Ölümcül Kimlikler Üzerinden Kimlik Tartışması

Ölümcül Kimlikler Üzerinden Kimlik Tartışması

Ölümcül Kimlikler Üzerinden Kimlik Tartışması

13.10.2016 - Misafir Köşesi
Ölümcül Kimlikler Üzerinden Kimlik Tartışması

Göknur Karababa yazdı…

14 eseri olan Amin Maalouf’un ilk eseri Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri’dir. İç savaştan sonra Fransa’ya yerleşir eserlerini hep Fransızca verir. Kitapları 40’ın üzerinde dile çevrilmiş. Ekonomi ve toplumbilim eğitimi almıştır. Dünya tarafından kabul gören bir yazım biçimi, kendine özgü bir dili vardır ve bu kendine özgülüğünü dünyaya kabul ettirmiş nadir yazarlardan biridir. Bu bakımdan bir çok dünya diline çevrilmiş ve bir çok dünya vatandaşı tarafından da zevkle okunmuştur. Lübnan asıllı olan Fransız yazar Amin Maalouf, insanoğlunun çok önemli bir sorunu olan ‘kimlik muhasebesi’ni ele alıyor Ölümcül Kimlikler kitabında. Kimliğimiz kişiliğimiz değil miydi? Onu elde etmek için savaşlar, kavgalar, yaparak, mücadele ederek elde ettiğimiz o kimlik… Ya da bütün bunlardan vazgeçerek silik ve kendi kabında yaşayarak…

Amin Maalouf bu eserinde giriştiği çabayı şöyle özetler ve eserin bu bağlamda okunmasını ister:

“Neden bugün bunca insanın dinsel, etnik, ulusal, ya da başka kimlikleri adına cinayetler işlendiğini anlamaya çalışmak.” [1]

İnsanların kimlik ve aidiyet duygusunun nasıl dekore edildiği ve toplumdan topluma nasıl değiştiği, özellikle dinin ne kadar etkili olduğu konusunda içinde yaşadığı toplumun kültürel iklimin deneyimleri ile de harmanlayarak kaleme aldığı eleştirel bir deneme. Kitap genel olarak üç konu üzerinde durur: kimlik, modernizm ve küreselleşme.

“Aidiyetlerimin her biri beni çok sayıda insana bağlıyor; buna karşın, hesaba kattığım aidiyetlerim çoğaldıkça, kimliğim de özel bir durum olarak ortaya çıkıyor.”[2]Kitaba başlarken bir sorudan hareketle yola çıkmış. Kendinizi ne olarak görüyorsunuz? Bu sorusuya Maalouf’un verdiği cevap: Lübnan asıllı Arap, doğuştan Hrististiyan, Fransa’ya göç eden bir göçmen, aynı zamanda Avrupalı. Farklı unsurları içeren bu cevap dünyadaki kimlik tartışmaları bağlamında değerlendirilip, enine boyuna konuşulması gerekli bir cevaptır. Herkes gibi. Farklı unsurların bir aradalığına bir cevaptır bu. Bu durum azabını arttırsa da bazen insanın. Çok kimlikli biri olduğundan, Lübnan’da bir sorun olduğunda Lübnan için acı çekiyor, Avrupa için de aynı şeyi hissediyor. Dolayısıyla Amin Maalouf; göçmenliğin vermiş olduğu ötekiliği hissetmesi, savaştan kaçarak 27 yaşından beri kültüründen uzak bir yerde büyümüş olmanın verdiği suçluluk duygusu ve Fransa kültürünü benimsemesi gibi ikilemler arasında kalması onu aslında kişinin kimliğinin tek bir aidiyet değil de birçok aidiyetin oluşturduğunu belirtiyor.

Kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir.”[3] Maalouf, kimliği; ‘meşru bir eğilimi yansıtmakla başlar ve bir savaş aleti haline gelir’ şeklinde tanımlar. Kimliği aramak ve bu bağlamda hakları talep etmek ilk başlarda meşru bir zeminde gözükse de, kimliğin kümülatif bir yapıya sahip olduğu düşüncesi zihinlere yerleşmedikçe bir silah haline dönüşecektir. Üstelik halkın zihninde ve vicdanında silah haline getirilen kimlik arayışı haklı bir zemine oturtulmaya çalışılacaktır ki düşülen en büyük handikap belki de budur. Dolayısıyla kimlik arayışı içinde başka kimlikleri yok saymak, bir çözüm değil, aksine büyük bir çatışmayı beraberinde getirecektir.

Hiçbir kimlik, zaman ve mekân dışı var olamaz ve diğer kimliklerle etkileşime girmeden bir kimliğin varlığı söz konusu olamaz. Toplumsal eylemlerde insanlar artık sınıf üzerinden değil kimlik üzerinden örgütleniyor, kendini tanımlıyor. Toplumlar, toplumsal kimliklerini toplumsal değişme sürecinde kazanırlar. Bizler de toplumsal değişme süreçlerine bakarak kimliğimizi açıklarız.

Her insanın birbirinden farklı bir kimlik yapısı vardır. Ve her ne kadar bu kimliği oluşturan öğeler aynı olsa da, kimliğin belirlenmesinde kendi iradesiyle şifrelediği aidiyetler zinciri kişiyi diğerlerinden farklı kılar. Her kimlik birbirinden koparılması güç halkalardan oluşur, sadece herkesin genişlettiği halka birbirinden farklıdır. Kimlik; din, dil, ırk, kültür, gelenek, yaşayış tarzı gibi unsurları bir arada bulundurur. Maalouf, ölümcül kimliklere günümüzde sanıldığı gibi sadece ırksal boyutta yaklaşılamayacağı, kimliğin birçok unsurdan oluştuğu ve kişiden kişiye farklılık göstereceğini belirterek başlar. İşte bu noktada insanların bu kimliklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesinden rahatsız. İnsanın üzerinde bir iz bıraktığı tüm kimliklerinin birleşerek insanın yapısını, kimliğini oluşturduğunu savunur. Bu aidiyetleri kişiliğin ayrı ayrı yönleri değil de bir bütün şeklinde pazıl parçalarına benzetir.

Çağımızda herkes kendini biraz azınlık, biraz sürgün gibi hisseder.”[4] Maalouf çağımızın en ağır basan özelliğinin tüm insanları bir bakıma ‘göçmen’ ya da ‘azınlık’ haline getirmek olduğunu vurguluyor. Dinlerden aileye, geleneklerden etnik gruplara, meslekten arkadaş çevresine uzanan bu aidiyetler her insanda farklı biçimlerde kendini gösterir. Hepimiz dini inanış ve uygulayış biçimleri kültürel ya da ahlaki kabuller bakımından maalesef ki ‘öteki’ olmaya mahkûmuz. Farklılıklarımız karşısında hoşgörülü davranmayı başarmadıkça azınlık olarak hor görülmeyi hak etmiş olacağız. Asıl mesele de farklılıklarımızla bir arada yaşama imkânı sağlayabilmemizdir.

Maalouf kimlikten bahsederken ‘biz ve onlar’ kavramına değiniyor. Biz ve onlar konusu Bauman’ın ‘Sosyolojik Düşünmek’ kitabında da bir başlık altında ele alınıyor. Biz ve onlar yalnızca iki ayrı insan grubunu değil tümüyle farklı iki tutum arasındaki duygusal bağlanma ve antipati, güven ve kuşku, güvenlik ve korku, işbirliği ve çekişme arasındaki ayrımı temsil eder. ‘Biz’ ait olduğumuz grup anlamına gelir. Bu grup içinde olanları gayet iyi anlarım ve anladığım için nasıl sürdüreceğimi bilirim. ‘Onlar’ ise tersine ne ait olmayı isteyebileceğim ne de istediğim bir grubu anlatır. O grubun yaptığı her ne ise benim için genelde kestirilemez ve aynı şekilde korkutucu şeylerdir. Benim onları onaylamadığım gibi onların da bana hınç beslediklerinden kuşkulanırım.”[5] Burada da bahsedildiği gibi insanlar, içinde bulundukları cemiyetlerin kurallarına göre davranıyorlar ve kendilerini bu cemiyetlere ait hissediyorlar. Fakat bu cemiyetler de yaşarken sadece ‘biz’ olmak yetmiyor karşı tarafımıza ‘onlar’ koymamız gerekiyor ki biz varlığımızı sürdürebilelim.

Maalouf biz denen kimliklerin aslında çok da adil olmadığından bahseder. Çünkü bazen biz yaptığımız kötü davranışları meşrulaştırabilir, daha önce mazlum olmuşken şimdi zalim olma hakkına sahipmişiz gibi hissedebiliriz. Ölümcül Kimlikler bunun yerinde bir eleştirisini yapıyor. Her milletin bir kan dökücü millete dönüşebileceğinden, hiçbir toplumun üzerinde zalimlik etiketi taşımadığı gibi hiçbir milletin de kusursuzluk etiketini taşımadığını vurguluyor. Dünün mazlumları bugünün zalimleri olabilir. Dolayısıyla kimliğe tutunma olayını, fanatizm çerçevesinden çıkarmaya çalışıyor.

Sürekli Hıristiyan dünyası ile İslam dünyasının karşılaştırmasına gidiyor. İslamiyetin daha ılımlı, diğer dinlere yaşam hakkı tanıdığını Hıristiyanlıkta ise bu konuda katı kuralların uygulandığını vurgular. Ancak son dönemlerde ise bunun tam tersine döndüğünün dikkatini çeker. Bugün ise Hıristiyanlık modern toplumun bir dini haline gelmiş durumda. Bunu da insanın din üzerindeki etkisi ile dinin insan üzerindeki etkisine yani din-insan arasındaki etkileşime bağlar. Özgürlüklerin karşısında dinlerin değil insanların olduğunu dile getiriyor. Geri kalmışlığın da ilerlemenin de nedeni yalnızca dinler değildir. Evet dinlerin toplum dinamizmine etkileri olmuştur ancak toplumsal yaşamın tek aktörleri dinler değildir.

“Her din, içinde yeşerdiği coğrafyanın, zamanın, insanların damgasını taşır.”[6] Bu kadar şiddet olaylarının artmasını da dinin bu kadar özsel olmadığına ve insanlar(!) tarafından gerçekleştiğinden bahsediyor. Dolayıyla da İslam dünyasının modernleşemediğini söylüyor. 300 yıl önceki insanların dine bağlılıkları ile 50 yıl önceki insanların dine bağlılıkları kuşkusuz apayrıdır. Bunun nedenini de komünizmin çökmesi ile modernizm krizine bağlıyor. Dinin, bilimin ilerlemesiyle birlikte yok olacağına inanmıyor. Aksine ilim geliştikçe insanlar sonu hakkında biz ne olacağız sorusuna soruyorlar ve dinler asla yok olmayacaktır öngörüsünde bulunur.

Maalouf ‘kimliksiz bir dünya’ düşünür. Tüm kültürlerin özünü koruduğu, ancak kültürler arasındaki kaynaşmanın sağladığı bir düzen öngörmektedir. Kimlik algısının değişeceği gerçeği, kaçınılmaz bir gelişmedir. Ve bizi bu gerçekliğin diğer ucunda ‘dünya vatandaşlığı’ beklemektedir. Ancak dünya vatandaşlığına doğru ilerlerken haklı endişelerimiz ve merakla sentezlenmiş düşüncelerimiz bizi rahat bırakmayacaktır. ‘Kimlerdensin?’ sorusuna yönelen birey cevabı bulduğunda ‘ötekine’ olan nefreti daha mı şiddetlenecek ya da herkesin biraz göçebe biraz azınlık olduğu ‘küresel köy’ farklı kimliklere rağmen hoşgörüyü sindirebilmiş insan yeni biçimiyle mutlu mesut yaşayabilecek midir? sorusu gelir akla.

Sorgularla temeli atılıp tartışmalar inşa edilen ‘yeni dünya’ kuruluyor ama elbette ki bu yeni dünyada sorunlar bitmemekte çözülmesi gereken pek çok sorun bizleri beklemektedir. O halde ‘Dünya kime ait?’ sorusunu sorarsak Maalouf şu cevabı verir. Hiçbir özel ırka, hiçbir özel ulusa değil. “Bütün Ortadoğu’ya ‘vatan’ bütün çocuklara ‘vatandaş diyebileceğim günün hayalini kuruyorum.”[7]Tarihin öteki anlarından çok daha fazla olarak topluma ram olmak isteyen herkese… Ve her vatandaş bu dünyaya herkes kadar yakın, herkes kadar uzak olacaktır. Ya herkes yerli ya da tümden yabancı…

“Çileyi hemen çözmek istemek hayalcilik olurdu, ama çileden ilk ipliği çekmeye çalışılabilir.”

İlk ipliği çekmek ümidiyle…

Amin MAALOUF

Ölümcül Kimlikler

Çeviren: Aysel Bora

Yapı Kredi Yayınları

39. Baskı 2015 İstanbul

[1]: Ölümcül Kimlikler syf:15

[2]: Ölümcül Kimlikler syf:21

[3]: Ölümcül Kimlikler syf:16

[4]: Ölümcül Kimlikler syf:102

[5]: Sosyolojik Düşünmek syf:51

[6]: Ölümcül Kimlikler syf:56

[7]: Ölümcül Kimlikler syf:132

Misafir Köşesi - 13.10.2016

,

1798

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin