Oğuz Atay Öykülerinde Kafkaesk Bir Kavram Olarak Yalnızlık

Oğuz Atay Öykülerinde Kafkaesk Bir Kavram Olarak Yalnızlık

Oğuz Atay Öykülerinde Kafkaesk Bir Kavram Olarak Yalnızlık

28.11.2018 - Alıntı
Oğuz Atay Öykülerinde Kafkaesk Bir Kavram Olarak Yalnızlık

Gevher Aslıhan Uncu yazdı...

“Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.” cümlesine denk geldiğimiz Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken kitabı 70 sonrası postmodern dönem öykücülüğüne yeni bir soluk getirmesi açısından önemli addedilebilir. Atay’ın romancılıkta yakalamış olduğu başarıyı öykücülüğe de taşımış olmasının altında yatan önemli noktalardan biri şudur ki; modern dünya edebiyatında oldukça ses getirmiş olan Franz Kafka edebiyatını ustalıkla bizim yazın kültürümüze uyarlamasıdır. Bu başarısı ile Türk yazın dünyasına ve öykücülüğüne farklı bir çizgi açmış olan Atay’ın, öyküleri ile yerli Kafka ünvanını hakettiğini söylersek sanırım aşırıya kaçmış olmayız. Kafka’nın eserleri ve edebi tarzından hareketle ortaya çıkmış olan Kafkaesk kavramı; yalnızlık, umutsuzluk, başkaldırı, korku, yabancılaşma gibi anlamları içerisinde barındıran çok yönlü bir kavram olma özelliğine sahiptir. Gündelik dilde de sıklıkla rast geldiğimiz Kafkaesk kavramı tıpkı Orwelci düşünce ya da Oblomovluk kavramları gibi yazın dünyasında kendine yer bulmaya başlamıştır. Öte yandan Atay’ın öykülerinde yakaladığı derinlik ve ritmin okuyucuya başarılı bir biçimde sirayet ettiğini kitabı bitirdiğinizde anlıyorsunuz.

Sekiz öyküden oluşan kitap, her öyküde başka bir bireyin karakterlerini onun ruhsal dünyası ile ilişkili biçimde ele almaya çalışır. Atay’ın öykülerinde yer verdiği kahramanların; toplumun içerisinden dışlanan, yalnızlığın en derin sancısını tatmış olan, çoğunlukla toplumla uyumsuz, hayata karşı yenilmiş, başkaldıran ve umutsuz karakterlerle dolu olduğunu görebiliyoruz. Her şeyden önce Atay’ın toplumsal yaşamı dikkate alarak tespit ettiği karakterlere uygun kavramlarla onların tipik özelliklerini vurgulamaya çalışması onun güçlü bir karakter öykücüsü olmasına kapı aralamıştır.

Kitabın ilk öyküsü olan Beyaz Mantolu Adam’da dilenci olarak yaşama mücadelesi içerisinde olan karakter üzerinden birey- toplum çatışkısı anlatılmaya çalışılmaktadır. Karakter toplumsal yargılardan bağımsız bir şekilde idame ettirdiği yaşamında dışlanma ve yabancılaşmaya maruz kalmaktadır. Atay, kendi içerisinde yaşadığı ruhsal çatışkı ile toplumsal çatışkı arasında gidip gelen bireylerin durumunu okuyucuya aktarırken “ kainatta yerini tespitte zorluk çeken” ifadesini kullanır. Nitekim Atay’ın bu ifadeden hareketle gerek öykücülüğü gerekse de karakterleri tayinde yakalamış olduğu büyülü anlatım sizi hem bir merak hem de ilgi çekici bir dünyaya davet ediyor. Oldukça kısa olan ikinci öykü, “Unutulan”, “ Ben tavan arasındayım sevgilim!” cümlesi ile başlar. Eski eşini kaybeden bir kadının eşine dair rastladığı anılar, resimlerle yeniden onu hatırlayışının yaratmış olduğu derin bir burukluk okuyucuya geçecek kadar güçlü anlatılmış. Yazarın burada okuyucuya vermek istediği asıl mesaj, modern dönem insanında görülen değerlere karşı hissizleşme ve umursamaz tavırdır. Öyle ki modern dünyanın kişiler üzerindeki yarattığı bunalımların yansımalarına şahit olduğumuz bu öykü farkında olmadan unuttuğumuz değerlere sahip çıkmamızı salık vermeyi amaçlamaktadır. Kitapla aynı isimde olan Korkuyu Beklerken öyküsü yalnız yaşayan bir adamın başından geçen olayları anlatırken, Kafkaesk yönü oldukça ağır basan, ilgi çekici bir kurguya sahiptir.

“Bir Mektup”, “Ne evet ne hayır”, “Tahta At” başlığı ile devam eden Atay’ın öykülerinde kahramanlar, toplumsal gerçeklikleri okuyucuya farkettirmesi bakımından olabildiğince dikkatli seçilmiştir. Ayrıca Atay’ın öykülerinde, insanlar arası ilişkilerde uyumsuz diye nitelendirilebilen bireylerin toplumsal çatlaklara ve haksızlıklara karşı göstermiş olduğu başkaldırıcı tavrın ne denli önemli olduğu inceden inceye okuyucuya hissettirilmeye çalışıldığı sezebiliyoruz.

Atay’ın bir oğulun vefat eden babası için kaleme aldığı mektubunu konu alan “Babama Mektup” isimli öyküsü tıpkı Camus’nün Yabancı’sında olduğu gibi varoluşsal sancılar içerisinde kıvranan bireylerin, yakınlarının ölümü üzerinde gösterdiği umursamazlığın resmini çeker adeta. Yazar, bireylerin kendi içsel hesaplaşmalarını ve yabancılaşma serüvenlerini de gözler önüne sermeyi ihmal etmez. Son öykü olarak yer verdiği “Demiryolu Hikayecileri” adından da anlaşılabileceği gibi öykü yazarak yaşama anlam kazandırmaya çalışan ve geçimini bu yolla sağlayan üç ayrı kişinin yaşadığı süreçte yalnız kalışı ile birlikte ana kahramanın yaşadığı yıkımı anlatır. Yaşamını yazma edimi üzerine kurulu olarak idame ettiren bireyin bırakılmışlık ve arkadaşını kaybetmesi ile bir anda kendini içerisinde bulduğu çaresizlik ve umutsuzluk durumu anlatılır. Öykü Atay’ın insanların hayatlarında güç taşı olarak yer eden şeylerin yok olduğunda nasıl bir durumla karşılaşılacağına dair ipuçları vermesi bağlamında da okunabilir.

Atay’ın eserlerinin zor okulanabildiğine dair varolan kanının en güçlü dayanağı eserlerinde sıradan olayları ve durumları ele alırken bunu kendine has bir tarzda işlemesinden kaynaklanmaktadır. Zira Atay, belki her sokak başında görebileceğimiz, ancak farkında olmadan yanından geçip gittiğimiz, kıyıya köşeye sıkışan anti kahramanları seçerken eserlerindeki başarıyı da bu noktaya borçludur kim bilir.. Monologlara fazlaca yer veren yazar dejenere olmuş toplumsal öğeleri içsel muhakeme ile karşıya da aktarma yoluna girer. Ezcümle Atay’ın sekiz öyküden oluşan kitabı romanlarının gölgesinde kalmayacak kadar güçlü kurgusu ile üzerinde titizlikle konuşulması gereken bir eser olarak ele alınabileceği gibi, ustalıkla Kafka edebiyatının öğelerini işleyişi ile günümüz öykücülüğüne de yaptığı katkılar açısından da değerlendirilebilir.

“Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.”

Korkuyu Beklerken

Oğuz Atay

İletişim Yayınları

Bu yazı daha önce Ayraç Dergisi'nin 108. sayısında yayınlanmıştır.

Alıntı - 28.11.2018

,

281

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin