Müslümanın Güzelleşmesi, Kara Tahta, Ferhat ÖZBADEM

Müslümanın Güzelleşmesi yazısını ve Ferhat ÖZBADEM yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Müslümanın Güzelleşmesi

08.10.2014 10:24 - Ferhat ÖZBADEM
Müslümanın Güzelleşmesi

Güzelin ölçüsü müslümana göre bellidir: Cemil/Güzel olan Allah'ın hükmü. Güzel, Allah'ın güzel dediğidir.

Kur'an'da Eğitimle İlgili Temel Kavramlar

Rab, fıtrat, ilim ve talim (Bilgi ve Öğretme), ilmi ve hikmeti Allah, her isteyene değil; dilediğine verir konuları ele alınıyor.

Çağdaş Eğitimin Problemleri Ve Görevlerimiz

"Eğitim konusunda neler yapılmalı?" sorusuna verilecek cevabın şekli, öncelikle bizim nerede durduğumuz ile alâkalıdır. Nihai tercihimizi Allah'tan, ahiretten, cennetten, İslâm'dan, Kur'an'dan yana yapıp yapmadığımızla ilgilidir. İmkân ondan sonraki mesele. Zaten Allah, nihai tercihini Kendinden yana yapanlara, yollarını açacak, onları güçlerinin dışındakinden zaten hesaba çekmeyecek. Ama önce biz bu tercihi yapmış mıyız, ya da böyle bir arayış içerisinde miyiz, onu sorgulamamız lâzım. Yani, Allah'a kulluğu birinci sıraya alıyor muyuz? İşimizi seçerken, eşimizi, aşımızı seçerken, evlâdımızla ilgili tercihimizi yaparken, kendimizle ilgili kararlar verirken Allah'ı merkeze alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa kulluk görevlerimizle ilgili çoğu alanda mazeret adıyla bahanelere mi sığınıyoruz?

Gerçek Eğitim Yuvası Ev, Esas Öğretmen de Anne Ve Babadır

Kitle imha silâhları konumundaki medya ile evler devamlı bombardımana tâbi tutulmakta, evler işgale uğramakta, evlerin kıblesini televizyonlar tayin etmektedir. Müslümanların evleri, mescide ve okula hiç benzemiyor. Çağdaş evler, daha çok sinemaya, gazinoya, stadyuma, kahveye, otel ve lokantaya benziyor. Herhangi bir sahabenin evi ile günümüzdeki müslümanın evi o kadar farklı ki! Günümüzdeki bir müslümanın evi ile bir kâfirinkini ayırt etmek çok mu çok zor. Bu kadar yabancı işgalin içinde aile bireylerinin birbirleriyle sağlıklı iletişim içinde olabilecekleri mümkün mü? Bilgisayarın başında binlerce kilometre uzaktakilerle kolayca iletişim kurabilen insan, ev içindeki yakınlarıyla devamlı uzaklaşmakta.

Cennet Bahçesi Veya Cehennem Çukuru: Aile Hayatı

Aile yuvasının ahirette de devam edecek bir huzur ve mutluluk ortamı oluşturması, nikâhın ve karı-koca sevgisinin bir ibadet/sevap olması için Kur'an'ın istediği tevhidi iman ilk esastır. İmamların/hocaların eskiden, 32 farzı bilmeyenlerin nikâhını kıymamaları, gerçek anlamda ve sağlam bir şekilde iman edip inancını yaşamaya çalışmayanın nikâhının geçersiz olacağı gerçeğiyle ilgilidir. Kişinin, bulunduğu halle ilgili bilgileri öğrenmesi farzdır. Evlenecek kişilerin nikâhla, talakla, aile ve evlilik konularıyla ilgili dinî hükümleri; karı-koca ve çocukla ilgili görevleri ve hakları bilmeleri şarttır. Ama bütün bu bilgilerden de önce; imanla, irtidatla ilgili konuları ve bu hususlardaki güncel problemleri bilmek ve tevhide inanıp hayata geçirmeye çalışmak başta gelir. Çünkü iman gidince nikâh da gider.

Nikâh-İman Münasebeti

Erkekle kadın, birbirlerinin eksiklerini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibidirler. Yarısı çürük bir elmanın çürük kısmı kesilip atılmazsa diğer yarısını da çok kısa zamanda çürütecektir. Diğer yarısı ne kadar sağlam olursa olsun, çürük olan diğer yarımı sağlamlaştıramayacaktır. Müşrik insan, çürümüş, kurtlanmış meyveden farksızdır. "Onlar (hanımlar) sizin için bir elbise; siz de onlar için bir elbisesiniz." (2/Bakara, 187). Elbise, hem ayıplarımızı kapatan, bizi zarar verecek dış etkenlerden koruyan bir sığınak, hem de hoşa giden bir süs olduğu gibi, takva ile de ilişkilidir (Bkz. 7/Arâf, 26). Demek ki, kocası olmayan kadın çıplak olduğu gibi, karısı olmayan adam da çıplaktır. Geciktirilmeden yıkanmak şartıyla elbisenin bazen tozlanıp kirlenmesi olağan görülse bile; pislikten, necasetin kendisinden elbise olmaz. Müşrikler de (necis/pis değil), birer necistir/pisliktir (9/Tevbe, 28). Tevhidle, cennet adayı müslümanın temizliğiyle uzlaşması ve tevhide bulaşması mümkün olmayan pislikle nasıl iç içe yaşanabilir, pislik nasıl hoş görülebilir, Allah düşmanına nasıl sevgi beslenebilir? Müşrik, hayvandan daha aşağıda olduğuna göre (7/Arâf, 179; 8/Enfal, 22, 55), en şerli yaratıkla beraber aynı yemlikten yemlenmek için çirkin ahırda yaşamayı, güzel bir müslüman huzurlu bir yuvaya nasıl tercih edebilir?

Çeyrek Tesettür Gerçek Tesettüre Karşı

İmanla, tevhidle bağı koparılan, hiç değilse zayıflatılan ibadetler, âdetlere dönüşür. Başörtüsü de öyle oldu. Kültürsüz halk kesiminde ninelerin, hizmetçilerin, temizlikçilerin ya da köylü kadınların geleneksel başörtüsü, âdet kabilinden değerlendirildiği için egemen güçlerin bunu hoşgörüyle (en azından düşman olunmaya gerekli olmayan, tahammül edilebilir şekilde) karşıladıkları bilinen husus. Şehirli bayanların, kültürlü kesimin de başörtüsü, çok yönlü yönlendirmelerle âdete dönüştürülüyor. Böylece derin egemen güçler, onu irticai (yeni adıyla İslâmî, siyasal) simge görmeyecek, âdete dönüşen başörtüsüyle uzlaşacaklar. Yeter ki imanın yansıması olarak örtülmesin örtü, yoksa bir kimlik alâmeti ve müslümanlık sembolü olmaktan çık(arıl)mış bir bez parçasıyla kimsenin bir alıp veremediği olmaz. Bizim açımızdan, yukarıda resmedilen şekliyle sorun ne kadar büyürse, zalimler için de o oranda sorun olmaktan çıkacaktır başörtüsü. Bu değerlendirme ışığında, çok yakın bir zamanda başörtüsü meselesi çözülmüş olacak. Az kaldı, yozlaşmanın çapı ve şümulü tamamlansın; başörtüsü AB standartları ve Batılı modern bayanların tüm olumsuz imajlarıyla arasında çok az kalan farklılıkları kaldırsın, başörtüsü sorun olmaktan çıkacaktır. Derin devlet, yani formalite icabı hükümette olanlar değil; devleti fiilen yöneten iktidar gücü her ne kadar şimdiye kadar hiç taviz vermiyor görünse, on yıl sonrasına bile yeşil ışık yakmayacak izlenimi verse de, tek taraflı olarak başörtülülerin kahir ekseriyeti, her çeşit tavizi vermeye hazır olduğunu gösterdi. Ruhu soyutlanmış, tesettür görevi yaptığı çok şüpheli hale gelmiş başörtüsüne İslâm düşmanları niye taviz vermesin ki! Hele o verecekleri taviz, bundan sonra alacakları muhtemel taviz yanında çok az kalıyorsa. Ama dejenerasyonun yeterli olmadığını düşünüyor o çevreler besbelli. Taviz tavizi doğurur, "du bakalim n'olicek?" diye bekliyor sadece başörtüsü vurgusu yapan çevreler. Öteki taraf, başörtüsüzlerin her türlü olumsuz giyim ve tavırlarına bulaştırdıkları başörtülüleri "bu müslümancıklar, açık göbek modasına ve başörtüsü altına mayo ya da mini etek garabetine kadar işi vardıracaklar mı" diye test etmeye devam ediyor ve sebep oldukları bu tablodan sadistçe zevk alıyorlar. Başörtüsü, modern giyim(sizlik) tarzıyla, Batılı modern tavırla, vücudun diğer giysilerdeki cinselliği açığa vuran çağdaş özelliklerle uyuştuğu oranda modern güçler ve düzen de başörtüsüyle uyuşacak. Başörtülü; Kur'ani çizgi, takva giysisi ve yaşama biçiminden ne kadar taviz verip uzaklaşırsa, kendini doğuran bağla irtibatını koparırsa, o oranda İslâm düşmanı çevrelerin tavizini görecek. Görünen maalesef o ki; başörtülülerin kaahir ekseriyeti, bugünkü halleri ve gelecekte sergileyecekleri daha büyük yozlaşma sürecine girmeleriyle kendilerine taviz verilmeyi hak ettiler. Ama yine de Kenan Evren'in tabiriyle "sinek küçük ama mide bulandırır" diye düşünüyorlar.

Ana Babaya İhsan Ve Hz. İbrahim'in (A.S.) Örnekliği

Ana babaya ihsan, güzel sözle, davranışla ve ihtiyaçları anında onlara gereğince infak etmek suretiyle olur. Allah, ebeveyni insanın yokluk âleminden varlık âlemine çıkmasına bir sebep kıldığı için, onlara ihsan etmek gerekir. Allah'ın, ebeveyne ihsanı kendi tevhidi ve ibadeti yanında zikretmesi, ebeveynin çocuklar üzerindeki hakkının büyüklüğüne işarettir. "Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara... ihsanda bulunun; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez." (4/Nisa, 36) Buradaki ebeveyne ihsan, evlâtların onların hizmetlerini yapması, onlara nazik konuşması ve onların meşru isteklerini gerçekleştirmesi için çalışmasıdır. Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurur: "Burnu yerde sürtülsün; burnu yerde sürtülsün; burnu yerde sürtülsün." "Kimin ya Resulullah?" denildi. Hz. Peygamber: "Yaşlandıklarında ana babasına, onlardan birine yahut her ikisine de yetişen, fakat onlara iyilik etmediği için cennete giremeyen kimsenin..." (Müslim)

28 Şubatın Hançerlediği Kur'an Kursları

İşimiz, kayıplarımıza matem tutup ağıt yakarak şeytan taşlamakla yetinmek olmamalı. Islaha ihtiyaç duyan kurumlarımızı, dernek ve vakıflarımızı, kurs ve okullarımızı bu fetret döneminde gözden geçirerek yeniden yapılanmanın; yeni, çağın imkânlarına açık, temel kaynağımız Kur'an mesajına uygun kurumlar oluşturabilmenin yolları aranmalı. Ama, kalıcı, hantal bina ve kurumlar yerine, esnek ve çok yönlü kullanılabilecek yapılanmalar üzerinde yoğunlaşmalı. Bütün bunlar yanında unutulmamalı ki, Mekke'de Resulullah'ın temel kurumu, evler idi. Evlerimiz Dâru'l-Erkam olmalı, evlerimiz eğitim kurumu haline getirilmeli, evimizde sinema havası değil, mescid havası esmeli. Evlerimiz, öncelikle kendimiz ve çocuklarımız için Kur'an Kursu olmalıdır; evinde bu değişikliği yapamayan, bulunduğu semti ve yaşadığı ülkeyi hiç değiştiremez. "Bir toplum, kendini değiştirmedikçe Allah, onlarda bulunanı değiştirmez." (13/Rad, 11)."Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz."

Müslüman İçin Esas Kriz, Fakirleşmek Değil Dünyevileşmektir

En fakirimizin evindeki eşyalara verilen parayla, sahabe belki hayat boyu, hem de huzur ve şükür dolu şekilde yaşardı. Herkeste benzeri şeyler olduğundan, modanın temel felsefesi olan farklı ve özel görünme tutkusunun sanallığını, eşyaya daha çok sahip olmada başkalarına ulaşılmaz fark atma imkânsızlığının ıstırabını yaşıyor. Kullan at; al, yine al; yarışın sonu gelmiyor, ihtiyaçlar(!) tükenmiyor; ahirete yatırım yapamadan insan ölüp gidiyor.

Ölümü Düşünerek Dirilmek

Kabir ziyaretinin orada yatan ölü için değil; ziyaret eden dirinin ibret alması, ölümü hatırlaması için meşru kılındığını hatırlamakta fayda var. Tevhidi zedeleyecek davranışlardan uzak durmak şartıyla kabirleri ziyaret etmek, insana ahiret bilinci verir. İslâm'da yasak olan kabrin üzerine bina yapmak, kubbe koymak, yani türbe, kabirleri mescit veya tapınak hale getirmenin, şiddetle yasaklanmış hurafe ve bu konudaki aşırılıkların şirk unsuru olduğu bilinmelidir. Ölümle ilgili küfür sözlerinden de cehennemden korkar gibi sakınmak gerektiğini unutmamalıyız. Ölüm meleği olması itibarıyla Azrail'e hakaret etmek, onu eleştirmek, eli tırpanlı çirkin bir insan şeklinde onu resmetmek, "Azrail onun canını yanlış yere aldı", "Azrail'le savaşıyor", "zamansız öldü" gibi sözlerin insanı küfre götürebilecek büyük yanlışlar olduğunu değerlendirmek zorundayız.

Vahdet; Şimdi Değilse Ne Zaman?

Ümmet ve cemaat anlayışı, hiç ihtilâf ve farklılığın olmadığı despotik ve robot üreten bir yaklaşım değildir. İnsanların olduğu her yerde, kesinlikle ihtilâflar da olacaktır. İslâm'ın aslî meselelerinde müslümanlar ihtilâf edemez. Müslümanlar arasında vuku bulacak olan ihtilâflardan, makul ve normal karşılamamız gereken ihtilâflar, İlâhî vahyin müslümanlara seçme muhayyerliği, tasarruf yetkisi, ictihad, yorum ve tercih hakkı verdiği meselelerdeki ihtilâflardır. Yarattığı insanın ne olduğunu ve bizlerin söz konusu meselelerde hangi ihtilâflara düşeceğimizi hakkıyla bilen Yüce Rabbimiz, hiç kuşkusuz ki bu gibi ihtilâflarla bizleri sınamakta, denemektedir. Bu ihtilâflar karşısındaki kulluk mükellefiyetimiz, bu ihtilâfları birer fitne ve fesat sebebi durumuna getirmemek hususundadır.

Sanat Ve Güzellik (Hayatın Güzelliği)

Câhiliyye insanı, bakmasını bilemediğinden, Allah'ın nuruyla bakamadığından, gözlerinde perde bulunduğundan evrendeki güzellikleri göremez. O, kendine göre, yapay/sanal bir güzel peşindedir. Müslüman ise, güzelliği yaratanı bildiğinden, güzeli keşfetmeye taliptir. Eşyanın güzelliğinde hakiki güzelliğin tecellilerini anlar müslüman. O, mutlak güzellik peşindedir. Allah'ın cemal sıfatının tecellilerini görerek hayran olur. Güzellik mutlak olduğu için, yaratılışta, Allah'ın yarattıklarında çirkinlik yoktur.

Kur'an Ve Sünnet Penceresinden Şiir Ve Güzel Söz

Güzel konuşmak veya yazmak, dili güzel kullanmak, hiçbir zaman gaye olmamalıdır. Dil bir araçtır. Bu vasıtayı çok iyi kullanabilmek için esas gayeden uzaklaşarak hayatı bu uğurda harcamamak da gereklidir. Gaye, dil değil, dindir. Bu konuyla ilgili Kur'an'da vurgulanan, güzel olan gayeye, güzel vasıtalarla gidilme esasıdır. Kur'an, gayemizi belirtirken, vasıtaları da belirtmiş; her türlü aracı değil; nassların belirlediği, ya da bizi özgür bırakarak mubah kıldığı araçlarla gayeye doğru yol almamızı istemiştir. Dolayısıyla dil aracı, kötü bir gayeye hizmet de edebilir. Cennetin, gölgesi altında olduğu kılıcın, aslında cihad vasıtası olarak, kişiye büyük bir makam bahşetmesi yanında; bu aracın kötüye kullanılarak haksız yere kan dökmeye âlet edilebilmesi gibi, dil de kötüye âlet edilebilir. Hatta şekil ve üslûp yönüyle "güzel" yargısı verilen konuşma ve yazma (edebiyat, daha doğrusu "edebiyat yapma") da şerre âlet olabilir. Sözün ve kalemin kuvvetli etkisi sebebiyle, bazı samimiyetsiz insanlar, açıkgöz çıkarcılar, insanları söz oltasıyla kolayca avlayabilmektedir. Kur'an kültürüne sahip olmayan kalabalıklar, sözün sahte güzelliğine kanarak kolaylıkla sömürülebilmekte, nice politikacılar lâf cambazlığı yaparak tâğûtî anlayışları halka kolaylıkla empoze edebilmektedir.

Yağmur, Su Ve Düşündürdükleri

Çeliğe su verince kuvvetlenir. Tohuma, çiçeğe su verince filizlenir, dallanıp budaklanır. Çölde kalmış bir yolcuya su verirseniz, hayat vermiş olursunuz. Kıraç topraklar, çölleşen yer, suya hasrettir. Yanan gönüller, çorak sineler, kuru gözler, kuruyan ruhlar, gökyüzünden bir meltem gibi yumuşak ve sessiz sessiz akacak rahmeti beklerler.

Dünya denizinin üzerinde yüzmesi gerekirken gemimiz suyu içine/gönlüne aldı. Bu hırs sonucu, üstünde yüzecek temiz sudan da mahrum kaldı. Artık karaya oturan gemimiz, S.O.S. sinyalleri saldı.

"Ağlayın, su yükselsin! Belki kurtulur gemi;
Anne, seccadeden gelsin, bize dua et, e mi?"

Sanat Üzerine

Müslümanlar, hayata ve hayattaki her şeye müslümanca bakabilmelidir. Çünkü İslâm, hayatımızın vazgeçilmez bile olsa bir parçası değil; hayatımızın kendisidir, yaşantımızın bütünüdür. İnancımızın, düşüncemizin, duygularımızın, davranışlarımızın, eğitimimizin, hayat görüşümüzün tümünü kuşatan ilkeler bütünüdür İslâm (6/Enam, 162). Müslüman da bu ilkelere severek, isteyerek teslim olan ve bunları hayatına geçiren, daha doğrusu hayatının bunlarla hayat olduğu bilinciyle yaşayandır. Yoksa Allah ve Resulünün belirlediği bu ilkelerin dışında bir seçeneği, tercih ve özgürlüğü yoktur müslümanın (33/Ahzâb, 36). Tabii, aynı zamanda sanat ve estetik anlayışımızın da prensipleri O'nun çizdiği hudut dışına çıkmayacak, O'nun rızası istikametinde güzellikler sergilenecektir.

Müslümanın Müslümanlaşması
Ahmet Kalkan
Rağbet Yayınları


Yazar: Ferhat ÖZBADEM - Yayın Tarihi: 08.10.2014 10:24 - Güncelleme Tarihi: 17.11.2021 09:50

,

2071

Ferhat ÖZBADEM Hakkında

Ferhat ÖZBADEM

1979 yılının bir Haziran günü Adıyaman’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman’da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar Ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli dört çocuk babasıdır.

haberdurus.com, zeynepder.org, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sitelerinde belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

YAYIMLANMIŞ ESERLERİ

Düşünce: 40 Esas 40 Düstur, Cennetin Anahtarı, Cennetin Yolu, Kur’an’ı Nasıl Okumalı, Kur’an’ın Gölgesinde Hz. Muhammed

Araştırma: Dünden Bugüne İslami Hareket, Edebiyat Gemisinde Düşünce Adamları

Roman: Brezilya, Muaz, Muhammed Mursi, Saffan Bin Muattal

Şiir: Ebrulim.

Deneme: Ortalama Bir Âşık Olmamı Bekleme Benden.

SERİ ÇALIŞMALARI

Tavsiyeler Serisi (10 Kitap):

Aliya İzzetbegoviç, Fethi Yeken, Hasan El Benna, Hasan En Nedvi, Malcolm X, Mevdudi, Mustafa Meşhur, Said Havva, Seyyid Kutub, Yusuf El Karadavi

Roman (Beşir Serisi, 6 Kitap):

Beşir ve Sultan Abdulhamid, Beşir ve Fatih Sultan Mehmet, Beşir ve Gazali, Beşir ve İbn Haldun, Beşir ve Osman Bey, Beşir ve Selahaddin Eyyubi.

Biyografik Roman (Öncüler Serisi, 14 Kitap):

Aliya, Hasan el Benna, Malcolm X,  Mehmet Akif, Mehmet Akif İnan, Meryem Cemile, Metin Yüksel, Mevdudi, Muhammed Ali, Necip Fazıl, Ömer Muhtar, Said Halim Paşa, Seyyid Kutub, Zeynep Gazali.

Mesajlar Serisi (15 Kitap)

Ali Fuat Başgil, Aliya İzzetbegoviç, Cemil Meriç, Fethi Yeken, Hasan El-Benna, Hasan En-Nedvi, Malcolm X, Mehmet Akif Ersoy, Mevdudi, Mustafa Meşhur, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Said Havva, Seyyid Kutub, Yusuf El-Karadavi

Ferhat ÖZBADEM ismine kayıtlı 202 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 17 kitap bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin