Ölümün Yengisi: Mustafa Kutlu’nun Hesap Gününe Bir Bakış

Ölümün Yengisi: Mustafa Kutlu’nun Hesap Gününe Bir Bakış

Ölümün Yengisi: Mustafa Kutlu’nun Hesap Gününe Bir Bakış

14.02.2018 - Bilal Can
Ölümün Yengisi: Mustafa Kutlu’nun Hesap Gününe Bir Bakış

Her hikâyenin de bir hikâyesi vardır. Onu ortaya koyan sebepler, sonuçlar, sosyal, siyasal olay ve olgular, onu ortaya koyanın zihinsel durumu, hayata bakış açısı, estetik kaygısı, üslubu, tavrı… Tüm bu unsurlarla ortaya çıkan eser, bir yapı içerisinde kendini var etmektedir. Eser ortaya koyanlar bu yapı içerisinde üslup, tarz ve tavır ile farklarını diğer yazanlarla karşı ortaya koyabilirler. Çünkü özgün olmak bunu gerektirir. Bu özgünlük kimi zaman ilk eserle kendini gösterebilirken kimi zaman ise yazarlar bunu elde edebilmek için bir ömür çabalamak zorunda kalır. Mustafa Kutlu ise ilk eserleri olan Ortadaki Adam ve Gönül İşi ile başladığı serüvene bu gün bir hikâye ustası olarak devam etmektedir.

Kutlu’nun hikâyede açmış olduğu yol, peşinden birçok hikâyecinin gelmesini sağlamış, hatta denilebilir ki Kutlu, bu gün tarzı ve üslubuyla bir ekol olmuş isimdir. Hikâyesindeki canlı Anadolu manzaraları, şehir sesleri, yoksulluk ve zenginlik arasındaki o derin uçurum, hayatı sorgulama ve algılama biçimi, Kutlu’nun “sui generis” özelliği dolayısıyla yine ona “özgüllük” vasfıyla niteleyebileceğimiz tarzdadır.

Mustafa Kutlu, daha kendi hikâyesini çok geç bulmuş bir anlatıcıdır. Fatma Barbarosoğlu ile yaptığı bir röportajda bu durumu şöyle aktarır:

“Ben “kendi hikâyesi”ni geç bulmuş yazarlardanım. Bu iş on yılımı aldı. Bu arada iki de kitap çıkardım. Artık basmadığım bu iki kitap (Ortadaki Adam ve Gönül İşi) bir nevi ilk gençlik ürünleri. Orada da ben varım tabii. Türkiye’deki “toplumsal değişim” benim bitip-tükenmeyen konumdur. İlk başladığımda da bu “sorumluluk” ağır basmış. Kendini yazan biri değilim. Yani metinlerde çok açık değildir bu. Ama ilk yazdıklarımda da, son yazdıklarımda da –mesalâ- hep bir mizah duygusu bulunmuştur. Ağlayan nar-gülen ayva misali. Kişisel olandan ziyade, yani kişisel olanı anlatırken dahi –arkadaki- toplumsal yarayı görmek isterim. Kendi hikâyemi buldum, evet, nihayet, dersem bu bir yazar için “doygunluk” verir elbette”

Bu cümleler usta anlatıcının aslında hikâyelerinin anahtar kelimelerini verir gibidir: “toplumsal değişim”, “sorumluluk”, “mizah”, “toplumsal yara”… Toplumsal mobilite, sosyal hareketlilik olarak da okunabilen bu kavram, kaygan bir zeminde dolaşıma çıkmış toplumların hareketliliğini açıklamaya çalışmaktadır. Sınıflar arası geçişler, yaş ve cinsiyet dağılımları, iklimsel değişkenlikler, çalışma alanları, teknolojik gelişmelerin etkisi vs. gibi unsurların yol açtığı bu hareketlenişin temel çıkış noktası “kentleşme, kentlileşmedir”.

Köyden kente göç eden insanların kentle eklemlenme süreçleri ağrılı ve sancılı olmaktadır. Adaptasyon sürecinde yaşadıkları onu bir nevi “sudan çıkmış balık”a çevirmektedir. Kutlu, işte bu süreçleri yaşayan insanların ağrılarını, hüzünlerini, sevinçlerini hikâyelerinde yansıtmaktadır. Onun anlattığı “bu coğrafyadır”, “bu coğrafyanın kederidir, hüznüdür, aşkıdır, saflığı, berraklığı, utangaçlığı, hayatı ve ölümüdür”. Bu bir nevi bize bizin anlatımıdır. Bu yüzden Kutlu, bize bizi hikayeleştirerek anlatır. Onun

Mustafa Kutlu, bu coğrafyanın şarkısını söyler. Anadolu’nun bağrı yanık toprağına hasretle sarılır, toprak onun bir odak noktasıdır ve insanların toprakla temasını önemser. Toprak çünkü asli unsurdur. Hikâyelerinin genelinde de toprakla temasın bir şekilde yansımasını görmek mümkündür. Çünkü “o, toplumun sıradan ve ortalama insan olarak kabul ettiği kişinin hayatındaki kurallaşmış yönleri açığa çıkarır kimi zaman” (Ural, 2013, s. 13). Kimi zamansa bu durum daha farklı bir seyir izler. Yurtdışında eğitim görmüş, zengin bir dünyası olan ve hayattan beklentisi geçim derdinden ziyade olan insanların resimlerini sunar Kutlu. Fakat Kutlu’nun hikâyelerinde hiç değişmeyen temel olgular vardır. Bunu Yıldırım şu şekilde aktarır: “Mustafa Kutlu hikâyesinin belki de en önemli tezlerinden birisi insanın çok katı ve neredeyse dönülmez bir yabancılaşma içinde olduğudur. Kutlu, insanoğlunun hangi kesimden olursa olsun, hangi işi yaparsa yapsın, en temel değerlere, başka insanlara, ahlâki, dini vs. tüm kutlu yönelişlere ve en başta da kendisine yabancılaştığını değişik imgelerle, tasavvuflarla anlatır” (Yıldırım, 2007, s. 46).

Kutlu’nun hikâyelerinin baştan beri ana temalarından biri, Anadolu’nun 1950’den sonra hızla değişmesidir. Bu çerçevede gelenek-modern çatışması onda geniş yer tutar.

Kutlu’ya göre, modernizm, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş, teknolojinin bütün hayatımıza egemen oluşu ve köyden kente göçle Anadolu büyük bir değişim geçirmeye başlamıştır. Bu olguların sonucunda, birtakım geleneksel ve ahlaki değerler, örneğin ticaret ahlakı, kanaatkârlık, şükür, rıza, kader inancı kökünden sarsılmış, insan tabiattan, topraktan kopmuş, doğal olan yerini yapay olana, temiz olan kirli olana, betona, asfalta, makineye bırakmıştır.

Mustafa Kutlu hikâyelerinde işte bu hikâyeyi ‘Anadolu’nun modernizm kasırgası önünde yaşadığı büyük değişimi, çözülmeyi” anlattı. Bu bağlamda o, hikâyelerinde hep geleneği, geleneksel değerlere sahip olan inanları savundu. Ama çoğu kez, bu taşralı geleneksel toplum, modernizmin ezici gücüne karşı koyamadı, direnemedi. “Sular Yokuşa Akıyordu”du, bu gidiş hayra alamet değildi. Bu bakımdan Mustafa Kutlu’nun hikâyeleri, yaşanan bu toplumsal kasırga karşısında Anadolu’nun savruluşuna, değerlerin yitimine, toplumdaki çözülmeye yakılan ağıttır (Karaca, 2013, s. 33).

“Allah yerinde dinlendirsin” ya da “Toprağı bol olsun” yahut en güzeli “Allah rahmet eylesin” ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” ölünün ardından söylenen sözlerdir. Tüm sözler ekseninde de “ölü evi” için kurulan cümle ise “ateş düştüğü yeri yakar”dır.

Ölüm, bir son değil bir başlangıçtır. Muhibbi’nin dediği gibi “Filhakika sözünü guş it Müselmanlık budur”. Kutlu, Hesap Günü’nde bu küçük kıyametin başlangıcını cenaze namazına katılanlarla musalla taşında duran cenazenin ilişkisini derinlemesine sunmuştur. Hesap Günü, okuru kendisiyle hesaplaşmaya çeken bir eser.

Hayatın içinden, canlı, renkli ve ölümün gerçeğiyle insanları buluşturan bir eser. Hepimizi dünyanın gürültüsünden anlık da olsa ölüm gerçeği ile yüzleştirmektedir. Oysaki ölümle yan yana, kol kolayız… Zengin bir Osmanlı Paşası olan Arif’in torunu Bedir’in hikâyesi olan bu eser, farklı bir hayat biçimi örneğinde ölüm paydası altında birleşecek insanlığın cenaze ile nasıl bir hale büründüğünün kısa bir göstergesidir.

Kaynakça

Karaca, A. (2013). Küçük, Güzel ve Şükür Kavramları Çerçevesinde Hayat Güzeldir’deki Hikayeler. A. Karaca içinde, Aynanın Sırrı: Mustafa Kutlu Sempozyum Bildirileri. Küçükçekmece Yayınları.

Kutlu, M. (2015). Hesap Günü. Dergâh Yayınları, İstanbul

Ural, A. A. (2013). Mustafa Kutlu Hikayeciliğinde İroni ve Mizah. Aynanın Sırrı. içinde Küçükçekmece Yayınları.

Yıldırım, E. (2007). Mustafa Kutlu Hikayeciliği. Ankara: Ebabil Yayınları.

Not: Bu yazı Yolcu Dergisi'nin 84. sayısında yayınlanmıştır.

Bilal Can - 14.02.2018

,

1655

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin