Nasıl Bilirsiniz Ölümü?

Nasıl Bilirsiniz Ölümü?

Nasıl Bilirsiniz Ölümü?

Nasıl Bilirsiniz Ölümü?
"Bilmesem de yazılıdır sonum taşlar üstünde"

Hiç ölmemiş olan bizler ölümü idrak etme noktasında ne kadar başarılı olabiliriz? İnsan denemediği, başına gelmeyen bir şeye ne kadar aşinadır? Ölüme acemiyiz efendim, çokca acemi hem de!
"Öldüğüm Gün" Senai Demirci'nin ilk romanı. Kitapçıda elimin bir gidip bir geldiği, Kemal Sayar'ın bir kitabını almak niyetiyle elimi gezdirdiğim rafta bana gülümseyen, Ravza Kızıltuğ'un kapak tasarımıyla beni kendine çeken bir kitap. Ve tabii en dikkat çeken yanı öldüğüm günü hissettirecek mi acabalarıyla kafamın içine dolması. Senai Demirci'yi yıllar evveli bir televizyon programı ile tanımıştım kitaplarından ziyade. Kahve bahane ne güzel bir programdı öyle! Senai Demirci'nin konuşma üslubunda ki nezaket ve edep çekmişti beni programa. Kitabını bitirdiğimde hiseetiğim yine aynı duyguydu. Konuşma üslubunun gerisinde değildi kalemi de. Tv programından sonra gazetede ki köşe yazılarından bilirdim bir de. Ne hilmetse kitaplarını okumak nasip olmamıştı bir türlü. Her kitabın okurda bir nasibi vardır diye bilirim ben. Okuduklarımın sanki en ihtiyacım oldğu zamanlarda yanıma bilerek yaklaştıklarını düşünürüm. Öldüğüm Gün'de öyleydi vesselam!

Yazar, Rüya ve Yaşar. Üç ölümlü. Üç ölüm sever! Romana hayat veren bu üç ayrı karakterin ortak noktası ölüm. Yazar ve Yaşar'ın ilişkisi aşikar kitapta ancak Rüya kitabın sonuna kadar tek başına ipi göğüsleyen bir kahraman gibi duruyor karşımda. Yazar ve Yaşar'la olan alakasızlığını sürekli olarak sorgulasamda, Senai Demirci iyi gizlediği bir sonla şaşırtıyor okuyucuyu. Okur gözünden, yazar gözündeki ölüme kısa mesafeli bir bakıştan gayrısı gelmiyor elimden:

Vazgeçilmezlerin vazgeçildiği durak: Ölüm!

Tüm yaşadıklarımız, yaşamayı planladıklarımız bizsiz olmaz değil mi? En azından insan bu yanılgıya yer yüzü sürgününde çok düşer. Sanki siz olmadan dünya dönmez, yapılacak olan işler yarım kalır, aileniz hayatını sürdüremez... Sizsiz yürümeyeceğini düşündüğünüz pek çok şey sıralayabiliriz, Senai Demirci Yazar rolünde girerken kitaba kimsenin vazgeçilmez olmadığını anlatmaya çalışıyor biraz. Kendisiyle de bir iç hesaplaşma var satırlarında, örneğin "Adam ölümünü bile sattı be!" diyecekler diyor. Diyecekler belki kimbilir ama önemli olan kimin ne diyeceğinden çok giden kişinin arkasında bıraktığı güzel izlerdir muhakkak. Bu nedenle vazgeçilmez sandığımız benliğimizden yavaş yavaş sıyrılmanın merhalelerine tanık oluyoruz "yazar" başlıklı bölümlerde.
Yazar Yaşar'ın ölümünü yazarken bile kendinden vazgeçemeyen haliyle aciz bir kulun resmini çiziyor okurun zihninde. Rüya; başarılı bir iş kadını, reklamcı. Hayatı boyunca vazgeçilmezliğinin mührünü vurmaya çalışıyor gibi yaptığı reklamlara ve günlerden bir gün önüne ölümün reklamı geliyor! Vazgeçilmez sandığı tüm vazgeçişler artık kendisi olarak duruyor aynanın karşısında. Kitap boyu insan dünya nezdinde değerini sorgulayıp duruyor hasılı, insan işte, onca vazgeçişin arasında kendini vazgeçilmez görmeye programlanmış gidi adeta. Bu prgramın kodlamasına riayet etmeyenler fark atabiliyor bize usulca. Halbuki biliyor yazar Yaşar'ın ölüm anını ve sonrasındaki ruh halini cümleleştiriken, ölüm aslında bir vazgeçiş veya vazgeçiliş değil; ebedi hayata sımsıkı tutunma serüveni!

Kendi Ölümüne Akıl Erdiremez İnsan

Kitap boyu ölüme dair yoğun bir kafa yoruş olsada gözle görülür bir kaos duygusu da hakim. Bu durumun en açık sebebinin insanın yaşamadığı bir şeyi yazma çabası olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Henüz ölmedik hiçbirimiz, ancak bir gün öleceğiz her birimiz! Bu kaosun diğer bir sebebinin de Senai Demirci'nin deneme üslubundan roman üslubuna geçişiyle alakalı oldğunu düşünüyorum. Öldüğüm gün sanki roman ve deneme arasında arada kalmış bir eser gibi. İlk elli sayfayı büyük bir keyifle okuduktan sonra geri kalan yüz küsur sayfada aynı keyfi yakalayamamak ise yorucu bir okuma sürecine bırakıyor kendini. Burda diyorsunuz ki sürekli tekrar edilen manaları, cümleleri okurken: kendi ölümüne akıl erdiremiyor insan!

Ancak kendi ölümüne bir dipnot bırakmak istedğinden olsa gerek, okuruna en azından kitap boyunca ölümünü düşündürüyor Senai Demirci, vazgeçilmez olmadığını ve bir gün bu dünyanın biz olmadan da dönebileceği anlayışını öğretiyor. Bu açıdan baktığımızda okunmasında muhakkak fayda olan bir kitap oldğu inancındayım ben, yukarıda ki bazı olumsuz durumlarla birlikte.

Rüya, Yazar ve Yaşar'ın yollarının nasıl kesiştiğini merak edenleri Öldüğüm Gün'ün sayfalarını çevirmeye davet ediyorum. Onlar kendi arasında ölüme bir önsöz olmaya çalışırlarken siz ölümü nasıl bilirsiniz ve ölüm sizi nasıl bilsin bir düşünün bakalım.

Kitaba Son söz: Biz biliriz ki ölmeden evvel ölmek gerekir, ancak ölmeden ölebilmek için ölümü iyi bilmek gerekir!

Öldüğüm Gün
Senai Demirci
Timaş Yayınları/236 sayfa
Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ - 05.04.2013

,

4702

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ Hakkında

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ ismine kayıtlı 59 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin