Mutluluk - Zülfü Livaneli
![]() Metin Bilgeç | Roman | Okunma: 427 | 06.06.11
Zülfü Livaneli'nin üçüncü romanı olan "Mutluluk"ta ideolojik ön yargılar doğrultusunda bir Türkiye manzarası görmekteyiz. Kitabı elinize alıp okumaya başladığınızda eski bir Türk filmini izler gibi oluyorsunuz. Başından, sonu belli bir film gibi adeta kitap. Gerçi sinemaya uyarlandı yazarımızın bu romanı. Kitabı okumaktansa filmini izleyenlerin sayısı da bir hayli fazla.
Gelelim kitabımıza: Kitap, Meryem'in amcası tarafından tecavüze uğraması ve bunun trajik yansımalarını anlatan bir bölümle başlıyor. Ve daha bu ilk bölümde Meryem'in amcasının "tarikat şeyhi" özelliği burada yazarın din gerçeğine bakışının ne kadar ideolojik olduğunun da göstergesidir. Bu kitabı okuyan bir gencin dindar insanların çoğunun aslında sapıkça eğilimleri olduğu düşüncesi aklında uyanmaz mı? Din olgusuna karşı mesafeli bir duruş sergilemez mi? Kitapta yazar, Anadolu 'da yaşanan tüm acıklı insan manzaralarını din üzeriden sorguluyor. Evet, yaşanan din ile gerçek din arasında her zaman büyük farklılıklar olmuş, insan olan yerde yozlaşma olduğu da bir vakıadır. Ben iyi niyetimi koruyup yazarın işte bu yozlaşmaya parmak basmak istediği düşüncesini korumaya çalıştıkça kitapta öyle bölümlerle öyle cümlelerle karşılaştım ki adeta her seferinde hayal kırıklığına uğradım. Katı ön yargıların, bir yazarı, halka yakın olayım derken; nasıl da halktan uzaklaştırdığını kitabı okudukça daha da iyi anladım. Kitabı okurken hemen şunu görüyorsunuz. Yazar, bir telaşla ülkenin tüm meselelerini kahramanlarının ağzından bize aktarıyor ve aktarırken kendi dünya görüşünü de empoze ediyor adeta. Örneğin Ermeniler'in "Anadolu'daki zulme uğramışlığından!" tutun da "PKK ile savaşmanın absürtlüğüne!" kadar her meseleye temas edildiğini görüyorsunuz. Bu bakış acısının aydın olmanın gereği mi yoksa “kendi ülkemi eleştirirsem bana da bir Nobel ödülü ilerde verirler” düşüncesi mi olduğunu tam anlayamıyorsunuz! Kitabın bir diğer ilginç kahramanı İrfan Kurudal. Nihilist ve Hedonist özellikleri olan kahramanımız, modern insanın bunalımlarını yoğun bir şekilde yaşıyor. İnançsızlık, amaçsızlık, tüketimcilik, ölüm korkusu, değerleri yok sayma gibi çağdaş insanın açmazlarını ortaya koyması bakımından ibretlik bir karakter olarak karşımızda duruyor. Kitabı okurken edebi bir haz alamadığınız gibi, yazarın kendi ideolojik kalıpları arasında sıkışıp kaldığını görünce üzülüyorsunuz. Yahya Kemal'in "Mehlika Sultan" adlı şiirindeki yitik aydın tipini, kendi değerlerine yabancılaşma, halkçı görünüp halka tepeden bakma gibi paradoksal durumları yazar ve romanı üzerinde görüyorsunuz. Kitabın öyle bölümleri var ki yazar, kahramanlarını konuştururken vermek isteği mesajların ne kadar yanlış olduğunu görüyorsunuz. Bir edebi eserde bu kadar fazla ideolojik yaklaşımın olmasının kitabın edebi değerini de erozyona uğrattığını görüp üzülüyorsunuz. Yazarın göstermek istediği Türkiye paronoması belli bazı çevrelere şirin görünme çabasının bir yansıması olarak karşımızda duruyor. Bu çabanın altında ise yazarın sanatçı kişiliğinden çok, faydacı mantığının yattığını görüyorsunuz. Yazar, romanında bize ülke gerçeklerini anlatırken demokrat duruşunun da aslında ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor. Şunu anlamakta güçlük çekiyorsunuz: Bazı etnik ve mezhebi azınlıklara sonuna kadar hoşgörülü olan yazarımız, inançlı kesimlere gelince hoşgörüsünün yerini yargılayıcı, yaftalayıcı yaklaşımların yer aldığını görüyorsunuz. Bu eserde tipik ötekileştirici kafanın yansımalarını görüyorsunuz. Bir sanatçının misyonu, farklılıkları körüklemek değil; ortak zenginliklere çağırmak olmalıydı aslında; ama yazarda bunu göremiyorsunuz. Romanın her tarafı ifade ettiğim hususları doğrulayıcı örneklerle dolu. Örneğin: Romanın "Yeni yolcular" adlı bölümünü okurken, tüyleriniz diken diken oluyor. İşte size kitaptan birkaç alıntı: "Bu İslamcılar bizi İran'a çevirmek istiyor, modern Türk kadınının da o karafatmalar gibi başlarını örtmek istiyorlar. Fırsat bulurlarsa hepimizi çarşafa sokacaklar. Üniversitelerdeki türban eylemleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Onların hepsi bir merkezden yönetiliyor. Başlarına taktıkları şey de türban değil, siyasal bir simge. İran' da böyle başlamış her şey. Peki, bir öğrencinin istediği gibi giyinme hakkı yok mu sizce? Eğer bir davanın parçası olarak yapıyorsa yok. Bizim nenelerimizin hep başı kapalıydı ama bunlar başka türlü şekil veriyorlar. Normal başörtüsü değil siyasal simge, bir üniforma. Nasıl yani diye sordu? Peter. bunun üzerine kadın elini başına götürüp normal başörtüsüyle, siyasal türban arasındaki farkları tarif etmeye girişmişti ki gözü Meryem 'e takıldı. "Hah! Dedi, hah tamam işte bu hanım kızında başı kapalı ama onlar gibi değil. Normal Anadolu kadını başını böyle örter, o ucubeler gibi değil." İşte roman bu örneklerde görüldüğü gibi hakaret ve yaftalamalarla dolu. Kitabın ilerleyen bölümlerinde yazarın bu kışkırtıcı yaklaşımları, gerçekten çok trajikomik bir hal alıyor. Kitabı okurken gerçekten çok üzüldüm. Bir sanat eseri böyle mi olur? Sorusunu sormaktan kendimi alamadım. Yazar kendi dünya görüşünü, kendi gördüğü gözlükle Türkiye'yi, bize roman kurgusuyla anlatmaya çalışmış; ideolojik tarafgirlikle kendi cephesinden "öteki"nin değerlerine sövmeyi "aydınca bir yaklaşım!" gereği olarak gördüğünü anlıyorsunuz. Sonuç olarak yazar, eserinde ülkenin güncel sorunlarına değinerek, okuyucuyu da bu sorunlar karşısında düşünmeye sevk ediyor. Bireylerin mutlu olmadığı bir ülkede toplumsal mutlulukların mümkün olamayacağı gerçeğini bize bir kez daha hatırlatıyor. Mutluluk Zülfü Livaneli Remzi yayınevi 343 sayfa 1970 doğumlu olan yazar, Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur.
Evli ve iki çocuk babası olup halen bir kurumda Türk Dili ve Edebiyatı derslerine girmektedir. Metin Bilgeç İsmine Kayıtlı 7 Yazı Bulunmakdadır. Metin Bilgeç İsmine Kayıtlı 7 Yazı Bulunmakdadır.
• Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor - Soner Yalçın |

1970 doğumlu olan yazar, Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur.









