtu kavramı arasındaki benzerliğe dikkat çeken Öztürk iki düşünürün insana, tarihe ve devlete bakışında realist bir içerik bulunduğunu iddia etmekte. Birbirinden farklı yönleri olan bu iki isim üzerinden yapılacak karşılaştırma bazı metodolojik sıkıntılara sahip olmakla birlikte yeni tartışmalara kapı açması itibariyle katma değeri olan bir yaklaşımdır. Her iki düşünür de modern egemenliğin belli başlı öğelerini kuramsallaştıran bir dil kullanmıştır. Özellikle devletin nasıl ortaya çıktığına dair tartışmanın düzeyi ve devlet ile toplum arasında kurulan bağın siyasallığı dikkate değer niteliktedir. Dinden bağımsız iktidar algısı modern zamanları belirler. Bahsi geçen yeni siyasal sosyolojik durum bakımından Haldun ve Machiavelli öncü düşünürler olarak değerlendirilebilir.

 Ahmet Yıldırım tarafından kaleme alınan “Hoca AhmedYesevîve İslâm Medeniyetindeki Yeri” başlıklı çalışma,İslam Medeniyetinin önemli şahsiyetlerden Pîr-i Türkistan lakabıyla bilinen Hoca AhmedYesevî‘yi sizlere sunmakta. Yesevî’nin fikriyatı ve düşünce sistemini, yetiştiği kültür dünyasının manevî vesosyo-psikolojik değerleri ile tarihî şartlar belirlemiştir. Hoca AhmedYesevî`nin İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli olmasının pek çok sebebi bulunmaktadır. İşte bu makalede de onun fikirleriyle birlikte, O’nu İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli kılan sebepler üzerinde durulmaktadır. Tasavvufu merkeze alması, ahlak, dürüstlük, riyadan uzaklaşmak, maddi menfaat peşinde koşmamak gibi davranışlar üzerinde durması, Yesevi’yi İslam medeniyeti içinde önemli bir yere yerleştirmiştir.

 Derkenar bölümünde Ahmet Kesgin’in “Farklılaşan Köklerden Benzeşen Çatışmalara: İslâm Coğrafyasının Modern Çatışma Unsurları” başlıklı makalesi Ortadoğu’daki gerilimlerden hareketle yeni bir bakış açısı sunuyor sizlere. Kesgin’e göre,Ortadoğu’da süregelen çatışmalarda taraflar farklı meşruiyet vurgularına sahip olsalar da çatışmalarda benzer görüntüler vermektedirler. Buna sebep olan durum, tarafların meşruiyet vurguları değil, onların da içinde inşa olduğu daha kuşatıcı ve inşa edici bir halkadır. Bu halka endüstriyel siyasettir. İnsandan topluma, siyasetten iktisada hayatın hemen her alanında etkin olan endüstriyel siyaset kavramı modern dönemin kurucu dinamiğidir. İktisadî süreç ise endüstriyel siyasetin kurucu unsurudur. Kesgin’e göre Ortadoğu’da kullanılan silahlar nasıl orada üretilmediyse, orada savunulan ideolojiler ve düşünce hareketleri o toprakların ürünü değildir.

Hilal Barın tarafından kaleme alınan “Sezai Karakoç’ta Ve Necip Fazıl Kısakürek’te Medeniyet Anlayışı: Karşılaştırmalı Bir İnceleme”başlıklı çalışma Türk düşünce tarihinin önemli isimlerinden olan Necip Fazıl ve Karakoç’u, medeniyet perspektifinden değerlendiriyor. Medeniyet kavramı uzun yıllardır kullanılmasına rağmen; çok yönlü, göreceli ve muğlak bir kavramdır. Haddi zatında, sosyal bilimlerde üzerinde ittifak edilmiş bir kavram da değildir. Medeniyet, insanlığın ortaya koymuş olduğu eserlerin tamamını içine alıp kültür inşa eden bir düzen olduğu için medeniyet kavramını tek bir tanımlama ile ifade etmek oldukça güçtür. Medeniyetin, o medeniyetin özelliklerini taşıyan ideal insanı ve o medeniyetin inanç sistemi ile ahlak anlayışı arasında birbirini geliştiren ve bu unsurlar arasında akışı sağlayan bir dolaşım olduğu söylenebilir. Kısakürek’in ve Karakoç’un medeniyet tasvirlerini mukayeseli olarak özetlediğimizde çok net olarak Karakoç’un düşüncesinin felsefi temellerini medeniyet üzerine inşa ettiği görülmektedir. Kısakürek’in eserleri incelendiğinde böyle bir inşanın olmadığı görülmektedir. Karakoç İslam ile medeniyet arasında bizatihi bir ilişki olduğunu belirtmekte ve kültür inşasına işaret etmektedir.

 Çağdaş İslam Düşüncesi’ni tahlil edeceğimiz yeni sayımızda görüşmek üzere…

Kitaphaber - 19.12.2015

,

1463

Kitaphaber Hakkında

Kitaphaber

Yayınladığımız ajans haberlerini bu profilden paylaşıyoruz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin