Muhammed İkbal’de İslam düşüncesi

Muhammed İkbal’de İslam düşüncesi

Muhammed İkbal’de İslam düşüncesi

26.07.2021 - Ferhat Özbadem
Muhammed İkbal’de İslam düşüncesi

Akidevi, sosyal ve siyasi bütünleşme… Medeniyet krizinden çıkış yolu. Yaşadığımız medeniyet krizi, medeniyet fikrini yitirmemizle sonuçlanmıştır. Medeniyet fikrimizi yitirmemiz, dinde hayat bulma fikrimizi, medenileşme fikrimizi de yitirmemize sebep olmuştur. “Mahşerin üç kapısı ilim, irfan ve hikmet. Mahşerin üç atlısı âlim, arif ve hâkim.” Teşbihi çok güzel bir teşbih. İslam düşüncesinin/medeniyetinin/fikriyatının/hikemiyatının yeniden var olması bu üç kapı ve bu üç kapıdan geçecek olan üç atlı ile mümkün olacaktır. Muhammed İkbal’in bu isimde telif bir eseri yoktur. İkbal’in farklı zamanlarda, farklı zeminlerde yayınlanmış makalelerinin derlenmesi sonucu meydana gelmiş bir eserdir. İslam medeniyetinin yeniden inşası için çözüm önerileri ve yeni fikirler ortaya koyan İkbal, Müslüman ferdin şahsiyetinin oluşması, toplumun ve devletin medenileşmesi için ilim, fikir, felsefe, hikmet, sanat ve siyasetin yeniden inşa edilmesini önermektedir.

Muhammed İkbal, Resulullah’ın (s.a.v.) vefatından sonra halifelerin seçim süreçlerini, İslam siyasal teorisi üzerinden okuyup, tespitler yapıyor. Hukuk alanında İslam düşüncesinin belki en mükemmel kurallarından birine yer veriliyor. O kural şudur: Ümmetin her ferdi, hukuk karşısında mutlak eşittir. Belki de ideal İslam toplumunu ideal yapan temel ilke budur. Yaşadığımız günlerde sosyal ve hukuki birçok sorunun çözümü olan bu ilke uygulandığında çok daha güzel bir toplum olacağız. Bazılarının biraz daha eşit olduğu anlayışı ortadan kaldıracak olanlar da Müslümanlardır/bizleriz.

İslam; milliyet ve kavmiyeti, siyasi gelişimin en yüksek sınırı olmaktan çıkarmıştır. İslam hukuku ilkelerini halkın özelliklerine değil, insan fıtratına dayanır. Fıtrata aykırı olan hukuk anlayışları adaletsizliğe ve kaosa sebep olur. Bugün hukuk konusunda tartıştığımız konular İkbal’in ele aldığı konularla nerdeyse birebir örtüşüyor. Bu durum yaklaşık bir asırdır pek değişmediğimizi/ilerlemediğimizi/üretemediğimizi göstermektedir. Daha da ötesi hukuk ilkeleri inşa edilirken kavmiyet ya da üst sınıf/elitler/burjuva merkeze alındığında sonuç maalesef hukuksuzluk, adaletsizlik, yobazlık, kötülüğün kazanması olmaktadır.

İslam hukukunda din ve devlet arasında bir ayrım yoktur. İkbal, yaşadığı dönem için kendisi için risk taşıyan ve uç diyebileceğimiz cümleler kurduğunu görüyoruz. Şöyle diyor İkbal: “Halife, Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi değildir.” Sonrasında halifenin hukuka tabi olduğu ifade ediliyor. Şahsi otorite idealinin İslam'ın ruhuna ters olduğu ifade ediliyor.

Peygamberimizin yanılabilir bir insan olduğu bilgisi ve kelime-i tevhidin ikinci kısmı olan “Muhammed Allah’ın Resulüdür.” kısmını sahabeye söyletmeme[1] bilgisi ile ilgili (kitabı derleyen ve hazırlayan) Yusuf Kaplan Hoca’nın açıklayıcı notlar ile izah etmesi gerektiği kanaatindeyim. Her iki bilgi için de yanlış anlama ve ard niyetli yaklaşımlara kapı aralayabilecek bilgiler diyebiliriz. İkbal ve İkbal gibi düşünenler bu konuda kendi fikirlerini savunup, izah etmeli. Konu ile ilgili şu şerhi düşmek yerinde olacaktır. Peygamber (s) insani, beşeri, dünyevi konularda isabet de edebilir, yanıla da bilir. Fakat vahiy ve din söz konusu olduğunda yanılması asla söz konusu değildir ve bunun aksi şekilde düşünmek kişinin inancına zarar verebilir. “Muhammedun Resulullah” tevhidin devamı olarak kabul edilse de edilmese de, Hz. Muhammed peygamber olarak gönderildikten sonra Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul edip, iman etmeyen kişi mümin-müslüman-cennetlik olamaz. Yani, Allah’tan başka ilah yoktur diyen biri Muhammed, Allah’ın resulüdür demez ve bu şekilde iman etmezse mümin-Müslüman-cennetlik olamaz.

Maverdi’nin halife namzedinde bulunması gereken nitelikler ele alınırken, “Kureyşlilik” ve “Erkek olması” bahsinde parantez açılmış, Kureyşliliğin, modern Sünni fakihler tarafından şart görülmediği, halife namzedinin erkek olma şartını red edenlerin de Hariciler olduğunu görüyoruz. Hariciler, kadınlardan da halife olabileceğini savunmuşlardır.

Aynı zaman diliminde iki halife olup olmayacağını konusunda ise İbn Haldun’un görüşü kendi dönemi üzerinden düşünüldüğünde çok ileri bir bakış açısıdır. İbn Haldun, farklı devletlerde/coğrafyalarda olmak şartı ile aynı dönemde iki halife olabileceği fikrini savunur.

İslam siyaset teorisinde önemli bir yer tutan seçmenin bir kısım özelliklere haiz olması konusunda Maverdi’nin görüşü üzerinden sıralanıyor: “dürüst olmak, asgari seviyede devlet işlerini bilmek, fikir ve karar verme iradesi olmak. Dikkat edilirse seçmen olmak için “erkek olma” şartı yoktur. Yani kadınlar da seçmen olabilmektedir. Bu konu/bilgi neden önemli derseniz, Batı dünyasının kadına seçme hakkı verdiği tarih ile Maverdi’nin (dolayısı ile İslam’ın) kadına seçme hakkı verdiği tarih arasındaki farkın görülmesi açısından önemlidir.

Muhammed İkbal, “Cami” için çok güzel bir benzetme yapıyor. “Cami Müslümanların forumudur.” Diyor ve ekliyor. “Devletin/islam devletinin sürekli eleştirildiği bir işlev gören yer” diyor. Camiler bugün forum olma özelliğini belki de çok zor kazanır. Fakat daha geniş bir işlev görmesi için adımlar atılabilir. Özgür, bağımsız, çok yönlü bir düşünce yöntemi ile tevhid, adalet ve özgürlük merkezli fikir akademileri işlevi görebilir camiler. Kültür ve medeniyet alanındaki şuur ve üretim halk ile iç içe arttırılabilir. Maverdi ve J.J. Rouse karşılaştırması bir cümlede geçiyor.

Kitabın arka kapağında Muhammed İkbal tanımlanırken, “Muhammed İkbal, Bediüzzaman ile birlikte çağımızın en büyük Müslüman düşünürü” cümlesi var. Belki Yusuf Kaplan hoca kızacak ama burada bir eleştiri yapmam gerekiyor. Kitabın içeriği, mesajı, işlevi üzerinden bakıyorum, Said-i Nursi ile birlikte ele alınması alakasız, gereksiz ve yersiz olmuş. Burada sorun Said-i Nursi (isim) değil. Onun yerine başka bir isim de (Mevdudi, Mehmet Akif, Hasan el Benna, Muhammed Abduh, Şah Veliyullah Dihlevi, Said Halim Paşa, Seyyid Kutub, Mustafa Meşhur, Fethi Yeken, Said Çekmegil) olabilirdi. Bu isimlerde olsa eleştirim aynı olacaktı. Bu yan yana getirme alakasız ve yersiz olacaktı.

İslam siyaset teorisi açısından halifenin seçilmesinden sonra teşekkül eden kurum ve bürokrasi ele alınıyor. Baş Vezir/Başbakan, Vezir, Ordu komutanı, Baş Kadı, Temyiz Mahkemesi hakkında kısa bilgiler veriliyor. Şii siyaset teorisindeki “İmam, ilahi bir hak olarak devleti yönetir” ilkesinin Yahudi kökenli, Sebeilerin lideri Abdullab bin Sebe tarafından ortaya atıldığı bilgisine yer veriliyor.

Haricilerin yirmi dört ayrı fırkadan oluştuğunu öğreniyoruz. Ana ihtilaf konuları üzerinden değerlendirildiğinde üçe ayrılıyorlar. a)Halifenin zaruri olduğuna inananlar b)Halifenin ihtiyaç olduğuna inananlar c)Hükümet ve devletin olmasına ihtiyaç olmadığına inanan, islamın anarşistleri denen haricilerdir.

İlahi hükümranlık başlığında, Batı dünyasındaki krallıkların kendilerini ilahi/kutsal olarak gördükleri ve bunun Fransız ihtilaline kadar devam ettiği üzerinde duruluyor. Sonrasında Resulullah’ın (s) hükümranlığı üzerinde duruluyor. Tamamen insani ve halkçı bir hükümranlık olan Resulullah’ın hükümranlığı ile Batıdaki krallıkların hükümranlıkların tamamen zıt olduğu vurgusu yapılıyor.

Ahlaki ve siyasi bir sistem olarak İslam konusu ele alınırken, dini bir sisteme yaklaşırken başvurulacak yöntem/bakış açıları ile giriş yapılıyor. Dini bir sisteme yaklaşırken temelde üç bakış açısı olduğu, bunların; üstad bakış açısı, yorumcu bakış açısı ve eleştirel bakış açısı olduğu ifade ediliyor. İkbal, İslam'ı bir sistem olarak değerlendirirken eleştirel/araştırmacının yöntemini takip ettiğini ifade ediyor. “İslam, bütün dinlerin en gencidir ve insanlığın son mesajıdır.” Kitaptaki derin ve etkileyici cümlelerden biri. Bütün zamanların en genç dini olan İslam, insanlığı dünyada barış ve esenliğe ahiret hayatında da kurtuluşa kavuşturacak tek dindir.

İnsan ve toplum ideali konusunda İslam ve Budizm, Hristiyanlık ve Mecusilik “Çile” anlayışı üzerinden analiz ediliyor ve karşılaştırılıyor. Konu, Hintlilerde uygulanan kast sistemiz üzerinden irdeleniyor. Olumsuzlukları ve etkileri ele alındıktan sonra, çözümün islam sistemi/islam ideali olduğuna vurgu yapılıyor. Bugün yaşadığımız zaman diliminde ahlaksız ve acımasız kapitalizmin sebep olduğu insan ve toplum ile ilgili sorunların da tek çözümü İslam ideal sistemidir.

Modern İslam düşüncesinin kadim tartışma konularından biri olan “İslam, savaş dini midir? Barış dini midir? İslam’da savaş sadece savunma savaşı mıdır yoksa saldırı savaşı da var mıdır?” konularında Muhammed İkbal, İslam’da savunma savaşı olduğunu, saldırı savaşının kesinlikle olmadığını görüşünü savunuyor. İslam'ın barış dini olduğunu ifade edip bunun arka planını incelikleri ile anlatıyor. İslam dinin temel amaçlarından birinin toplumda barış ve esenliği sağlamak olduğunu anlatıyor.

Müslümanların siyasi teşekküllerinin iki temel kabul üzerinden mümkün olduğu, bunların; Allah’ın yasası yani İslam hukuku mutlak olarak üstündür ve toplumun/ümmetin bütün üyeleri mutlak olarak eşittir yani İslam’da aristokrasi yoktur.

İslam’da Mezhep Düşüncesi

İslam düşüncesinde önemli bir yer tutan mezhep/mezhepçilik ile ilgili olarak Muhammed İkbal şöyle düşünüyor: “Ben, bu lanet olası dini ve sosyal mezhepçiliği, ayrılıkçılığı kınıyorum. Allah adına, insanlık adına, Hz. Musa adına, Hz. İsa adına ve O’nun adına –ben bu yüce ismi düşündüğüm zaman, tefekküre daldığım zaman, ruhumun derinliklerinde, yeni bir duygu ateşi yanıveriyor- evet, insanlığa özgürlük ve eşitlik nihai mesajını getiren O yüce peygamberin adına bu ayrılıkçılıkları kınıyorum.

İslam tek ve parçalanamaz bir bütündür. İslâm’da etrafı kalın duvarlarla örülmüş bir mezhepçilik taassubu, ayrılığa yol açacak, parçalanmaya neden olacak, Müslümanları birbirine düşürecek bir Vehhabilik, bir Şiilik, bir Mirzacılık, bir Sünnilik anlayışına yer yoktur. Hakikatin bizatihi kendisinin varlığı tehlikede olduğu zaman, hakikatin yorumları uğruna birbirimizle savaşamayız. Gecenin zifiri karanlığında yürürken bir taşa, bir engele, bir kayaya, bir duvara çarpıp yere yıkılmaktan şikâyet etmek kadar aptalca bir şey olmasa gerektir. Bırakalım herkes, Müslüman ümmetin muazzam hakikat sarayına kendilerince, kendi çaplarınca katkılarını yapsın. Sınıf ayrımcılığı putlarını, mezhep ayrımcılığı putlarını sonsuza dek kıralım ve yıkalım. Bırakalım da bu ülkenin Müslümanları bir kez daha o muazzam, hayat bahşedici bütünlük için, o bütünlüğün (tevhid’in) etrafında muhkem bir şekilde toplansın ve birleşsin.”

Eğitim Hakkında Düşünceler

“Deruni hayat terkibi” makalesi iki sayfalık bir yazı. Hindistan eğitim sistemini eleştirirken İkbal’in kurduğu bir cümle bizim eğitim sistemimizi de içine alacak şekilde bütün eğitim sistemlerinin ana sorununa işaret ediyor. “Bizim eğitim sistemimiz, bir problem olarak insan sorunundan habersiz bir eğitim sistemidir” diyor İkbal.

Bu eğitim sistemi eleştirisini aynı tespit ve bakış açısı ile yapan Hint-Pakistan alt kıtasında bir film var. Filmin adı, Üç İdiot. Film yapımcısının ve senaristinin İkbal okuduğu ve ondan çok etkilendiği çok net belli oluyor. Filmde yapılan eleştiriler ve değiniler, İkbal’in görüşleri ile çok fazla örtüşüyor. Aynı zamanda çözüm ve çıkış yolu da hem filmde hem de İkbal’in görüşlerinde nerdeyse aynı.

Millilik

Müslümanların “Millilik” anlayışını irdelerken, farklı ideoloji ve görüşler ile Müslümanların milliliğinin farkları ortaya konuyor. İkbal’in açıklamaları, bu konuda Seyyid Kutub’un yaklaşımını zihnimde çağrıştırdı. “Kutub der ki: “Müslümanın milliyeti akidesidir.” İkbal’in kurduğu cümleler bu anlayış ile örtüşüyor. Bu konuda en can alıcı cümleleri şöyle: “Başka türlü söylemek gerekirse İslam fikri, içinde yaşadığımız, hareket ettiğimiz ve varlığımızı hakkı ile tahakkuk ettirdiğimiz ebedi yurdumuz ya da ebedi ülkemizdir bizim. İslam bizim için başka her şeyden daha değerli ve vazgeçilemez hakikattir.”[2]

Muhammed İkbal, İslam demokrasisi derken, İslam’daki şura ve seçim anlayışı üzerinden Avrupa demokrasisini eleştiriyor. Doğuda kadının konumu makalesinde İslam'ın kadına verdiği değer ve Batı düşüncesinde kadına kısaca değiniliyor.

Müslüman bilim/düşünce insanlarının bilime kattığı icat ve keşifler, matematik, zaman algısı, mekân algısı ve uzay gerçekliği üzerinden irdeleniyor. Bir kısım kelami ve felsefi konularda İkbal kendi görüşlerini ispata çalışıyor. İkbal, mistizm eleştirisini Pers etkisi üzerinden yapıyor. Tasavvufu bir hakikat arayışı olarak tanımlıyor. Abdulkadir Geylani’nin “İnsanı kâmil” eseri üzerinden derinlemesine uzun analizler yapıyor.

Muhammed İkbal, tanrı tasavvuru konusunda bir kısım görüşler paylaştıktan sonra direkt kendisinin de öyle düşündüğünü ifade etmese de, onaylar mahiyette bir üslup ile anlatıyor. Bu görüşler tartışılabilecek hatta red edilebilecek görüşlerdir. Aynı durum insan tasavvuru konusunda Abdulkadir Geylani ve İbn Arabi’ye atfettiği görüşler için de geçerlidir.

Dikkatimi çeken bir hususa değinmem gerekiyor. Muhammed İkbal’in, mistizmi önemsediği ve sahiplendiği makalesi sene 1900’de kaleme alınmış. Mistizm eleştirisi yaptığı makalesi ise 1917’de kaleme alınmış. Bu yönü ile Gazali’nin zihinsel/fikri değişim ve dönüşümüne benzer bir durum söz konusu.

Mc. Taggart’ın görüşleri irdeleniyor. Agnostizm konusuna değiniliyor. Hegel ideasına kısaca değiniliyor. Niche ve Celaleddin Rumi birlikte ele alınıyor. Sanat ve sanat içinde şiir konulu bir yazı ile kitap hitama eriyor.

Oryantalistlerin yaklaşımlarına yer verilen eserde bahsi geçen konular her ne kadar yaklaşık yüz yıl önce kaleme alınmış olsa da aynı sorunlar bugün de nerdeyse aynı ile devam etmektedir. Bunun üzerinde tefekkür etmemiz gerekiyor.

İslam Düşüncesi

Muhammed İkbal

Çev. Yusuf Kaplan

Külliyat Yayınları

232 Sayfa

[1] Sayfa 15-16

[2] Sayfa 88

Ferhat Özbadem - 26.07.2021

,

566

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılının bir Haziran günü Adıyaman’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman’da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar Ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli dört çocuk babasıdır.

haberdurus.com, zeynepder.org, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sitelerinde belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış eserleri:

Araştırma-Düşünce: Kur’an’ın Gölgesinde Hz. Muhammed, Cennetin Yolu, Kur’an’ı Nasıl Okumalı, 40 Esas 40 Düstur, Cennetin Anahtarı, Dünden Bugüne İslami Hareket, Edebiyat Gemisinde Düşünce Adamları.

Roman: Muaz, Brezilya, Beşir ve Gazali, Beşir ve Selahaddin Eyyubi, Beşir ve İbn Haldun, Beşir ve Osman Bey, Beşir ve Fatih Sultan Mehmet, Beşir ve Sultan Abdulhamid.

Biyografik Roman: Hasan el Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Aliya, Malkolm X, Muhammed Ali, Meryem Cemile, Mehmet Akif, Metin Yüksel, Said Halim Paşa, Necip Fazıl Kısakürek, Akif İnan, Ömer Muhtar, Zeynep Gazali.

Tavsiyeler: Hasan el Benna, Said Havva, Yusuf el Karadavi, Hasan en Nedvi, Seyyid Kutub, Mevdudi, Fethi Yeken, Malkolm X, Aliya, Mustafa Meşhur.

Şiir: Ebrulim. Deneme: Ortalama Bir Âşık Olmamı Bekleme Benden.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin