Norveç Sokaklarında Aç Gezen Bir Yazar

Norveç Sokaklarında Aç Gezen Bir Yazar

Norveç Sokaklarında Aç Gezen Bir Yazar

04.11.2015 - Birsen Çay
Norveç Sokaklarında Aç Gezen Bir Yazar

   Sokaklarda gezen bir bakandı kendi tanımıyla. İçtenlikle yalan söyleyen dürüst bir insan. Mütevazı kişiliğiyle kendini herkesten üstün gören kibirli yapısını, özdenetimi sayesinde erdeme kavuşturabilen; vicdanlı, asil kişi. Dağılıp savrulmakta olan düşüncelerini; yakalama mücadelesi veren, vazgeçmeyen, yorulmayan, çökmüş bedenine rağmen ruhu şahlanan coşkulu adam. Geçmişte aldığı tüm bilgileri mukaddes emanet gibi saklamış, mumyalamış, hoyrat kullanmamış, heybesi delinmemiş, doldukça taşmayan semerenin hamili. Yazmaktan başka becerisi olmasa da açlığını gidermek için her mesleğe eyvallah diyen buna rağmen; açlığın hayatına kene gibi yapıştığı ayaklı kütüphane.
  

Açlık kitabında Hamsun’un kimliğine dair bize ulaşan izleri görürken, bir cevherin hırpani duygulara terk edilmesi, bir hazinenin on krona devşirilmesi zorunuza gidiyor. O döneme gitmek, bu bilgi dehasının kıymetini bilmeyen çağının insanlarına nutuk çekmek, aç gezdiği sokakların esnafına ambargo uygulamak arzusu uyanıyor içinizde. Eserin hayal ürünü olmayıp gerçek kesitlerden arz edilmiş olması bu arzunuzu dinç tutmaya yetiyor. Ölümü özleten yoksulluğuna rağmen, yazmak hususunda kusursuz olma isteğinden kendini alamayan , “Benim usulümde bu!” demeyen, “eser şaheser olmalı” fikriyle sancı çeken, devamlı düşünce halinde olan Hamsun; Açlık romanıyla yaşadığı zaman diliminden bugüne yazarların yaşadığı maddi manevi sıkıntılarının da dili olmuştur.

Eserde;
         -Yazarın kendine bakışını,
         -Toplumun yazara bakışını,
         -Yazının yazara kattığı değeri,
         -Yazardaki değerin yazıya yansıyışını,
         -Yazmanın manevi boyutunu, içsel düşüşler ve yükselişlerini,
         -yetenek ve donanımın yazmada et tırnak ilişkisi içinde olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz.

Açlık kitabı üzerinde işlenmiş “iki kanatlı yazarlık”


   Kelimeler bazen bir anda gelir yazara. Hangi şartlar altında olursa olsun “yazma ihtiyacı” yazarı rahat bırakmaz. Hele duyguların akıcılığında kalemini yürüten bir yazarsa; kelimeler akın akın geldiğinde, yazmak dışı her eylem, yazarın celladıdır. Nazlıdır kelimeler. Duvağını bir kere kaldırır. Açıldığında o güzelliği seyredemezse, perde; ebedi olarak kapanır yazara. Aklın da biriktirdiği dirhemler, o perdeyi açmaya güç yetiremez. Bu nazeninliği bilen yazar; ürkütmeden, incitmeden, sırtını dönmeden tüm benliğiyle döner kelimelere. Siciline işleyecek her yaftaya her bedele razı olur. Ve o güzeli seyreder. Seyrettikçe kimsenin görmediği hazinenin adresini bulur kelimelerle. Kimi kalemdâr kurallı yazar. Editler her cümleyi her kelimeyi her işareti. Bir nevi yazmak, bilgiyi kullanmanın atölyesidir ona göre. Duyguların akışında giden bir yazara göre daha kontrollüdür. Oyunu mantık kuralları dairesinde oynar ve duyguları baharat kıvamındadır. Kırmızı, sarı, yeşil ışıkları vardır. Biri aklını diğeri kalbini önde tutuyor. Biri kelimelerin peşinden giderken diğeri kelimelerin gelmesini bekler. İki nevi kalemdârın kesiştiği noktaysa emek ve sancıdır.

Knut Hamsun’nu açlık kitabı üzerinden analiz ettiğimizde ilk etapta kelimelerin bu yazara akın akın geldiğini ve yazarın bunu kaçırmamak için yatağından fırlayıp sokak lambasının altında kaleme aldığını görüyoruz. Sürrealist akımın üyelerinden derken mükemmeliyetçiliği gözümüze çarpıyor. Eksikliği sindiremiyor yazıda. Sonunda üç günlük açlığını son verecek para olsa da yapmıyor bunu. Duygularına koyduğu bu kotaya, aklının da ah ettiğini hayalimizde canlandırabiliyoruz. Kaleme teslim olan yüreği var diyoruz ancak on beş, yirmi beş sayfalık bir yazıyı çözüm kısmının yetersiz oluşunu hazmedemeyişinden yırtması ve akabinde “eserim gitti!” diye hayıflanması, coşkusu kadar mantık kurallarını da ihlal etmeyen çok yönlü yanı, hem bir cinnet nedeni hem de eserin şaheser olma nedeni. Hamsun; hem kelimelerin kendisine geldiği hem de kelimelerin peşinden giden iki kanatlı bir yazarın örneğini veriyor bize açlık kitabında.
                        
                               
Hangi vakit yazara göre?


İçinde bulunduğumuz zaman ve insana yüklenmiş istidat, bütünü kavrayacak kadar geniş ve kuvvetli değil. Onu gün içinde dilimler, planlarımızı bu şekilde ayarlarız. Zira insana verilen zaman ve içinde yaşadığı çağ yalnızca bir alanda mütehassıs olacak kadar vakti olduğunu söyler. Yazar içinde böyle midir? Ya da yazarlık meslek olmalı mı? Doktorum, mühendisim, işçiyim dediğinizde hayatınızı döndürecek kadar donanımınız var demektir. Oysa yazmak, “Ben yazarım” diye bir iddiayı kabul etmez. Sürekli yazma halinde olan biri “Ben yazarım” diyerek “Ben tamamım” diyemez. Çünkü eksikliğini, eksikliği fark ettiği kadar yazacaktır. Yazmak için sürekli okuyacaktır, sürekli okumak için dert taşıyacaktır içinde. Eksikliğini gidermek için yine okuyacak yine eksilecek yine yenilenme eylemine geçecektir. Yazarların hayatlarına baktığımızda yazarlığın mesleğe dönüşmesinin bir çözüm olmadığını görüyoruz. Çoğu yazarların maddi anlamda ciddi sıkıntılarla uğraştığını içimiz acıyarak öğreniyoruz.

Franz Kafka’nın yazıyı geceye ısmarlaması ve gündüz çalışması meselesi, kelimeleri zihninin sandığında saklayanlar için örnek olabilir ancak kelimelerin bir kere geldiği, kendini gösterdiği, kalemin vaktinde hareket edenleri düşününce, bunun mutlak bir çözüm olmadığını görüyoruz. Ya Knut Hamsun gibi açlığınıza rağmen yazacaksınız. Aklınıza kelimeler geldikçe “Bugünkü rızkım çıktı” diye sevineceksiniz. Sonu gelmemiş yazı içinde açlığa merhaba diyecek ve “Bugün de ölmedim” diye gözlerinizi güne açacaksınız. Kafka gibi yazıyı geceye ısmarlayacak, gün içinde gelen kelimelere zihninizde sandık açacak, onu kilitleyecek ve gece olunca saçıp savuracaksınız kağıda.Ya Wolf gibi “Özel bir odanız olmalı” tezini eyleme dönüştüreceksiniz. Hemingway gibi servetiniz olacak. Ya da Marguez gibi “Yüzyıllık Yalnızlık” diye çıktığınız yolda evinizi ipoteğe vereceksiniz.
  

Yazmak için kabiliyet önemli ancak donanım ve alın teri dediğimiz emekte önemli. Yetenek, harcayacağımız emeğe aşkla sarılmamızı sağlar aslında. Ve emek, yeteneğin alakası nispetince şaha kaldırır sahibini. Elde edeceğimiz ve kalıcı olmasını istediğimiz her şeye baktığımızda, bizden istediği özel vakit, özel çabadır. Özel vakit olmalı diyerek geçimini yazarlığa bağlayan, yazısını meslek edinen kalemdârları bu örnekler üzerinde düşünelim. “Edebiyat karın doyurmaz çay içirir” görüşünü hala üzerinde taşıyan bir toplumda, her daim kelimeler, fikirler üretmek zorunda kalan, mesleği yazarlık olan kalemdârları düşünelim. Evinin kirasını ödeyemediğinde, istediği kitabı ihtiyacı olduğu halde alamadığında, evinin eşinin ve çocuklarının taleplerine karşılık veremediğinde kelimeleri fikirleri tutulan yazarları düşünelim.
    

Yazmak için özel vakit gönüllü bir intihar girişimine benzemiyor mu? Elde edeceğiniz bilgiler, toplayacağınız ayıklayacağınız fikirler ve arasından sizden çıkacak yeni cümleler size ısmarlanan vakitle eş zamanlı gitmezken, yazarlık nasıl meslek olur veya meslekle beraber nasıl aynı kulvarda yürür? Yazmanın mesaisi yoktur. Yevmiye sistemiyle işlemez. “Yazdım, bitti işim” denilemez. Her daim eksilme her daim yenilenme hareketidir yazmak. Sancısı vardır, kaygısı vardır, düşünmenin ağırlığı altında boğulması vardır, ölüp ölüp dirilmesi vardır. İsyanı vardır, rahatsız edici sükûtu vardır, arayışı ve bulamayışı, bulupta kanamayışı vardır. Ve garipliği, anlaşılmazlığı vardır. Emekten, sancıdan yoksun, şöhretin sarhoşluğunda aklını havaya savurmuş, sesinin detoneliğini fark etmeden, yazmanın sancısını çekmeden, yazarlığın hazzını yakalayan kimselerin kitaplarından çekiyorsunuz ellerinizi ya da “kötü kitaplar” listesine kaydediyorsunuz, yazmanın sancısını çekenlere vefa olsun diye.
      

Açlık kitabında aç bir dahinin önünde dizlerinizi kırın ve dinleyin onu. Bir kelimeyi aramanın cinnetini ve o kelimeyi bulmanın heyecanını tadın onunla. Kalemi kaybolduğunda yavrusunu kaybetmiş anne gibi telaşlanan yazara bakın. Yazmak için ortam aradığınızda, “yazmak” sıtması tutmuş bu yazarla gece yarısı sokak lambası altında yalnızlığına arkadaş olun ve seyredin onu. Açlığını gidermek için kitaplarını satan ve o kitapların nereye gittiğinin takibini yapan ve doğru adrese gittiğini görünce evladını emin ellere eden anne gibi içi ferahlayan bu adamı çok mu abartmış oluyorum gözümde acaba? Belki!
      
   Aç birini dinlediğinizde duyacağınız; ekmek ve su hasretiyken iyi bir yazar olmanın yöntemlerini öğreniyor olmanız abartmama haklılık getirmez mi? Yüreğinizi ve beyninizi doyuran aç biri mübalağa sigasında yer alması, esasında hakaret bile içerir. Bizatihi hayret makamından dervişane bir selamla Knut Hamsun’un açlık eserine “Eyvallah!”


Açlık
Knut HAMSUN
Çeviren: Behçet NECATİGİL
158 sayfa
Varlık Yayınları

Birsen Çay - 04.11.2015

,

2141

Birsen Çay Hakkında

Birsen Çay

"Oku" emrine tabi olduğum günden beri yeni kelimelerin izini sürüyorum. Yeni kelime sevdası, yeni kitapların sokaklarına saldı beni.

Okudukça? Ne çok okunacak kitap var? demek yetmedi, okudukça okuyamadığımı anlamak ağır ve sancılı bir süreç oldu. Yazmak-okumak arasında akla ve ruha ızdırap çektirenlerden biri olduğum için Kalemi yaratana şükrediyorum.

Nazarımda bir alimin içtihadı kadar kıymetli olan kelime keşfinin sevdasına, usta kalemdarların peşindeyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin