Ölüm, Ölümsüzlük Bahşeder mi?

Ölüm, Ölümsüzlük Bahşeder mi?

Ölüm, Ölümsüzlük Bahşeder mi?

15.03.2021 - Necla Dursun
Ölüm, Ölümsüzlük Bahşeder mi?

Kendisine değer verenlerin sevgilerini ve güvenlerini kaybetmek, eskisi gibi sevilmemek anlamına gelir “gözden düşmek”. Bazen gözden düşen gönülden de düşer. Gün gelir hayatın merkezine konumlandırılanın adı dahi anılmaz olur. Karakterini kaybetmiş bir politikacı, yıllar boyu kapalı gişe oynamaya alışsa da artık salonun yarısını dahi dolduramayan bir show-man, tartısına hile karıştırmış bir manav… Gözden düşme örnekleri rahatlıkla çoğaltılabilirken “Bir Çöküşün Öyküsü” isimli kitapta böylesine bir gözden düşme anlatılmaktadır.

“Satranç”, “Muhteşem Gece”, “Yakıcı Sır” gibi dünyaca ünlü eserlerin sahibi Stefan Zweig, “Bir Çöküşün Öyküsü” isimli kitabında sürgüne gönderilen aristokrat bir kadını konu etmiştir.

Saraydan Sürgüne…

15. Louis dönemi Fransa’sında sarayın en aktif ve sözü geçen karakterlerinden biri olan Madam de Prie, ansızın kralın gözünden düşer ve Normandiya’nın bir köyündeki çiftliğine sürgün edilir. Eğlence, dedikodu, entrika ve iktidar savaşlarına alışkın olan madam çiftliğindeki sessiz hayata alışamaz ve tanıdığı tüm nüfuzlu kişilerle bağlantı kurarak Paris’e geri çağrılması için kralı ikna etmesi hususunda ricacı olur. Ancak kraldan geri dönüş bileti bir türlü gelmez. Geri dönmesi için yardım alamayışına anlam vermeye çalışırken zamanını dolduracak bir uğraş bulamaz.

Paris’in ışıltılı ve hareketli hayatından sonra süresi belli olmayan sürgün, madamda inanılmaz bir sarsıntıya sebep olur. Erkekler tarafından ilgi odağı olmaya, samimiyetten uzak olduğunu bilse de abartılı saygı gösterilerine, hayranlıkla izlenmeye olan bağımlılığı ona kâbusu yaşatır. Eski günlerin hayaliyle zamanını tüketmeye çabalarken; olduğundan daha yaşlı, sevimsiz, ihtiyaç duyulmayacak kadar gereksiz hissetmeye başlar.

İnsanların onu mutlu sanmasını sağlamak için tüm zenginliğini sergileyebileceği davetler verir. Vakti zamanında onu kıskandığına inandığı ve Paris’ten uzaklaşmasına içten içe sevindiğini düşündüğü kişilere davetiye göndermeyi ihmal etmez. Bu uğurda o güne kadar edindiği servetini düşüncesizce harcar. Gösterişli malikânesindeki tematik eğlencelerle kendisine yalancı bir cennet yaratır. Madamın yeni yaşam felsefesi “Ben gidemiyorsam Paris bana gelsin.” dir.

O güne kadar yalnız kalmak ne demektir hiç tatmamış olan madam, davetine iştirak edenlerin gülümsemelerini ve sözlerini (yalan olduğunu bilse de) gerçekmişçesine kabul eder. Çünkü yalnızlık inanılmaz derecede boğucudur ve o, her yalana her gıpta dolu bakışa muhtaçtır. Mantıklı düşünme yetisini giderek kaybeden madamın bütünüyle kendisini kaybedeceği günler uzak değildir. Bu davetlerin etkisiyle aklını yitirmeye doğru koşar adım yol alır.

Veda Tarihi: 7 Ekim

Courbepine Köyü’ndeki çiftliğinde yaşadığı ruhsal çöküntü içindeki yalnızlık buhranlarında saraya geri dönemeyeceğine kanaat getirerek “ya döneceğim ya da öleceğim” düşüncesine kapılır. Bu düşüncenin “dönme” fiilini içeren bölümünün imkânsızlığına iyice inanabilmesi vakit alsa da “ölüm” kısmında böyle bir durum yaşamaz ve bir plan yapması uzun sürmez. “Ruhum zaten öldü, bedenim ölse ne olur?” diyerek intihar etmeye karar verir. Tarihin tozlu sayfalarına öylesine sıradan bir şekilde yer almamak için şanına yakışır bir ölümle dünyaya veda etmek için kendisine trajik bir son kurgular.

Ölüm tarihi olarak 7 Ekim’i belirleyen madam; ölümünün provasını, senaryosunu özel olarak yazdırdığı ve başrolünde kendisinin olduğu bir oyunla gerçekleştirir. Sahnede düşmanları tarafından imparatorluğu elinden alınan, ölümü arzulayan bir kraliçeyi canlandırır. İsmi Zengane” olan bu karakterle bir anlamda kendi hayatını sahnelemektedir. Fakat ne yazık ki, konuklar eseri bir komediymişçesine hafife alarak izler. Gerçekteyse o; “sırf insanların yokluğunu çektiği için kendini ölümün kollarına” bırakmıştır. (syf: 46)

Tüm bu kurmaca içinde madamın hesap edemediği bir şey vardı ki o da: “insanlık tarihi, davetsiz misafirleri sevmez; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirir.” (syf: 48) Ölüm haberi Paris’te hiç de madamın hayal ettiği yankıyı bulmaz, etkiyi oluşturmaz.

Satırlara Gizlenmiş Bir Sürpriz: Türk Mutfağı

Fransız İhtilali öncesindeki son kraliçe Marie Antoinette ile eserin başkişisi melankolik Madam de Prie’nin arasındaki benzerlikten söz etmek mümkündür. Yazar, ait olduğu yüzyılın insanının ihtiraslarına sahip başkarakterin, inanılmaz derecede acı çekerken bile gülmek zorunluluğunu hissetmesini, dışının göz kamaştıran ışıltısına rağmen iç dünyasının karanlığını büyük bir ustalıkla tahlil etmiştir.

Çizilen bu şahsiyetin benzerlerini günümüzde yazılı ve görsel basında, sosyal medyada ve hatta çevremizde görmek zor değildir. “Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. Ondan çok şey istendikçe o daha fazlasını verirdi. Ama onunla kimsenin konuşmadığı, onu kimsenin görmediği, duymadığı, arzulamadığı yalnızlığı sırasında çirkinleşmiş, sersemleşmişti, çaresiz kalmış ve mutsuz olmuştu.” (syf: 33) satırları, ünlü kişilerin pırıltılı hayatlarından uzaklaşarak bir anda gündemden düşseler neler yaşayabileceklerini merak edenlere cevap niteliğindedir. Popüler tarzda hayat sürmeye alışmış kimseler ani bir gözden düşme durumundaki depresif ruh hallerini anlatan satırlar kolayca empati kurmayı sağlamaktadır.

Değinmek istediğim bir husus ise eserde yer verilen Türk mutfağıdır. Madamın şölenlerinin enva-i çeşit konseptleri, sunumları, eğlenceleri ve müziklerini konu alan sayfaları okurken, “henüz hiç bilinmeyen” betimlemesiyle anılan Türk tatlıları/içecekleri ve Boğaz’daki parlak gecelerden bahsedilen 38. sayfayı okumak şaşkınlık verirken aynı zamanda keyif vericiydi. Kitapta kendisine yer bulan Türk yiyecek ve içeceklerine bu güne dek gereken ihtimam gösterilip tanıtımı yapılmış olsaydı, bu gün seçkin dünya mutfakları arasında olabilirmiş diye düşündürüyor okuyucuya. Modern klasiklerin en ünlü yazarlardan biri olan Zweıg’in en ünlü kitaplarından birinde Türk mutfağından bahsedilmişse, dünya mutfakları arasında yer alması imkânsız değilmiş.

Sonuç

Etkili psikolojik ve akılcı sosyolojik tespitlerle hafızalarda kendisine sağlam bir yer açan kitap, adıyla müsemma bir konuya sahip. Gözden düşen bir saraylının bunalımı daha iyi anlatılamazdı. İnsanoğlunun tutkularını, sevilme ihtiyacını, ilgi ve alaka görmeye olan arzusunu gözler önüne seren eser, gözden düşmenin nasıl bir şey olduğunu anlatmaktadır. Bu duyguların insanı nereye savurabileceğini okurken rahatça empati kurdurabilen melodram nitelikli novella, kolayca özdeşleşilebilecek az sayıdaki sayfasıyla bir çırpıda okunmasına rağmen bir çırpıda unutulacak gibi değildir.

Bir Çöküşün Öyküsü

Stefan Zweig

Türkiye İş Bankası Yayınları

48 sayfa

Necla Dursun - 15.03.2021

,

2319

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

29 Ekim 1976 Sakarya doğdu ve aynı şehirde büyüdü.

Lisansını Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” isimli teziyle tamamladı.

Şehir, şehirleşme, şehirli, kültür, mekan, insan, gündelik yaşam estetiği gibi konularda araştırma yaparak yazılar kaleme almaktadır. Keyif alarak emek verdiği diğer bir konu ise; konusu Balkanlar olan kitaplar hakkında incelemelerde bulunmaktır.   

Finans sektöründe çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin