Ortak Davamız Kudüs

Ortak Davamız Kudüs

Ortak Davamız Kudüs

18.01.2013 - Esra Şen
Ortak Davamız Kudüs
Kitabımız, Mısırlı âlim Yusuf el-Karadâvî'nin (D. 9 Eylül 1926) yıllar önce "İslâmi Uyanış Serisi" adı altında kaleme aldığı eserlerin onuncusudur. Müellifin, bugün İslam Ümmeti tarafından hâlâ tam manası ile kavranamamış bir meseleyi; Kudüs meselesini konu edindiğı bu eseri ismi ile müsemma bir anlayışın ürünü. Kudüs; her müslümanın ortak davasıdır!

Kitap baştan sona, Kudüs'ün Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler için ne ifade ettiğini ve Yahudilerin bir hayal olarak yola çıktıkları Kudüs'un tek ve yegane sahibi olmak, Fırat'tan Nil'e uzanan bir Yahudi Devleti kurmak gibi çeşitli ideolojilerini tarihi boyutları ile anlatmaktadır. Üstelik bunları yaparken, Yahudileri ve Yahudi mantığını bizzat onların kutsal kitapları olan Tevrat ve meşhur Talmud'larından (Yahudi Medeni Kanunu'dur.) ifadelerle desteklemiştir. Ayrıca Kur'an'ı Kerim'in Yahudiler hakkındaki söylemlerine de yer verilmiştir.

Kitabın Önsöz'ün de yer alan bir atasözü yazılış maksadını da az çok ifade etmektedir: "Firavun'a 'Seni firavunlaştıran (azdıran) neydi?' diye sormuşlar o da, 'Beni yaptığımdan alıkoyacak birinin çıkmaması!' cevabını vermiştir." Öyle ki, bu kitap gaflet içinde olanları uyarmak, uyandırmak, hatırlatmak, cesaret vermek için yazılmıştır.

Kitabın ilk bölümü "İslam'da Kudüs'ün Yeri" ana başlığı ile ifade bulmuştur. Bu bölüm Kudüs'ün Müslümanlar için neden bu denli önemli olduğunu birkaç yolla anlatmaktadır. İlk kıblemiz oluşu, İsra ve Miraç hedisesinin bir kolunu temsil etmesi, kutsal şehirlerin üçüncüsü (diğer ikisi bilindiği üzere Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'dir.) ve belki de en önemli özelliği olan gelmiş geçmiş birçok Peygamber'e yurt oluşu ile Kudüs Müslümanlar için büyük bir önem arzetmektedir.

Kudüs'ün Müslümanlara ilk geçişi Hicretin 14. yılı, yani miladi 636'da Hz. Ömer (r.a)'in Hilafeti döneminde, Halid b. Velid kumandasındaki İslam ordusunun fethi ile olmuştur. Rivayete göre şehrin anahtarını Halife'ye teslim eden Başpiskopos bu topraklara Yahudi'lerin sokulmaması üzerine bir antlaşmada bulunmuştur. Kudüs bu fetihten sonra 460 yıl müslümanların elinde kalır ve 1099 yılında yapılan 1. Haçlı seferi ile Hıristiyanların eline geçer. Fakat 90 yıl sonra (1187) yapılacak 3. Haçlı seferi ile ünlü Kumandan Selâhaddin Eyyubî Kudüs'ü tekrar fetheder. Bundan takriben 330 yıl sonra ise Yavuz Sultan Selim kutsal beldemiz Kudüs'ü Osmanlı topraklarına dahil eder. Bu aşamadan sonra 400 sene boyunca herhangi bir huzursuzluğun yaşanmadığı Kudüs şehri II. Abdülhamit Han zamanında Yahudilerin büyük baskılarına rağmen tek bir toprak parçası satılmayarak korunmuşken, Osmanlı'nın yıkılma sürecine girdiği 1. Dünya Savaşı sonrası (1918) durdurak bilmeyecek olan bir Yahudi istilası ile karşı karşıya kalacaktır.

Kitabımızın ikinci bölümü "Kudüs'ü Yahudileştirme Çabaları" başlığını taşır ve Yahudilerin bu amaç doğrultusunda izledikleri politikalarına değinir. Aslen 1897 yılında İsviçre'nin Basel kentinde Theodor Herzl liderliğinde toplanan 1.Siyonist Kongre ve bu kongre de kurulan Dünya Siyonist Teşkilatı ile bugünkü İsrail'in fikri temelleri atılmıştır. Ancak 1917'de imzalanan ve Filistin'de Yahudilerin milli yurt kurmasına imkan veren Balfour Deklarasyonu, 1947'de ki Birleşmiş Milletler 'Filistin'i bölme kararı' gibi belli kademelerle ilerleyen İsrail Devleti, Theodor Herzl'in ölümünden sonra, 1948'de kurulacak ve 1967'de ki 'Altı Gün Savaşı' ile Kudüs, Batı Şeria ve Gazze İsrail tarafından işgal edilecektir.

Müellifimiz, İsrail'in amacına bu denli çabuk ulaşmasında etken gördüğü şeyleri şu şekilde sıralar: Filistin yönetiminin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) ile örtüşmemesi, Arapların acizliği, Müslümanların zaafı ve güçsüzlüğü, Amerika'nın nüfuz ve Hegemonyası (desteği) ve dünyanın sessizliği.

Bir sonraki bölümümüzün adı "İsrail İle Aramızdaki Savaşın Hakikati"dir ki bu bölüm İsrail Devleti'ni kurduran Yahudi mantığını en iyi anlayabileceğimiz bölümdür. Kitap bu hakikati bazı sorulara cevap arayarak açıklar. "İsrail'e düşmanlığımız Sami ırkına mensup oluşu sebebiyle midir?" sorusu bunlardan biridir. Sami'ler Hz. Nuh'un Sam isimli oğlunun soyundan geldiğine inanılan etnik gruplardır. Hz. İbrahim'de bu soydan gelmektedir. Fakat Sami'lik yalnız ibranileri değil Orta Doğu'daki Araplar, Aramiler, Süryaniler, Maltalılar gibi bir çok etnik grubu da içine almaktadır, dolayısıyla İsrail ile sorun bu olmamalıdır. Müellif bu defa soruyu "İsrail'e düşmanlığımız Yahudi oluşu sebebiyle midir?" şeklinde sorar ve bu soruyu da onların Ehli Kitap oluşunu hatırlatarak ve Yahudi inanışını Hıristiyan inanışına kıyas ederek cevaplar. Buna göre aslen bugün Yahudiler, Hıristiyanlara nazaran dinlerine daha bağlı bir tutum sergilemektedirler. Fakat onların ezelden beri gelen İslam davetine karşı kötü tutumları, kendilerini üstün ırk görmeleri ve hiçbir dönemde inatlarından vazgeçmemiş olmaları aramızdaki savaşın kökenini oluşturmaktadır. Kudüs konusundaki zorbalıkları ise onların genel tutumlarının bir yansımasıdır.

"Yahudilerin Kudüs ve Filistin Üzerindeki Hak İddialarının Tümü Bâtıldır" cümlesi ile başlayan bölüm ise Yahudilerin iddia ettikleri "hak"kın kökenine inmektedir. Buna göre; "târihi" olarak bakıldığında "Kudüs'ü ilk inşâ edenler Yebusilerdir. Yebusiler M.Ö 3000 yılında Kenanlılarla birlikte Arap yarımadasından göç eden eski Arap kabilelerinden biridir. Kudüs'ün ilk adı Yebûs'tur ve Tevrat'ta da bu isimle anılmıştır. İşte bu dönemde Araplar Kudüs ve Filistin'e yerleşmiş, asırlar boyu Kenanlılar ve daha birçok Arap kabilesi burada yaşamışlardır Hz. İbrahim eşi Sara'yı da alarak asıl vatanı olan Irak'tan hicret edmiş ve buraya yerleşmiştir. Eski ahide göre İbrahim Filistin'e geldiğinde 75 yaşındadır. 100 yaşına geldiğinde oğlu İshak dünyaya gelmiş ve İbrahim (as) 175 yaşında Filistin de bir karış toprağa dahi sahip olmadan vefat etmiştir. İshak (as) 60 yaşına geldiğinde oğlu Yakub (Hz. Yakub'a Allah tarafından İsrail ismi verilmiştir bu yüzden soyundan gelenlere İsrailoğulları denmektedir.Kur'an'ı Kerim'de İsrail ismi Yakub yerine kullanılmıştır -Al-i İmran,93-) doğmuştur. İshak (as) 180 yaşında vefat ettiğinde tıpkı babası gibi geriye hiçbir mülk bırakmamıştır. Yakub (as.) babasının vefatından sonra ailesini yanına alıp Mısır'a göç etmiş ve 147 yaşında vefat etmiştir. Buna göre Hz. İbrahim ve oğulları Filistin'de toplam 230 yıl hiçbir mülk edinmeden kalmışlardır. Tevrat israiloğullarının Mısır'da kaldıkları sürenin ise 430 yıl olduğunu söyler." Tüm bunlar göstermektedir ki Yahudiler tarihi olarak hak iddia ettikleri Filistin topraklarında kaldıklarının yaklaşık iki katı bir süre Mısır'da kalmışlardır. İki kişi gelip yetmiş kişi olarak terkettikleri Filistin'e göre Mısır'da kalabalık bir nüfusa ulaşmışlardır.

Hak iddialarına "dini" açıdan baktığımızda ise; İsrail toprakları Musevilere göre Yehova tarafından İsrailoğullarına vaadedilmiştir. (Arz-ı Mev'ûd yani vaadedilmiş toprakların sınırı tam bilinmemekle birlikte Fırat Nehri ile Nil Nehri arasında kalan bölge olduğu iddia edilmektedir.) Şu halde ise kitabımız "Öyle ise İsrailoğulları kimdir?" sorusunun cevabını arar. Yahudilerin Hz. İbrahim'in Sare'den olan oğlu İshak'ın soyuna mesup olmaları, Müslümanların ise cariyesi Hacer'den olan oğlu İsmail'in soyundan geliyor olmaları kendilerini üstün görmeleri için kafidir. Hz. İsmail'in soyunun Hz. İbrahim'e dayanması dahi onlar için bir şey ifade etmemektedir. Kitap bunlara ek olarak "vaadedilmiş topraklar" için şunu söyler: Bu topraklar vaad edilmiş olsa dahi, Yahudiler kendilerine verilen vaadin şartlarını yerine getirmemişlerdir. Dolayısı ile iddia ettikleri hakkın temeli tamamiyle çürüktür.

Kitabımızın "Düşmanımızı Tanıdık Mı?" bölümü bize başta Kur'an'ı Kerim olmak üzere türlü kaynaklardan Yahudileri anlatmaya devam eder. Bir sonraki bölüm onların karakteristik özelliklerini sıralar. Bunu ise, Hıristiyanların Yahudilere bakışını inceleyen ve buna binaen Amerika/İsrail iş birliğine değinen bölümler takip eder.
Kitabın son bölümü ise Müellifimizin İsrail'e karşı alınacak önlemler üzerine bazı "Tavsiyeler"ini içermektedir. Bunlar; İsrail'i normalleştirecek her fikrin reddi ve Müslümanların gerek siyasi gerekse iktisadi olarak onları boykot edip kendi aralarında bir birlik sağlayarak Kudüs'e birçok açıdan destek olmaları şeklinde özetlenebilir.
Filistin İslam Ümmeti'nin onuru ve gururudur. Kudus'ü korumak için canlarını, mallarını, ailelerini feda eden Filistin halkı tüm ümmetin yükünü sırtlanmışlardır. Sorumluluğumuz sandığımızdan büyük, yolumuz gördüğümüzden uzun. Biliyoruz ki hak er ya da geç gerçekleşecektir, peki ya biz, Allah'ın yardımına mazhar olacak Mü'minlerden olmak istemez miyiz?

Yüce Allah buyuruyor ki: "Mü'minlere yardım etmek bizim üzerimizde bir haktır." (Rum, 30/47) Esra Şen - 18.01.2013

,

3197

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin