Nasreddin Hoca Fıkraları Milletimizin Ruh fotoğrafını Yansıtır

Nasreddin Hoca Fıkraları Milletimizin Ruh fotoğrafını Yansıtır

Nasreddin Hoca Fıkraları Milletimizin Ruh fotoğrafını Yansıtır

23.01.2017 - Bilal Can
Nasreddin Hoca Fıkraları Milletimizin Ruh fotoğrafını Yansıtır

Mustafa Özçelik ile Nasreddin Hoca hakkında genel bir değerlendirme söyleşisi gerçekleştirdik.

Kültür ve Medeniyetin birçok farklı kodları vardır. Gerek siyasal, gerek tarihi, gerek ekonomik bakımından bu kodlar ortaya konulduğunda o kültüre dair “nüveler” de ortaya konulmuş olacaktır. Nasrettin Hoca da kültür ve medeniyetimize dair bu gün artık bir “kültürel kod” olarak değerlendirdiğine göre onu sadece “mizahi” ya da “nükte” olarak ele almamız ne kadar doğru olacaktır?

Eğer medeniyetimizin Selçuklu ve Osmanlı çağındaki kültürel kodlarından söz edeceksek bunu bulabileceğimiz, öğrenebileceğimiz en önemli isimlerinden biri de Nasreddin Hoca’dır. O, yaşadığı dönemin en önemli tanığıdır. Bu yüzden o dönemin bütün problemlerini onun fıkralarında görmek mümkündür. Nasreddin Hoca, o sorunları anlatırken bir yandan da halkın iki dünyaya da bakışını, algılama biçimini de ortaya koyar. Dolaysıyla Nasreddin Hoca fıkralarından milletimizin ruh fotoğrafını bütün açıklığıyla görmemiz mümkündür. Burada baskın çıkan elbette mizahtır yahut nüktedir ama hadise bundan ibaret değildir. Nüktenin içindeki dünya görüşünü, hayat algısını kısacası milletimizin felsefesini, sosyolojisini ve psikolojisini de görmek gerekir. İşte bunu sağlayabilirsek “biz kimiz, nasıl bir milletiz, hayata bakışımız nasıldır, olaylar karşısında nasıl bir refleks gösteririz gibi onlarca sorunun cevabını bulabiliriz.

Nasrettin Hoca’nın günümüz modern insanlarının alacağı bir ders var mı?

Nasreddin Hoca, sadece yaşadığı zaman için geçerli düşünceler ortaya koymamıştır. İnsanı hakikat perspektifinde fıtrat özelliklerine göre çok iyi tanıdığı için söyledikleri bugüne de hitap eder. Yine olayların mantığı her zaman aynıdır. Sadece şahıslar, mekânlar ve zamanlar değişmektedir. Diyelim ki rüşvet alma, bencillik, tembellik, bilgisizlik, siyasi istikrasızlık, aile geçimsizliği gibi sorunlar bütün zamanların sorunlarıdır. Bu yüzden bu sorunlara aklı, bilgi, sevgi, hoşgörü çerçevesinde çözümler getiren Nasreddin Hoca, çağdaşımızdır. Arkaik bir değer değildir. Ona bu gözle bakmak gerekir. Eğer böyle yaparsak modern çağın pek çok sorunu ile yüzleşme ve onlara çözüm bulma imkânı bulabiliriz. Yeniden bir sevgi ve bilgi toplumu olabiliriz. Bu, ayrıca sadece kendi insanımız için değil bütün insanlık için de bir kazanç olur. Çünkü bizim dünya görüşümüz evrenseldir. Zaten Nasreddin Hoca’nın Japonya’dan İngiltere’ye, İran’dan Amerika’ya, Kazakistan’dan Balkanlara kadar tanınan ve sevilen bir şahsiyet olması da işte bu evrensel kimliğinden dolayıdır.

Tarihi belgelerden yola çıkan araştırmacılar 13. Yüzyıl boyunca Selçuklu İmparatorluğunda yaşamış, muhtemelen Sivrihisar doğumlu olduğu söylenilen, köyünden göç edip Akşehir’e yerleşmiş ve hayatının geri kalanını burada müderrislik ve imamlık yaparak geçirmiş bir Nasrettin Hoca portresi var karşımızda. Onun doğumu ve hayatıyla ilgili olarak birçok araştırma yapılmış birçok söylenti yayılmıştır. Onun nereli olduğundan ziyade asıl üzerinde durmamız gereken özelliği nedir?

Her şehirde, bölgede yerel, her ülkede ulusal şahsiyetler yetişir ama yerellikten, ulusallığa oradan evrenselliğe geçmiş insan sayısı bulmak hayli zordur. İşte ülkeler çok kolay yetişmediği için böyle şahsiyetleriyle gurur duyarlar. Nasreddin Hoca da bizim kültür ortamızda yetişen ve o kültürün bütün kodlarını fıkralarında yansıtmayı başarmış olan evrenselleşmiş bir değerimizdir. Bu yüzden onu yerelleştirmek kesinlikle doğru değildir. Nereli oluşu da zaten tarihsel olarak bellidir. O, 13. Asırda dönemin Akşehir sancağının Sivrihisar kazasına bağlı Hortu köyünde doğmuş, 25-30 yaşlarında Akşehir’e yerleşmiş ve kalan ömrünü orda geçirmiş ve orada vefat etmiştir. Kabri de oradadır. Hakikat budur ve gerisi iddia ve söylentiden ibarettir. Üzerinde tartışmak kimseye fayda sağlamaz. Dolayısıyla onun üzerinde durmamız gereken yönü nereli olup olmadığı değil, ne söylediğidir. Mesajlarıdır. Esas olan bunları anlamaktır.

Nasrettin Hoca’yı günümüz gençleri nasıl okumalı ve nereden başlamalı?

Bu her şeyden önce bir eğitim sorunudur. Bizim son yüzyılımız kendimize ait değerleri yok saymakla geçmiştir. Bu, bugün için de büyük ölçüde böyledir. Siz, mesela dünyanın kaç ülkesinde görebilirsiniz, ulusal bir yarışmada gençlerimiz, Türkçe şarkı söylemek dururken İngilizce, Fransızca şarkılar söylesin. Bu, yabancılaşmanın tipik bir tezahüründen başka bir şey değildir. Algı ve anlayış böyle olunca her alanda dikkatimiz dışarı çevriliyor. Bunu kendimizden uzaklaşarak yaptığımız için de bir başkası da olamıyor, arafta kalmanın sancılarını yaşıyoruz. İlim, kültür, sanat elbette everenseldir. Onlara uzak kalamayız. Burada sorun ulusal olamadan evrensel, birey olmadan toplum olmaya kalkışmamızdır. İşte Nasreddin Hoca da bu yaklaşımdan payını almış bir büyüğümüzdür. Ne yazık ki onu yeterince tanımıyoruz ya da yanlış tanıyoruz. Önce bu sorunlu bakışı düzeltmeliyiz. Ardından da onu yediden yetmişe her yaş grubuna hitap edecek şekilde sinemadan tiyatroya, çizgi filmden romana, müziğe, minyatüre her vasıta kullanılarak anlatmalıyız. Onun hayat felsefesi üzerine kafa yoracak uzmanlar yetiştirmeliyiz. Bilelim ki, bu felsefe inanç, aklı, bilgi, sevgi merkezli bir anlayıştır. Bu anlayışı eğer bugün için de önemsiyorsak –ki önemsemeliyiz- Nasreddin Hoca her şeyden önce tek başına değerler eğitimi uygulamalarında ders olarak okutulmalıdır. Sözümüz, davranışımız, hayat tarzımız bu değerlere göre şekillenmelidir. Mesela tek başına gülümsemek, gülümseyebilmek bile barışçı bir toplum olmamızı, kabalıklarımızın ortadan kalkması, daha çok çalışmamızı ve üretmemizi, sabırlı ve gayretli olmamızı sağlayabilir.

Bugüne kadar yapılan çalışmaları bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haklarını yemeyelim. Önemli çalışmalar yapılmadı değil. Fuat Köprülü’den Şükrü Kurgan’a, M. Sabri Koz’dan Mustafa Duman’a kadar pek çok araştırmacı Nasreddin Hoca fıkralarını derlemek yahut yazma eserlerdeki fıkraları bugünkü dile çevirmek şeklinde önemli çalışmalar yaptılar. Şimdi bundan sonra yapılması gereken bu malzemeden hareketle çizgi, filmler yapmak, roman ve hikayeler yazmak, kısacası Nasreddin Hoca felsefesini bu vasıtalarla herkese ulaştırmak gerekiyor. Mesela politikacılarımız, ekonomistlerimiz, hakimlerimiz, öğretmenlerimiz eğer Nasreddin Hoca’ya yeterince ve doğru yöntemlerle eğilebilirlerse işlerini daha güzel yapabilirler. Diğer yandan Nasreddin Hoca’nın her kesime tanıtılması onu ortak değerlerimizden biri haline getirecek, iç barışımız, birliğimiz, dirliğimiz daha da güçlenecektir. Diğer yandan bu yolla geçmişle bağımız sağlıklı bir ilişkiye dönüşecektir. Siz de takdir edersiniz ki çok stresli, gergin, müsamahasız bir toplum haline geldik. İnanın ki bunların da ilacı Nasreddin Hoca’dır. O, ruhi hastalıklarımız çok iyi tespit etmiş bir doktordur. Onun reçetesi ve ilaçları hepimize iyi gelecektir. Burada son olarak isterseniz onunla ilgili bir inanışı aktaralım. Buna göre “Nasreddin Hoca’nın adı eğer günde bir kere dile gelmeyecek olursa, dünyanın sonu gelmiş, kıyamet kopmuş demektir.” Bu, bir inanış şüphesiz…Ama bunun arka planında şöyle bir şey var: Dünyanın neresinde olursa olsun insanlar, her an için pek çok problemle karşılaşırlar. Bu, insanların kıyametidir. Bunlar, öyle girift problemler olur ki ne yapsanız çözemezsiniz. Kıyametin kopması işte o sorunun çözülememesidir.

Buna ilişkin bir fıkrasından söz edebilir miyiz?

Elbette. Mesela, şu göle düşen cimri latifesini hatırlayalım. Onca insan, cimriyi sudan çıkaramamıştı. Eğer, Hoca o anda oraya gelmeseydi adam boğulup kalacak ve onun kıyameti kopmuş olacaktı. Ne yaptı Hoca? Onca insanın çözmediği problemi adama “Ver elini” yerine “al elimi” diyerek bir anda çözdü. Hoca, bunu nasıl başardı? Sorunun kaynağına indi. Adamın psikolojisine göre hareket etti. Dolayısıyla aslında çözülemeyecek hemen hiçbir problem yoktur. Yeter ki doğru bir yöntemle hareket edelim. İşte Nasredin Hoca, bize bunu öğreten bir insandır. Bu da bilgelik istiyor. Hoşgörü istiyor, zeka istiyor. Cesaret istiyor, iyimserlik, umutlu olma, tedbirli olma istiyor.İşte Hoca, bu özelliklere fazlasıyla sahipti. Bu nitelikleriyle insanları yaşadıkları zamanın karanlığından çekip çıkarmayı başardı. Bugün de aynı misyonla aramızdadır. Yeter ki onun farkına varalım.

Bilal Can - 23.01.2017

,

2934

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin