Okulu Yeniden Sorguladığımız Şu Günler

Okulu Yeniden Sorguladığımız Şu Günler

Okulu Yeniden Sorguladığımız Şu Günler

25.12.2020 - Nur Sena Akın
Okulu Yeniden Sorguladığımız Şu Günler

Avusturyalı filozof, yazar Ivan Illich toplum eleştirmeni olarak tanınmıştır. Eleştirel incelemelerinin temelindeki konular, çağdaş batı kültürü, çalışma hayatı, ekonomik gelişmeler, sağlık, kurumlar ve eğitim alanlarında olan değişmeleri kaleme almıştır. Okulsuz toplum kitabında ise Illich’in eleştirisinin ana teması, okullu toplumun anti tezi olarak okulsuzlaşmayı önermektedir. Bu öneriyi yaparken, modern toplum eleştirisini de temel alarak toplumsal eşitsizliğin meydana geldiği ilk ve en önemli basamağı okul olarak görmektedir.

Özellikle şuan içinde bulunduğumuz Covid 19 sürecinde eğitimde yapılan bu değişim ve dönüşüm aklımıza önceden hiç gelmeyen bir soruyu getirdi. Okulsuz bir toplum mümkün müydü? Bu yeni eğitim modeli fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırdı mı veya daha büyük bir fırsat eşitsizliğine mi yol açtı? Mevcut düzende ki toplumumuzun entegre olmakta güçlük çektiği bu yeni uzaktan eğitim modeli Illich’in önerdiği eğitimsel reformuna ne derece uyuşmaktaydı? Bu yazıda Illich’in eleştiri ve önerileriyle okulsuz toplum kitabını inceleceğiz.

Illich’e göre modern okullu toplum, “devlet eliyle kurumsallaştırılmış olan bir ölçme değerlendirme diploma sistemine, piyasa ekonomisi ve tüketim dinamiklerine dayanmakta, bu nedenle de hem eşitsiz bir gelişime neden olmakta hem de bireysel yaratıcılığı ortadan kaldırmaktadır” Okullar ona göre salt kuramlarla zihnimizi kısırlaştırmakta zorunlu bir müfredatı izlemeyi gerektiren, sınırlı yaş aralığındaki bireyleri kutuplaştırıcı ve ayrımcı nitelikler taşımaktadır. “Okullu bir toplumdaki eğitim anlayışının bireyi kendine yabancılaştırdığını, dolayısıyla ancak okulsuz bir toplumda, kişisel yeteneklerin özgürce gelişebileceğini düşünmektedir.” Bu nedenlerle bütün dünyanın benimsemiş olduğu zorunlu eğitim öğretim fikrinin sorgulanması gerektiğini savunur.

Ona göre okullar disiplin ve düzene sokma anlayışlarıyla çocukları erken yaşlardan itibaren muhafaza altına alır. Var olan toplumsal düzenin sorgulanmaksızın kabulünü aşılamayı amaçlar. Bunu bilinçli bir şekilde değil gizli bir müfredatla okul kurumu sunar. Okulun zorunlu olan müfredatının dışında gizliden gizliye uyguladığı öğretim programı aracılığıyla belirli ideolojileri bireylere dayatan, çocuklara “yaşamdaki rollerinin yerini bilmek ve orada kalmaya devam etmek olduğu öğretilir. Illich okulları beyin yıkayan politik bir aygıt olarak görmektedir.

Illich’in eleştirilerinin yanında önerileri de kitabında mevcuttur. Tasarladığı okulsuz toplum, eğitim modelinde; öğrenmenin çoğunlukla kendiliğinden, okul dışında, isteğe bağlı olarak gerçekleştiğini vurgular. Öğretme diye bir şeyin olmadığını, öğrenmeyi teşvik etme ve kolaylaştırmanın olabileceğini savunur. “Öğrenmek isteyen herkes, yalnızca çocukluk ya da yetişkinlik dönemlerinde değil, yaşamının her anında, var olan kaynaklara ulaşma hakkına sahip olmalıdır.” Öğrenme ortamları oluşturularak herkesin eşit şekilde faydalanabileceği bu şekilde öğrencinin kendi kendine öğrenebildiği bir yapının kurulabileceğini düşünmektedir. Böylece kişisel yaratıcılığın özgürce gelişmesine imkân tanınacaktır. Onun eğitim modeli daha çok eşitlikçi ve katılımcıdır. Bir nevi kendi eğitim ütopyasını yaratmıştır diyebiliriz.

Illich; eğitime değil, okullaşmanın ve kurumsallaşmanın kendisine karşıdır. Her toplumun verebileceği eğitim standartları bir değildir. Bu da sınıfsal eşitsizliği daha da belirgin hale getirmektedir. Zorunlu eğitim dezavantajlı grupları daha da yoksullaştırmaktadır. Aynı eğitimi alan fakat çevresel koşulları farklı olan bireyler dışlanmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Toplumu kutuplaştırdığı gibi dünya milletleri arasında da bir sınıflama ve fırsat eşitsizliği meydana getirmiştir diyebiliriz. Illich’e göre aynı zamanda okul toplumsal hiyerarşide belirleyici bir rol oynadığının altını çizer. Okullar kişinin toplumda ne kadar söz sahibi olabileceğini diplomalara bağlı kılmıştır. Önceden az sayıda üniversite varken, üniversite mezunu olmak ayrıcalıklı görülür ve nitelikli olmak anlamına gelirdi. Son yıllarda sayıca artan üniversiteler, niteliği düşürdü ve çok sayıda mezun yığını oluşturdu. Modern toplum bireyi için, artık diplomalarda yetersiz kalmaktadır. Bir konuda uzmanlaşabilmek için daha fazla tüketmek gerekli hala gelmiştir. Illich’in amacı da eğitimin yalnızca ayrıcalıklı sınıfın ulaşabileceğinden fazlasına eriştirmektir. Devlet kurumlarının yetersiz kaldığı durumlarda çeşitli kurslar, dışarıdan takviyelerle eğitimin ulaşılabilirliği yine sınıfsal bir eşitsizliği doğurmuştur. Tam da bu noktada Illich’in savunduğu şey kurumların tekelinde olan eğitimin bireyin öğrenme sürecinin metalaşmasına engel olmaktır. Bu öneriler bir çok düşünür tarafından ütopik bulunmuş ve eleştirilmiştir. Eğitim her ne kadar günümüzde olduğu gibi ticaret unsuruna dönüşmüş olsa da kurumlardan başka fazla bir alternatif yoktur. Her ne kadar çoğu düşüncesi mantıklı gelse de bütünüyle kabul etmemiz modern toplumda güçtür.

Okulsuz toplum kitabı 1970’li yıllarda yazılmış olmasına rağmen, o dönemde bile eğitimde teknolojinin etkin kullanılmasını gerektiğini sık sık dile getirmiştir. Bilgisayar ve internetin eğitim alanında devrim yapabileceğini ve eşitsizlikleri azaltabileceğine inanmaktadır.

Fakat okulsuz eğitim, ya da uzaktan eğitim sınıflaşmanın önüne geçmez. Uzaktan eğitim, eşitsizliği azaltmamış aksine ulaşabilirlik yönünden net çizgiler çizmiştir. Enformasyon çağında yaşıyor olsak ta bilgiye ulaşmak her kesim için aynı oranda mümkün değildir. Görece yoksul olan kesim için internete, bilgisayara ulaşabilirlik çok ta kolay değildir. Kısacası sosyal çevrenin koşullarıyla da birleşince bu yeni eğitim modeline adaptasyon süreci her öğrencide farklılık gösterir. Ve her öğrencinin eğitim süreci birbiriyle aynı değildir. Bu da bizi eğitimde fırsat eşitsizliğinin ortadan kalkmadığı sonucuna vardırmaktadır.

Okulsuz Toplum

Ivan ILLICH

Şule Yayınları

141 Sayfa

Nur Sena Akın - 25.12.2020

,

3844

Nur Sena Akın Hakkında

Nur Sena Akın

1996 yılında Ankarada doğdu. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Öğrenim serüveni Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisi olarak devam etmektedir. Özellikle sinemayla ilgilenmekte, yazım sürecine yaptığı araştırmalarla devam etmektedir. 

Yorumlar
  • Fatma Terim 2020.12.25 13:58

    Cok merak ettigim ama bir turlu okuma firsatim olmadigi bir kitapti.Kitap ozetinizden sonra kesinlikle okumaya karar verdim.Cok guzel ifadelerle aciklamissiniz .Tsk ederim.Onerdiginiz kitaplari yorumum altina yazarmisiniz Nursena Hanim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin