O Macera Anekdotlara Hapsedilmemeli

O Macera Anekdotlara Hapsedilmemeli

O Macera Anekdotlara Hapsedilmemeli

28.08.2015 - Ayşegül UYAR
O Macera Anekdotlara Hapsedilmemeli

Geçtiğimiz haziran ayında Bizim Külliye, Dergâh ve İtibargibi çeşitli dergilerde şiir ve sinema yazılarını okuduğumuz Serdar Arslan’ın ilk kitabı çıktı. Hayret Perdesini Temaşa[1] ismi ile İnsan Yayınları’ndan çıkan bu armağan kitapta Ayşe Şasa'nın serüvenine dostlarının, arkadaşlarının, öğrencilerinin ve sevenlerinin tanıklıkları ile iz düşüldü.

Ayşegül Uyar kitaphaber okurları için, titiz bir çalışmanın ürünü olan bu armağan kitabı yayına hazırlayan Serdar Arslan’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

Söyleşiler için klasikleşmiş bir ilk soru ile başlayalım efendim; yeni tanıyanlar, az bilenler, merak edenler için Serdar Arslan kimdir?

Serdar Arslan, kalemin ve kelamın peşinden giden; özenle söylenmiş, hakikati ararken kurulmuş cümlelerin derdinde bir âdem. Kısacası bu, gerisi teferruat.

Biz Serdar Arslan’ı şiirleri ile tanımıştık ilkin, sonra çeşitli dergilerde yayınlanan sinema yazılarınız… Şiir, edebi türler içinde belki en zor olanı ve bir şiir kitabı beklemekteydik sizden, peki bir şair olarak sizin için hatıra-armağan türünde bir kitabın ilk kitap olması nasıl oldu, bu nasıl bir his?

Evet, şiir yazmak şair olarak benim görevim. Ayşe Hanım’la ilgili, onun macerasını farklı açılardan ortaya koyacak bir kitap hazırlamak ise biraz şiirin bana yüklediği bir sorumluluk. Bir insanı mutlu görmek, onun sevincinin hayaliyle yola çıkmak biraz şiir görgüsü ile izah edilebilecek bir durum. Ki şiir, şairden öncedir çoğu kez ve sanırım bu sıralamanın gereğine uydum ben de.

Ayşe Şasa’ya “Ruh Hanım” diye hitap ediyordunuz, ondan böyle bahsettiğinize şahit olmuştum daha önce. “Ruh Hanım” neyi ifade ediyor?

Bunun izahı nasıl yapılır bilmiyorum tam olarak. Ama insan ve eşyayla ilgili bazı tanımlamalar insanı ansızın bulur. Bu durumun da şiire dâhil olduğunudüşünürüm. Ayşe Hanım’la ilgili malumat sahibi oldukça ve onu tanıdıkça “Ruh Hanım” ifadesi ansızın gelip dilime yerleşti. Bu ifadenin açılımı sanırım benim dünyamdan Ayşe Hanım’a bakmakla kavranabilir sadece. Özel bir durum. Dile dökülmesi zor. Belki de dile dökülürse ortaya da dökülür ve büyüsü bozulur diye benliğim saklı tutuyor.

Vefatından sonra pek çok isim vefa vurgusu yaptı Şasa’yı anarken, kitapta da gördüğüm kadarıyla genel olarak bir hayıflanma mevcut- hak ettiği kadar onunla vakit geçirilemediği noktasında- pek çok defa arayıp soranın Ayşe Hanım olduğu vurgusunu çok net hissettim ben. Bu kitap, bu bağlamda çok özel bir yere sahip Ayşe Hanım’ın gıyabında. Bu güzel tavrın size nasip olmuş olması, sizin gayretinizle hayat bulması nasıl bir duygu?

Biraz kapalı anlatsam da daha önce izah etmeye çalıştım. Ayşe Hanım, bu kitapla mutlu olacaktı. Çünkü kendisi hakkında yazılanları, özellikle gençlerin yazdıklarını çok önemseyen biriydi. Ben vefanın yanında onun bu sevincinin hayaliyle başladım çalışmaya. Görmeye ömrü vefa etmedi. Ama haberdardı çalışmadan ve sevincini yaşadı. Bir insanın, üstelik hayatı zorluklar ve hastalıklarla geçmiş bir insanın az bir zaman da olsa sevincine, gülümsemesine vesile olmanın mutluluğu…

Ayşe Şasa’nın kalbine değen her cümlenin sahibi ile bir şekilde iletişime geçtiğini biliyoruz. Kitap fikrinden, hazırlanış sürecinin en azından bir kısmından, bazı yazılardan haberdardı sanırım Ayşe Hanım. Kitabın sunuşunda değinmişsiniz ama okurlarımız için biraz o süreci anlatır mısınız, Ayşe Hanım bir armağan kitap fikrine nasıl bakmıştı?

Ayşe Hanım’la vefatından yaklaşık üç yıl önce tanıştım. Görüşmelerimiz vefatına kadar sürdü. Son zamanlarda sık sık benden çeşitli dergiler isterdi. İstediği dergilerde genelde kendisi hakkında ve eserleri ile ilgili yazılar olurdu. Dergiyi eline alır almaz dikkatle okur ve mütebessim bir çehreyle önündeki sehpaya bırakırdı. Ardından da yorumlar yapar ve yazıyı yazan şayet tanımadığı biriyse nasıl ulaşacağının yollarını arardı. Hakkında yazılan bir yazıyı bu kadar önemseyen biri için hakkında yazılanların kitap olarak önünde olmasının sevinci kat kat fazla olurdu, sanırım. Nitekim öyle de oldu. Kitaptan haberdar olduktan sonra sık sık arayıp hakkında yazabilecek isimleri ve yazılanlar hakkında paylaşılmada bulunuyordu. Şunun da altını çizmek gerekli tabi: Ayşe Hanım’ın hakkında yazılanlara bu ilgisi, kendisine olan ilgi ve dikkatinden değil kesinlikle. Öncü bir kuşak yetiştiriyordu Ayşe Şasa. Ve hem varlığının hem de eserleriningenç kuşaklarda nasıl yankı bulduğu önemliydi bu noktada kendisi için.

“Rabbim hayretimi artır.” duası Ayşe Şasa'nın diline sık doladığı dualardan biriydi ve kitabınızın adı Hayret Perdesini Temaşa, kitabın ismine nasıl karar verdiniz/ verildi?

Kitabın ismini oluşturan her bir kelime Ayşe Hanım’ın macerasında çok kilit kavramlar. Hayret, tasavvufta bir makam bildiğiniz gibi. Ayşe Hanım’ın Fususu’l Hikem üzerinden girmiş olduğu ve zamanla da yaşantıya dönüştürdüğü tasavvufi tecrübesinden de haberdarız hepimiz. Bu noktada o hayret makamının bir yolcusuydu. Perde kelimesi birinci anlamıyla Ayşe Hanım’ın uzun zaman mesai harcadığı sinemaya gönderme. Daha derinde ise yine tasavvufa, hakikate olan iştiyaka açılabilecek anlamlar ve çağrışımlara sahip. Temaşa; -izlemek veya seyretmek değil- Ayşe Hanım’ın eşyaya ve insana bakışı için kullanılabilecek en uygun ifade. Çünkü temaşa dışarıdan bir seyri değil seyredilene varoluşsal olarak katılımı, tecrübî bir seyri ifade ediyor.

Kitap beş bölümden oluşuyor. Yaşamı ve eserleri, hayat sanat hakikat, hatıralar, son söyleşiler ve bir vuslata bakmak… Bu başlıklar nasıl oluştu? Yazılar geldikçe mi şekillendi yoksa bir şablon var mıydı zihninizde?

Ayşe Hanım’ın yaşamı ve eserleri arasında çok sağlam bir med- cezir söz konusu. Hal böyle olunca yazılarda hem eserlerinin hem de hayatının detayları iç içe yer alıyor. Bu açıdan gelen yazıları muhtevaları bakımından tasnif etmek oldukça zor oldu hatta mümkün olmadı. Bu noktada ayrımı,yazıların genel muhtevası ve yazınsal türler noktasına kaydırma durumunda kaldım. Çok genelleyici bir ayrım oldu ama gerçekten daha detaylısı mümkün değildi.

Ayşe Hanım’ın yaşamını ele aldığınız yazı, dili itibariyle klasik biyografileri aşan bir yazı oldu. Yazının akışına paralel kullanılan fotoğraflar da biyografinin akılda kalıcılığını arttırdı. Ayşe Şasa kitaplarını senaryolarına göre ön planda tutan ve daha fazla önemseyen biriydi. Bu durum gözetilerek bendeniz kitaplarına dair kısa bilgilendirmelerle kitaplarının listesini hazırladım. İlerleyen bölümlerde kitapları ile ilgili detaylı değiniler olduğu için kitaplara dair genel bilgiler vermenin yeterli olacağını düşündüm. Yazdığı ve yazımına katkı sunduğu senaryoların en kapsamlı listesi de yine kitaba dâhil edildi.

“Hayat Sanat Hakikat” adını verdiğim ikinci bölümdeki yazılarda Ayşe Şasa’nın hayatı, sanatı ve hakikatle olan temasının birbirinden ayrılmazlığının örneği birçok yazı mevcut. Bu durumun gereği olarak bölüm başlığında virgül veya ayrımı çağrıştıracak herhangi bir noktalama işareti kullanılmadı.

“Hatırlalar” bölümünde; dostlarının hatıraları ve de kitabı oldukça zenginleştiren Engin Deniz Akarlı’ya Ayşe Hanım’ın yazmış olduğu bazı mektuplara yer verildi.

“Son Söyleşiler” bölümünde 2012 yılında Ayşe Hanım’la yapılan iki röportaja yer verildi. Bundan sonra kapsam ve muhteva olarak Ayşe Hanım’la yapılmış bu yapıda röportaj olmaması her iki çalışmayı da değerli kılıyor.

“Bir Vuslata Bakmak” bölümünde Ayşe Hanım’ın vefatından sonra dost ve tanıdıklarının yazmış olduğu yazılardan oluşuyor.

Ayrı bir bölüm olmasa da bir de Ayşe Hanım hakkında yazılmış yazıların, kendisi ile yapılmış röportajların, panel ve anma programlarının listelendiği bir kaynakça da kitabın sonunda mevcut. Bu bölüm Ayşe Şasa’yı tanımak noktasında kitapla yetinmek istemeyenlere bir adres defteri niteliğinde olsun diye hazırlandı.

Ayşe Hanım hayatta iken onun ne çok insanla gönül bağı kurduğunu az çok hepimiz biliyorduk ama vefatıyla beraber “Benim hayatıma şöyle dokunmuştu, böyle kalıcı bir iz bırakmıştı” diyenlerin hatrı sayılır bir çoğunluğa tekabül ettiğini gördük. Yada şöyle diyelim Şasa bir şekilde irtibat kurduğu her insanın kalbinde sağlam bir yer edinmişti. Peki, Serdar Arslan bu kitabı hazırlarken, kitaba katkıda bulunacak isimleri nasıl seçti, bu bağ söz konusu ikenisimleri belirlemede zorlandı mı?

Ayşe Hanım’ın süreçten haberdar olması bu noktada işimi oldukça kolaylaştırdı. Kitapta yer alan birçok ismi Ayşe Hanım’la konuşma imkânı buldum. Zorluk noktasında, benzer noktalara parmak basan yazıların kitapta yer alıp almayacağı, yer alacaksa nasıl bir yapıda yer alması noktasında sıkıntılar yaşadım. Bir de vefa gibi gayet insani bir amaç işin içinde olunca bu zorluk arttı. Fakat netice de bu haliyle tamamlanmış oldu. Umarım, yazısı olduğu halde haberdar olamadığım ya da haberdar olduğum halde kitaba yazısını alamadığımız insanlar bu sürecin zorluğunu hesaba katarak değerlendirmede bulunurlar.

Kitabınızda farklı çevrelerden farklı yaş gruplardan pek çok insan Ayşe Hanım’ın farklı yönlerini anlattı. Yusuf Kaplan bugün Türkiye’de özgün bir sinema dili kurulması için çabalayan bazı isimleri sayıp “Hepimiz Ayşe Şasa'nın paltosundan çıktık.” diyor mesela. Bu renklilik ve çeşitliliği seçilen yazılarda da görmek şüphesiz kitabınız için bir başarı fakat buna rağmen keşke kitapta yazısı olsaydı, Ayşe Hanım’a dair yazsaydı dediğiniz isimler var mı?

Tabi ki var. Fakat bu isimlerin yazmamış olmasında da ben oldukça insani kaygıların olduğunu biliyorum nitekim kendilerine ulaşma imkânım oldu. Mustafa Kutlu ve Şerif Mardin bunlardan ikisi.

Hatıra türünden kitapların vazgeçilmezi mektuplardır. Sizin kitabınızda da Engin Deniz Akarlı’ya Ayşe Şasa’nın yazmış olduğu mektuplar yer alıyor. Ayşe Hanım’ın el yazması nüshalarıyla kitapta yer bulan bu mektuplar bir çağın tanıklığına dair detaylarihtiva ediyor. Bize biraz bahseder misiniz bu mektuplar niçin önemli?

Bir defa Ayşe Hanım’la ilgili bir kitapta Ayşe Hanım’dan bir ses olmaları hasebiyle oldukça önemli oldu bu mektuplar. Mektuplarda paylaşılan detaylar ve Ayşe Hanım’ın meselelere yaklaşımındaki görüş ve duyuşların biçimini aşikâr etmeleri de oldukça mühim. Körfez savaşına dair tespitlerinde bu çağın en büyük düşünürlerinden Jean Baudrillard ile aynı bakış açısına sahip olduğunu görüyoruz. Tabi ikisi arasında çok büyük bir fark var. Biri tezgâhın bizzat pratiğinin olmasa da teorisinin kuruldu yerde bulunarak meseleyi çözümlerken bu noktada çok fazla imkâna sahipken Ayşe Hanım bir kulenin 13. katında dışarıyla irtibatı çok sınırlı olduğu halde bunu başarıyor.

Günümüzde pek çok yazar okurla yakın temas kurmaktan çekinir oysa Ayşe Şasa bunun tam tersi bir tavırla kendi hikâyesine dokunulmasına hep izin verdi. Bıçak sırtı bir cesaret değil midir bu ve sizce günümüz sanatçısına ne anlatır bu tavır?

Sanatçının veya öncü kişilerin ne yapmak istediği ile çok ilgili aslında bu sorunun cevabı. Ayşe Şasa öncü bir kuşak yetiştirmenin derdindeydi ve bence bunu başardı da. Böylesi büyük ve anlamlı bir gaye birçok küçük hesabı, ‘proje’yi baştan bertaraf etmeyi gerektirir zaten. Ayşe Hanım da bunu yapıyordu sanırım.

Hilal Uştuk’a verdiğiniz bir röportajda çağ insanının istifadesi için Ayşe Şasa’nın hayatının bir dönemine değil hayatına bütüncül bir yaklaşımla bakışa ihtiyaç olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Bundan kastım şu: Ayşe Şasa tek başına Yahudi mürebbiyelerin işkencesinden geçmiş yalnız bir çocuk, Yeşilçam’da mesai harcamış ve Kemal Tahir’le tanışmış bir senarist, Füsus’la aydınlanmış ve hidayete ermiş bir mümine, psikiyatrların kafasını karıştıran bir hasta ya da insanın ruhuna dokunan metinlerin yazarı değil. Bunların toplamıdır ki ortaya konan tecrübenin bütün olarak değerlendirilmesi bu çağın insanına önemli ipuçları verecektir. Ayşe Şasa vefatından önce bir ümmi olarak değerlendirilmenin kendisini ne kadar mutlu edeceğini ifade etmişti. Evet, o bir ümmiydi fakat oldukça birikimli, entelektüel bir ümmiydi. Burada çok ciddi bir okuma gerekiyor işte. İnsan bilip bilgiyinasıl dize getirir? Tüm mesele bu.

Kitapta Nihat Dağlı, Ayşe Hanım’ı “İnsanı hayatın dağdağasından çeken bir Müslüman saati”ne benzetiyor. Şasa okurları için, onun ruh macerasını takip edenler için kitabınız mühim bir durak vazifesi görecek olmalı. Bundan sonraki adım sizce nedir ne olmalıdır?

Gönül Ayşe Hanım’ın macerasından insanların haberdar olmasını o macerayı farklı formlarla tecrübe etmesini istiyor. Hayatını konu edinen filmler, belgeseller çekilebilir. Arşivleri özenle incelenip belli tasnifler yapılarak insanların istifadesine sunulabilir. Ama tüm bunlar yapılırken iki şeyi göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. İlki yukarda değindiğim bütünselliğin gözetilmesi. O maceranın anekdotlara hapsedilmemesi. İkincisi ise Ayşe Hanım’ı putlaştıracak, onu müzelik bir seyir ‘nesnesi’ yapacak çabalardan kaçınılması.

Zor bir soru ile bitirecek olursak, kitapta içinize sinip sizi mutlu eden en mühim taraf nedir?

Ayşe Hanım’ın haberdarlığı ve duyduğu sevinç benim için yeterli. Vefa göstermek hepimizin insanlık vazifesi. Dolayısı ile bunu bir kazanç saymak abes. Fakat o sevinç, kitaptan haberdar olduktan sonra Ayşe Hanım’ın sesindeki heyecanı duymak güzel ve kalıcı bir şiir.

[1] Serdar Arslan, Hayret Perdesini Temaşa, İnsan Yayınları, İstanbul, 2015.

Ayşegül UYAR - 28.08.2015

,

3280

Ayşegül UYAR Hakkında

Ayşegül UYAR

Elma ağaçlarının dallarında dayısının anlattığı masallarla büyüyen bir kız çocuğuydu. Zannederdi ki herkesin bir masalı vardı günü gelince cebinden çıkartıp ortaya koyacağı. Sonra büyüdü ve kendine kendinden başka bir anlatıcı olmadığını gördü.

"Hayat senin kitaplarda bildiğin gibi değil" diyenlere inat kitaplara ve masallara sarıldı. Hukuk tahsili beklerken ilahiyata düşünce kırılır gibi oldu kaleme. Ne ki kitapla ahdi bitmeyince kalemi koyamadı bir kenara. Bir gün tekrar sarıldı kaleme, kelamı yaratan rabbe hamd ile... Artık biliyordu konuşmak, okumak ve yazmak aklı zayi etmemek için birer nimetti.

Şimdilerde yazıyor, en çok kendi için bir de ömrümün duası dediği oğlu için...

Ayşegül UYAR ismine kayıtlı 14 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin