Necla Dursun yazdı: Zweig'in Bitmeyen Satrancı

Necla Dursun yazdı: Zweig'in Bitmeyen Satrancı

Necla Dursun yazdı: Zweig'in Bitmeyen Satrancı

03.02.2020 - Necla Dursun
Necla Dursun yazdı: Zweig'in Bitmeyen Satrancı

Modern klasikler kategorisinde dünya çapında en çok okunan yazarlardan biridir Stefan Zweig. “Satranç” isimli kitabını Avrupa’da siyasi/sosyal karmaşanın hüküm sürdüğü dönemde yazmıştır. Bu esnada kendisi Brezilya'da sürgündedir ve hayatına son vermeden hemen önce kaleme almıştır.

Sadece 71 sayfadan oluşan Satranç’ı okuduğunuzda 700 sayfa okumuşsunuz gibi hissetmek mümkün. Çünkü kurgusu ve kahramanların ruhsal gelgitlerinin işlendiği sayfalarda metin kısa da olsa bıraktığı etkidir bu.

Kitap New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemide yolculuk yapan iki arkadaşın güvertede gazetecileri görmesi ile başlamaktadır. Sebebini soruşturduklarında, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic bir turnuva için Buenos Aires'e gitmekte olduğunu öğrenirler.

Mirko Czentovic’in bir köyde doğmuş anlama- konuşma gibi birçok konuda zorluk çekmiş biridir. Küçükken satranç müsabakalarını düzenli olarak izleyerek satranç öğrenmiş, tesadüfen yeteneği tespit edilerek köyüne yakın bir şehirde satranç kulübüne gitmiştir. Yeteneği sayesinde büyük bir şöhrete ulaşan Mirko Czentovic dünya şampiyonu olması ile kitabın ana karakterlerinde birinin örgüsü aktarılmış olur. Devam eden sayfalarda ise şampiyonun çevresindekilere karşı davranışlarında olan gariplikler sebebiyle merak uyandırdığı vurgulanmaktadır.

Şampiyonun gemide yolculuk yaptığını öğrenen bir grup satranç tutkunu ücreti mukabilinde kendisiyle satranç oynama talebinde bulunurlar. Talebe olumlu yanıt veren şampiyonun amatörlerle olan seansı esansında esrarengiz biri ortaya çıkar. Amatör gruba yanlış hamle yapmak üzere olduklarını söyleyerek uyarıda bulunur. Ardından doğrusunun ne olduğunu söylemeyi de ihmal etmez. Öneriyi dikkate alarak uygulayan grup Czentovic ile berabere kalır.

Okuyucu, adının Dr. B. Olduğunu, sahip olduğu satranç bilgisiyle neredeyse 8 hamle sonrasındaki satranç tahtasını zihninde canlandırabilen bu esrarengiz kişinin gizeminin hayat hikâyesinde saklı olduğunu ilerleyen sayfalarda okuyacaktır.

Dr. B. Hikâyesini anlatmaya 25 yıldır satranç oynamadığını söyleyerek başlar. Uzun zaman önce gizli işler yaptığı gerekçesiyle tutuklanarak hapse konduğunu, hapsedildiği yerin yalnızca bir koltuk, bir dolap, bir leğen ve küçük parmaklıklı pencereden ibaret alçak tavanlı bir oda olduğunu söyleyerek devam eder.

Kasvetli hücresinde yalnız geçirdiği süreçte tarih, zaman, saat bilgisini tamamen kaybeder. Hiç kimse ile konuşmadan pencereden gördüğü duvarı izleyerek günlerini tükettiğini anlatır. Bu ortam içerisinde gittikçe zayıflayan beyin fonksiyonları onu hiç konuşmamaya sevk ederek, zaman zaman götürüldüğü sorgularda dahi ağzından tek kelime çıkmamaktadır.

Bir gün sorgu için bekletildiği odada bir kitap görür ve onu çalar. Kitabı pantolonu ve kemeri arasına gizleyerek hücresine döner. Çok mutludur çünkü artık okuyacak bir kitabı vardır ve okuduklarıyla gerçek dünyaya ait ne varsa hatırlayabileceğini düşünür. Hücresine döndüğünde kitabın bir satranç kitabı olduğunu gördüğünde hayal kırıklığı yaşar. Oysa O, O’na hayaller kurduracak bir roman olmasını tercih etmektedir. Ancak yapabilecek bir şey yoktur. Kitabı incelemeye başlar.

Kitabı okudukça dikkat kesilir ve satranca ilgisi artar, tüm anlatılan satranç hamlelerini, oyunları aklına kaydeder. Zaman geçtikçe artık kitaba gerek duymadan oyun oynamaktadır. Malzemeleri; gardiyanın hücresine bıraktığı ekmek parçaları satranç taşı, yatağındaki nevresim takımının karelerini ise satranç tahtasıdır. Sonraları tüm bunlara olan ihtiyacı yok olur zira zihninde satranç oynamaya başlamıştır.

Bu durum gün geçtikçe saplantıya dönüşür. Artık uyurken bile satranç oynamaktadır. Kendi rakibi kendisidir. Kaybettiğinde kendisine kızmaya başlar ve oynarken aşırı derecede heyecan yaşamaktadır. Yine kendine karşı satranç oynadığı bir gün kaybedince sinir krizi geçirir ve hastaneye kaldırılır. Kendisini muayene eden doktordan gördüğü destek ve düzlendiği sağlık raporu ile serbest kalır. Artık özgür olsa da ruh sağlığına zarar verdiğinden satranç oynamama kararı alır ta ki bu gemi yolculuğuna kadar. Gemide satranç oynayan kalabalık grubun hamle yapmak için aralarında konuştuğunu görmesi ile satranç oynama isteği duyar.

Gurubun satranç şampiyonuyla berabere kalmasını hamlesi neticesinde Czentovic’den kendisi ile bir el daha oynama isteğini olur. Dr. B. bu isteği kabul eder. Ertesi gün daha karşılaşmanın başlarındayken Czentovic yenileceğini anlayınca pes eder. Bir el daha tertip edilir fakat Dr.B. gereğinden fazla heyecanlanmaya başlamıştır. Sinir krizi tekrar nüksetmeye başlayacağını hisseder ve oyunu bırakır.

Can Yayınlarından 2019 Şubat ayına ait 59. baskısını okuduğum Almanca aslından Ayça Sabuncuoğlu tarafından çevrilen kitabın kapağında “İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür.” cümlesi bulunmakta. Kitabı okumama bu cümle sebep oldu çünkü ben de zaman zaman böyle hissetmekteydim.

Kitabın sonunda okuyucuyu bir değerlendirme yapmaya sevk olurken yalnız olmanın ne kadar zor bir durum olduğu anlatılmakta. Yalnızlığın insanları hiçliğe sürükleyebileceği, tüm akli melekelerini yitirmek konusunda uygun şartları hazırladığı sonucuna varılmakta. Belki de yazarın son kitabında benliği ile olan iç savaşını anlatmak için kendi kendini rakip gören Dr. B. ile özdeşleştirmektedir.

Hayata tutunmak için insanın bir meşgalesinin olmasının önemini ve insanı özgürleştirdiği de vurgulanmakta.

Satranç konusunda dünya şampiyonuna karşı bile bir müsabakada taraf olunabileceği ise korkulara rağmen çabalamanın önemi anlatıyor.

Yanı sıra bazı yaşamsal özelliklerden yoksun bir kişinin satrançta nasıl dünya şampiyonu haline geldiğinin anlatıldığı satırlar ise umulmadık yeteneklerin ortaya çıkartılması için bir yerlerde beklemekte olduğunun altı çiziliyor.

Kitabın son cümlesi ise “Aslında amatör olduğu düşünülürse olağanüstü yetenekliydi bu bey.” diyen dünya satranç şampiyonunun bu değerlendirmesi aslında çıplak gözle görünenin derinliklerinin tahminlerim ötesinde olabileceği vurgulanmaktadır.

Stefan Zweig

Satranç

İş Bankası Kültür Yayınları

Necla Dursun - 03.02.2020

,

2346

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

29 Ekim 1976 Sakarya doğdu ve aynı şehirde büyüdü.

Lisansını Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” isimli teziyle tamamladı.

Şehir, şehirleşme, şehirli, kültür, mekan, insan, gündelik yaşam estetiği gibi konularda araştırma yaparak yazılar kaleme almaktadır. Keyif alarak emek verdiği diğer bir konu ise; konusu Balkanlar olan kitaplar hakkında incelemelerde bulunmaktır.   

Finans sektöründe çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Yorumlar
  • Arzu Kutlu 2020.02.03 11:24

    Kitabın ismine baktığımda çok farklı bir şey düşünmüştüm. Fakat kitap özetiniz hayatıma ayrı bir bakış açısı kattı . Bu kitabı okumalıyım mutlaka dedim. En kısa sürede edineceğim. Teşekkürler Necla Hanım.

  • Gökmen Dursun 2020.02.03 13:23

    Inanın kitabi okumuş kadar oldum. Çok güzel betimleme ve akıcı bir üslup. Ellerinize saglik

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin