Okurun Masası Yazarın Masası İlhamı Nelerden Alır?

Okurun Masası Yazarın Masası İlhamı Nelerden Alır?

Okurun Masası Yazarın Masası İlhamı Nelerden Alır?

20.09.2021 - Ülker GÜNDOĞDU
Okurun Masası Yazarın Masası İlhamı Nelerden Alır?

Ah Dostum! Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuzlar, zavallılar daha da mutsuz, zavallı olmamak için birbirinden kaçmalıdırlar.

Dostoyevski

Yazı

Yazarın, bir eseri neden oluşturduğu hakkında fikriniz var mı? Fikirleri ve görüşleri mimik yardımı olmaksızın sağlayan yazı, tarihin ilk dönemlerinden itibaren bize kalan mirasın söz olup uçmaması için kayıt altına alınmasını da sağlamaktadır. Yazma eylemi kesintiye uğramadan günümüze kadar devam etmiştir. Herhangi bir olayın, durumun sözlü olarak aktarılmasının yazıyla aktarılması kadar etkili olmadığı malum. Kültürel birikim gelecek nesillere aktarılması neticesinde insanlık tarihinin ortak birikimleri yazı ile kaydedilebilmektedir. Zaman içinde yazıya bağlı olarak dilde ortaya çıkan gelişmeler farklı kültürlerin edebiyatlarını doğurdu. Zamanla dünya edebiyatında köşe taşı olarak adlandırılan eserler ortaya böylece çıkmıştır. Bazıları yüzyıllardır okunan bu eserlerin yarına miras bırakılmaya da devam edecektir. İşte yazı-yazar ve okur-yazar denklemi bu noktada karşımıza çıkıyor. Yazar ister okunmak için ister sanat için yazmış olsun, her eser okur ve yazar arasında bağ kurar. Güzel bir dünya keşfettiğimize inandığımız zaman bunu başkalarıyla paylaşmak doğamız. İşte Okurun Masası Yazarın Masası bu düşünceyle ortaya koymuş Davut Bayraklı.

Okuma

Okumanın tarihi; hayatın kendi sesiyle ve rengiyle başlamaktadır. Yeni zamana açılan her an, yeniden sözlerle ve sözcüklerle yol almaktadır. Okumanın çağıran sesine kulak vermek, yaşamın dilini anlatan kitapların ardına düşmek demektir. Söz, sözcük ve yazı yaşamın tarihsel izdüşümünü en yalın biçimde belleklere taşımaktadır. Bende de olduğu gibi yitmeyen bir bağlığın ve birlikteliğin başat öğesi okumak olmaktadır. Alberto Manguel, “Bir sayfanın üzerinde yazılı harfleri okumak onun girdiği kılıklardan yalnızca bir tanesi. Artık var olmayan yıldızların haritasını 'okuyan' bir gökbilimci; kazanacak kâğıdı oynamadan önce ortağının hareketlerini 'okuyan' kağıt oyuncusu; bir kaplumbağa kabuğundaki eski izleri 'okuyan' Çinli falcı; gecenin içinde ve çarşafların altında, sevgilinin bedenini görmeden 'okuyan' aşık; elini suya daldırıp da okyanusun akıntılarını 'okuyan' Hawaili balıkçı: Hepsi işaretleri çözebilme ve anlaşılır kılma eylemini kitap, kendi okuru için yazarın gözünden esere ve yazara yaklaşımı ve bu güzellikleri bu kez birlikte keşfetmeye olanak sunmayı amaçlamaktadır”. Tıpkı Okurun Masası Yazarın Masası aracılığıyla Davut Bayraklı okurun ıskaladığını keşfettirme gayretiyle eserini okura kendi gözüyle gördüğü güzelliği yeniden ve yeniden okutma isteği doğuran bir edebi dil ile ele alarak aktarmaktadır. Okurun Masası Yazarın Masası ile ele aldığı eserleri okura derinlemesine inceletirken yazarının masasına ve gündelik yaşamına okuru konuk ediyor. Eserlerini yazarken ne yapmışlar, nasıl yazmışlar, nasıl disipline olmuşlar, çalışma koşullarını nasıl oluşturmuşlar? Bu sorulara aradığı cevaplarla gayesi eserden yazara, yazardan esere okura bağ kurdurarak mucizevi bir keşifle döneceği bir yola düşürmektedir. Benim eser yazar arasında kurduğum bağ yazarın eserini, eserin yazarını anlamanın dışında yaşayarak gizlenmiş tüm ayrıntılardaki niyeti; anlayışımı derinleştirme olanağı bulmamın en güzel yolu olan okuyarak ve yazarak ilerleyeceğim yolun aydınlığını kazanım edinmemdi. Bu kazanımım için böyle bir konuya getirdiği fikirleri, göstermeye çalıştığı yolu, gönülden bağ kuran bir okuru olarak buradan saygıdeğer Davut Bayraklı’ya sonsuz teşekkürler...

Yapmak istediklerimiz için hem yeteneğe hem çalışmaya hem de iş disiplinine sahip olmamızın eşlik ettiği niyet ve özveri sonucunda başarının formülü olarak güzellikleri muhabbetle farklı güzelliklerin keşfiyle okuru hoş seda ile baş başa bırakmaktadır yazar. Kendimizi eserden ve karakterlerden ayırmadan yaşamına bürünme haliyle ağlatıp güldüren, aşk acısını çaresizliği, sevgiyi nefreti, sevinip üzülmeyi masalarının karşısına oturtarak bizzat yazara tanıklık ettirerek okutmak diyemem yaşatarak okurun özüne işletmektedir. Okura sunulan bu bilgi demeti fiziksel duyumlarıma, zihin teorisi gelişimime, kelime dağarcığı hacmime, bilişsel gelişimime, strateji belirlememe yol açarken; mukaddes olanı bir anımsıyor insan.

Eser İle Kişisel Bir Serüven

Eseri ile güzel anlar geçirdiğim yazarın, ilgimi çeken bir konuya okur-yazarlık geçmişleri her zaman merak edilen yapıtlar üzerinden aktarımından çok etkilendim. Bu yazar ve eserlerinin ilk okumaları ve ardından gelen kalem oynatma serüvenlerini irdelemekteydim. Bu tür bir merakıma yönelik çoğu zaman ilham olacak güzellikler bulamamaktaydım. İlham almak ile ilhamdan yola çıkmayı birbirinden ayırarak bu iki durumu farklı ele aldırmaktadır. Gayet tabi yazar adayına düşen, yola çıktıktan sonra yolda kalmayacak kadar birikime sahip olmasıdır. Yıllarla edindiğim birikimlerimi, köşe taşı yazarlardan ve kalıcı eserlerinden aldığım ilhamlarla harmanlayarak ağır ağır ve derinden ilerlememde güzel bir yol gösterici oldu.

Okurun Masası Yazarın Masası kitabında Davut Bayraklı’nın ortaya koyduğu düşünceler bu bağlamda çok önem taşımaktadır. Kitap, yazmak için elinize elime kalem aldığınızda nasıl ve nereden başlayacağınıza ilham olan ve bu süreçte kalem elimde hızlanmaya başlatan okumaya değer bir içeriğe sahip. Yazar; “Bizden önceki ustaların okur-yazarlığa başlama serüvenlerinden sıyrılıp onların okuma ve yazma sürecinde uyguladıkları rutin ve ritüellerine göz atma” eyleminin daha faydalı olacağını düşünerek yola çıktığı için yazar adayına çözüm odaklı kendi rutin ve ritüellerimizi belirleyebilmemiz adına zemin hazırlamaktadır. Yazar, rutinlerin içerisinde, devam edildikçe açığa çıkan sırların olduğunu söylüyor. İşte sırlardan bazı alıntılar.

“Yazının başlangıcını ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’le birlikte düşünmek zorundayız.” (s. 10) “Goethe’nin Genç Werther’in acıları ise gücünden hiçbir şey kaybetmiyordu. Tam on bir kez başlayıp bitirdiğim bu eser her okuyuşum da beni yerden yere vuruyordu. Werther’in, Lotte’ye yazdığı 15 Eylül tarihli mektubu Kazakistan’ın o uçsuz bucaksız bozkırında beni adeta yeniden fethediyordu.” (s. 20) “Okurken hayal gücünüz, yazarın dil ustalığı sayesinde kendiliğinden devreye giriyor ve Sen Petersburg gözünüzün önünde ansızın canlanmaya başlıyor.” (s. 25) “İnsan yaşadığını yazar mıydı, yoksa yazdığını mı yaşardı? Bilemiyorum.” (s. 35) “Mesela Weimar döneminin ünlü şairlerinden olan Schiller, yazarken masasının üstünde mutlaka çürük bir elma bulundururmuş. Bununla da yetinmeyen şairimiz ara ara bu elmayı koklayarak başka diyarlara gittiğine inanırmış. Ne tuhaf değil mi? Döneminin en ünlü şairi, ilhamı çürük bir elmadan alıyor.” (s. 53) “Ben genelde yaşlandıkça bilgi birikimin artacağına ve insanın tecrübeyle daha iyi şeyler yazacağına inanırım.” (s. 54) “Tolstoy, Çehov’u sevmesine rağmen oyunlarından hazzetmezmiş. Bir keresinde Çehov’a “Oyun yazarı, tiyatro seyircisinin elinden tutup, onu istediği yöne doğru götürmelidir. Senin karakterlerini takip etsem nereye varırım? Ancak oturma odasındaki koltuğa gidip geri dönerim.” (s. 74) “Twain’i anlatırken, ‘Ömrü boyunca depresif, neşesiz ve melankolik bir hayat sürdüren tuhaf bir adamdı” demiştim. Bu doğru, ama onun bir ilginç özelliği de bugün bildiğimiz anlamda stand-up gösterilerini dünyada ilk kez uygulayan kişi olmasıdır.” (s. 79) “Dedektif romanı yazarı olarak bilinen Edgar Wallace da tuhaf yazma alışkanlığı olan isimlerdendir. Kaleme aldığı kitapların çoğu filmlere konu olan yazar, yazı yazmadan önce mutlaka işçi tulumu giyerdi. Edgar Wallace, yazı yazmak için genellikle geceleri işe koyulan bir yazardı ve yazı masası da gayet büyüktü.” (s. 85) “Budist bir din adamının oğlu olan Murakami, roman yazdığı dönemlerde sabah kalkıp ara vermeden, kesintisiz olarak beş-altı saat çalışırmış. Bu çalışma belli ki yazarı yoruyor, yıpratıyor; o yüzden de yazar öğleden sonralarını yüzme veya koşmayla değerlendiriyormuş.” (s. 110) “O yüzden sevgili okur sana tavsiyem meseleyi abartma ve yazdıklarını temize çek, son okuma yap yeter.” (s. 121) “Yazar, neden yazdığı sorununu çözdüğü zaman, bu soruya cevap bulmadan önceki gibi yazabilir mi, o da ayrı bir merak konusu.” (s. 151) “Yazı işiyle uğraşıyorsanız bizden size küçük bir tavsiye: Mutlaka belirli bir süre “günlük” tutun.” (s. 193)

Davut Bayraklı, 1978 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. İlk ve orta eğitimini Ankara, Mersin ve Rize’de tamamladı. 2008 yılında, Kazakistan’da Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2010 yılında “Sezai Karakoç’un Şiir ve Şair Anlayışı” isimli teziyle aynı üniversitenin Türkoloji dalında yaptı. 2012 yılından beri Mostar dergisi editörlüğünü yürüten yazarın, yurt içinde ve yurt dışında makaleleri; Mavi Yeşil, Kuyudaki Koro, Yılkı, Semerkand, Genç Okur, Skylife, Mostar, Yarın dergilerinde yazıları yayımlandı.

Okurun Masası Yazarın Masası

Davut Bayraklı

Genç Okur Yayınları

198 Sayfa

Baskı Şubat 2018

Ülker GÜNDOĞDU - 20.09.2021

,

851

Ülker GÜNDOĞDU Hakkında

Ülker GÜNDOĞDU

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Ülker GÜNDOĞDU ismine kayıtlı 61 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin