Neyi Kaydedeceğini Bilmek

Neyi Kaydedeceğini Bilmek

Neyi Kaydedeceğini Bilmek

02.02.2015 - Ayşe Bağca
Neyi Kaydedeceğini Bilmek

Varlığımızın, varoluşumuzun evvelinde yazı vardı. Önce yazıldık sonra var olduk. Yazıyı yazan sonsuz bir bilge iken ve hakikati bize nebilerle resullerle bildiren O iken yazma mevzuunda adımları bir daha düşünerek atmak gerekir. Hiç kimse O'nun yazdığının daha üstününü yazma iddiasında olamaz. İşte bu bilinçte olan yazar yazma sebebini açıklama, kendine bir savunma yapma gereksinimi duyacaktır. Burada yazmak edimsel bir duruma dönüşür ve yazmak bir vazife halini alır. Kaçınılası bir durum olduğu halde kimilerinin sürgün yeridir yazmak. Hakikatin farkındalığını yakalayan yazar "Nasıl olur da bir insan bir kaç kelimeyi seçerek yan yana getirir ve sabit kılma cesaretini gösterebilir? Mesela, herkese pek basit gibi görünen bir cümleyi, "pencereden kuş uçtu" gibi bir cümleyi hangi cesaretle yazıya geçirebilir? Bu cümleyi oluşturan /kuş/pencere/uçmak/ kelimelerinin nereden gelip nereye gittiklerini bir insanın kolaylıkla bilebileceği benim aklıma sığmaz."(s:15) diyerek yazmanın aslında hodbince bir eylem olup, mağrur kişilerce icra edildiğini savunur.

Yazar şiir konusuna gelince biraz daha rahatlıyor ve bir kısmının bilinç dışı zuhur edişinin hafifliği altında kendine bir gölge buluyor. Zira "Şairler ne söylediklerini tamı tamına bilmezler. Bilseler belki onlar da ağızlarını açmazlardı."(s:16) diyor.

"Şiir insanlık durumunun kaçınılmaz ihtiyacından doğan bir söz fışkırmasıdır."(s:16)

Yazmak her şeyden önce sıradanlığın dışına çıkmanın tezahürüdür. Ortama uymanın, olumsuzluklara karşı algılarımızı kapatıp gidişatı onaylayan, ortamın gereklerini yerine getirmeme gibi bir suça ortak olmak gibi bir sorumluluğu vardır. Oysa yazar bütün algılarını açarak toplumdaki yanlış olanı tespit edebilen bir mekanizmadır. Burada "tahrir vazifesi" ortaya çıkar.

"Ortama uymamayı reddeden insan için kaderine duhul etmekten başka çıkar yol yok. Ortama uymuyorum, çünkü dünyada evimde değilim. Dünyayı evi sayanların suçuna katılmıyorum."(s:24)

Diyalektik çıkmazlar hiçbir zaman selameti ve hakikati ifade etmezler. Onlar yalnızca ifrat ve tefritin, yana kaymanın yansımasından öteye gitmeyecektir. Yazar ortayı bulan, had çerçevesinde, egolarının ilahlık iddiasından ötede insan olma ölçüsü arayışıyla vazifelidir.

Ve bir de yazmak, kırılmanın, kanamanın, bir derdin derinden derine nüfuz edişidir. Aklının izinde düş kırıklıklarını savıp, yılgınlıklarını bertaraf ederken yazar yazının sığınağında kendini bulur. Onun düş kırıklığı "sükût-i hayal" değildir. O geleceğe dair kafasında keyfince şekiller kurup sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılanlardan değildir. Güvendiği dağlara kar da yağmamıştır. Onun tabiriyle: "Derinden bir düş kırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-ikadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet bizzat kendim bir düş kırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz."(s:19)

Son olarak yazar, anlaşılmak kadar anlaşılamamanın, yanlış anlaşılmanın da bir nimet olduğu vurgusunu yapar. Mutlak manada anlaşılmanın imkânsız oluşundan yola çıkarak asıl yalnızlığın tamamen anlaşılmaktan doğacağını ileri sürer. Ve ekler; "Tamamen anlaşılmak, anlayanın anlaşılanda anlaşılmaya değer bir şey bulamamasına varır."(s:48)

Tahrir Vazifeleri 1
İsmet Özel
Çıdam Yayınları

Ayşe Bağca - 02.02.2015

,

3968

Ayşe Bağca Hakkında

Ayşe Bağca

1983 Haziran ayında doğdu. Yüksek öğrenimi Cumhuriyet Üniversitesinde başladı ve şuan Anadolu Üniversitesi AÖF Sosyoloji porogramıyla devam ediyor. İlk yazıları 2001 yılında Yitik Düşler dergisinde yayınlandı. Zaman içerisinde çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yazdı. Yolcu Dergisi ve Kitap Haber'le yoluna devam ediyor. Şiir yazdığına dair bazı rivayetler var.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin