“ÖTEKİNİN MÜZİĞİ” ÜZERİNE

“ÖTEKİNİN MÜZİĞİ” ÜZERİNE

“ÖTEKİNİN MÜZİĞİ” ÜZERİNE

15.02.2021 - Ethem Erdoğan
“ÖTEKİNİN MÜZİĞİ” ÜZERİNE

Değişim Ekseni Etrafında Arabesk kavramı.

Arabesk kelimesinin zihnimde nereden kaldığını bilmediğim bir anlamı vardı. Bu anlamı, girift, karışık ve düzensiz kelimeleriyle ifade edebilirim. Ancak güvenilir bulmadığım şey, zihnimin oyun oynuyor olma ihtimali. Dolayısıyla her zaman yaptığım şekilde müracaat ettiğim kaynak TDK. Sonuçlar şunlar: “1. Arap müziğini andıran, genellikle karamsarlığı konu edinen bir müzik türü. 2. Mimarlık; girişik bezeme.” Girişik kelimesi girift anlamını veriyor. Birbirinin içine girip karışmış demek. Ancak kavramsal olarak bir yaşantı tarzının şekillenmesi karşısındayız.

Sosyolojik değişmelerin bir dönemdeki bütün yansımalarına dair değerleri ifade etmek için kullanılan bir kavram Arabesk. Doğal olarak kültür yanı da var. Arabesk müziğin de o kavramın sadece bir unsuru olduğu söylenip duruyor öteden beri. Türk toplumunda dönemsel olarak sadece toplumsal değişimin değil, inanç algısını da etkileme ve bu etkinin göstergesi olmak bakımından değerlendirilmesi zorunlu öğe halinde karşımızda duruyor Arabesk.

Baktığım bazı akademik çalışmalarda; 1960’lardan sonra ortaya çıkan hayat tarzının ürettiği bir müzik gibi algılandığını gördüm. Oysa sözü edilen hayat tarzındaki asıl değişim daha çok siyasi şartlara bağlıdır. Bu şartların halka yansıyan keskin uçlarından söz etmek gerekir. Bu anlamda; 2. Dünya Savaşının sonuçlarından biri olarak apolitik gençliğin dünyada yapıp ettikleri ve 1950 sonrası ülkemizde pek çok yerleşik yargının yıkılması üzerine ortaya çıkan yeni hayat tarzı vardır. Arabeski sözü edilen bu hayat tarzı ile özdeşleştirmek yanlıştır.

Tek parti dönemindeki demir yumrukla yönetim anlayışının, çok partili hayata (batının zorlamasıyla) geçişle birlikte insanlarda uyandırdığı görece bir refah ve özgürlük düşüncesinden söz açmak; bu düşüncenin uygulamaya geçmesiyle konuyu açmak gerekir. Kente göç, Almanya göçü, yoksulluk, 60 darbesi vb. etkenlerdir standart hayatı değişime zorlayan. Kırsaldan merkeze doğru akış, gecekondulaşma, iş arayışları gibi yeni bir hareketliliktir asıl mesele. Söz konusu hareketliliğin 60’lardan günümüze kadar sürdüğü de açıktır. Bu hayat tarzına Arapvâri demek lakırdıdır. Oysa var olan THM, TSM ve Türkçe sözlü batı müziğinin bu hayat tarzına hitap etmediği konuşulmalıdır belki de. 1963’ten itibaren var olan bir müziğin bahsettiğimiz hareketlilikle ortaya çıkan hayata denk düşmesi, o hareketlilik içindeki insanların duygularına tercüman olması söz konusudur. Orhan Gencebay’ın 1963 yılından itibaren ortaya koyduğu müzikal birikimi götürüp bu yaşantı şekline yapıştırmak kolaycılıktan öte bir anlam ifade etmez. Arabesk kavramını “Arapvâri, girift” şeklinde tanımlıyorsa eğer akademik çevreler; hatta bunun bir kültüründen de söz ediyorsa, Anadolu insanının (bu müziği sahiplenen kesim) yaşantısındaki Arapvâri ve girift unsurları göstermek zorundadır.

Bu müzik tarzına “Arabesk” ismi galat olarak verilmiştir. Doğrusu dönemsel olarak “pop(üler)” ya da “deneysel” çalışma denmesi idi. 70’li ve 80’li yılların popudur bu müzik. Orhan Gencebay müziği ciddi ve bilimsel olarak incelendiğinde; teknik olarak doğu-batı sentezi olduğu görülecektir. THM, TSM, Batı Müziği, Blues, Jazz gibi unsurlar; gitar, bağlama, elektro bağlama, kanun, keman, basgitar, akordeon, kaval, saksafon, ney vb pek çok müzik türüyle özdeşleşmiş çalgının bir arada kullanılmasından doğan sentez bir müzik, Orhan Gencebay’ın kendi ifadesiyle “serbest çalışma” olduğu açıktır. İçerik olarak da insanımızın yaşadıklarını anlatmakta ya da o yaşananlarla denk düşmektedir.

“Batsın Bu Dünya” Kitabı Üzerine

Yazar Serdar Aydın tarafından yazılan kitap, İzdiham Yayınları etiketiyle Kasım 2020’de yayımlandı. 222 sayfalık bu eser, kültür dünyamız için önemli bir açığı kapatacak nitelikte. Geniş çaplı ve derinlikli bir araştırma sonucu hazırlanmış olduğu görülüyor. Zaten konu başlıklarına ve başvurulan 265 kaynağa bakıldığında bu durum apaçık ortadadır. Bu alandaki en geniş çalışma olmaya aday bu eser; oldukça bakir olan müzik tarihi açısından da önemlidir.

Siyah bir kapak zemini üstüne kitabın künyesi beyaz renkle ve bitişik yazıyla yazılmış. Sağ tarafta bir Orhan Gencebay fotoğrafı bulunuyor. Aynı şekilde arka kapakta da siyah zemin üstünde beyaz yazı var. Arka kapaktaki iki cümle şöyle: “Türkiye ne ise Orhan Gencebay da odur. Arabeskin sadece arabesk olmadığını, bu kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız.”

Kitap bir Orhan Gencebay biyografisi. Orhan Gencebay’ın sanat hayatındaki dönüm noktaları ve kırılma-değişmelere göre altı bölüme ayrılmış. Bu bölümler, döneme damga vurmuş olan Orhan Gencebay şarkıları eşliğinde incelenmiş. O şarkılarla ilgili bilgiler, tartışmalar değerlendirilmiş. O şarkıların hangi müzikal alanı işlediği üzerinde durulmuş.

Birinci Bölüm; Arayış ve Yalnızlık adını taşıyor. Bu bölümde Orhan Gencebay’ın çocukluk yıllarında müziğe başlamasından itibaren yaşadıkları anlatılıyor. 19 yaşındayken İstanbul’da yaptığı müzik çalışmaları ve bu çalışmalarda kendi rengini, özgünlüğünü ortaya koymaktan çekinmeyen yapısı inceleniyor (Tarih 1963). Henüz 13 yaşındayken bestenigar makamında ilk bestesini yine kendi yazdığı sözlerle yaptığını öğreniyoruz. (s.10). O şarkının sözleri şöyle: “Bir huzur var ki âlem-i fani içinde / Yaşadım o âlemi bir kara içinde / Gördüm ki doğan bir pişman doğmayan ise iki / Bir tek şu doğruydu ki ölüm var neticede.” İlk bestesine yazdığı sözlerde de görüldüğü üzere Orhan Gencebay aslında çocukluğundan itibaren, dünyayı, hayatı ve insanlığı sorgulayan bir düşünce yapısına sahiptir. 1963 yılında henüz 19 yaşındayken o zamanın meşhur işlerinden olmak üzere 45’likler yapmaya ve bu albümlerde söz ve bestelerini kullanmaya başlamıştır. Bu durum; yani 19 yaşındaki bir gencin müzik piyasasında şarkılara ismini yazdırması ve ensrümanist olarak imzasını atması Türk müziği açısından hem yeni bir durum hem de onun gelecek yıllarda Türk müziğinde yapacakları açısından bir müjde bir öncüldür.

1963’te TRT sınavını kazandığı halde kuruma alınmaz. 1966’da alınır ama onu o kurumdan kaçırtmak için başta Nida Tüfekçi olmak üzere, bir ekibin mobingine maruz kalır. 1965-66 arasında askerlik yaparken bandoda saksafon çalmayı öğrenir. (S.15) Serbest çalışmalar ve jazz algısına katkı anlamında saksafon ve askerlik görevi de önemli olmuştur. Bu dönemlerde diğer önemli hususlardan biri de Orhan Gencebay’ın diğer müzisyenlerle birlikte yaptıklarıdır. Bu bağlamda; Arif Sağ, Özer Şenay, Selami Şahin, Orhan Akdeniz, Zeki Müren ve Erkin Koray’la yaptığı işler önemlidir (S. 16-17-18). 1967’den itibaren Türk sinemasına da müzikal katkılar sunmaya başlar. Ömer Lütfü Akad’ın çektiği ve Yılmaz Güney’in başrol oynadığı Kızılırmak-Karakoyun filmi(1967), yine Akad’ın çektiği ve Türkan Şoray’ın başrol oynadığı Ana (1968), Metin Erksan’ın çektiği Kuyu (1968) filmleri ilk örneklerdir. Müzikal arayışın bir noktasında Erkin Koray’la yaptığı çalışmalar sırasında ortaya çıkan elektro bağlama da bu döneme ve sonrasına damga vuran, hatta Anadolu’nun tamamını kasıp kavuran bir gelişme olmuştur. (E. Koray’ın gitar manyetiklerinin Orhan Gencebay’ın bağlamasına takılmasıyla elde edilmiştir.). Bu durum; bağlamayı taşradan kente getiren Orhan Gencebay’ın taşraya da hediyesi nevindendir. (S. 24-25).

İkinci Bölüm; Sentez ve Sorgu adını taşıyor. 1970’li yıllar, dünyadaki değişimlerden ülkemizin de payını aldığı bir dönem. Dünyadaki bloklaşmanın kesin çizgilerle ayrışması, yeni dalga sinema, hippi, beat gibi özgürlük hareketleri önemli renkler. Ülkemizde ise 12 Mart muhtırasının getirdiği çalkantılı dönem vardır. Bu süreç için aşkın en saf halini anlatan “Bir Teselli Ver” şarkısı gelmiştir. Bu şarkının ortaya çıkardığı dönütleri Orhan Gencebay’ın kendisinin bile beklemediği görülmektedir. (S. 39). Aşka bakışın bu en temiz ve saf hali geniş bir kitleyi derinden etkilemiştir. Hemen akabinde Ö. Lütfü Akad tarafından Orhan Gencebay’ın başrol oynadığı Bir Teselli Ver filmi çekilir. Orhan Gencebay artık sadece müziğiyle değil fiziğiyle de sinemadadır. 1972 yılında Kervan Plakçılık firmasını kuran Orhan Gencebay, 70’li yıllar boyunca her yıl 2-3 plak yaparak müzikal anlamda verimli bir dönem geçirir.

Kitabın bütün bölümleriyle ilgili notlarımı kamuya açma taraftarı değilim. İstiyorum ki okuyucuya da kitapla ve Orhan Gencebay’la ilgili gizemler kalsın. Bu bağlamda bazı değerlendirmeler yaparak yazıyı noktalayacağım. Orhan Gencebay sorgulayıcı, arayıcı, üretken ve gizemci bir müzik adamıdır. Hayatın içinden, insan odağından duygulanımları müziğe aktarmaktadır. Sessiz yığınların sesi olmuştur. Katı kuralları ve şablonları olan THM ve TSM gibi geleneksel müzik anlayışlarını esnetmeye, geliştirmeye çalışmıştır. Bu müzik türlerine hâkim olmasından dolayı; eserlerinde bu müziklerden renkler bulabilirsiniz. Ancak renklilik bu kadar değildir. Hint, Akdeniz havzası ve batı müziğinden de yararlanmıştır. Ürettiği müziğin sentez olduğu kesindir. Bu sentez yarım asır boyunca büyük kitlelerin ilgisini çekmiştir. Arap müziğiyle tek ortak yan; iç içe geçen girift melodik yapıdır. Orhan Gencebay müziğinin en önemli taraflarından birisi de; Anadolu’yu bütün değerler sistemiyle, yaşam formlarıyla, hayata bakışıyla kucaklamasıdır. Görülmeyen, anlaşılmayan, değişik sebeplerle öteki olan, önemsenmeyen sıradan insan kendi sesini, isyanını bulmuştur bu müzikte.

Hem bilimsel ve kültürel hem de 1963 yılından itibaren oluşan sosyal değişimlerin müzik üzerinden izlerinin sürülebilmesi açısından, özellikle müzik tarihçilerinin, genel anlamda da kültür adamlarının tamamının okuması gereken bir eserle karşı karşıyayız. Alanındaki en önemli çalışma hüviyetinde olan bu kitapla ilgili önemli bir sorun da var tabi. Son okumaların yapıl(a)mamış (gereği kadar) olması, editöryal sıkıntı ve doğal sonuç olarak yazım yanlışlarının çok olması, bu içerikte bir eser için büyük handikap. Mesela pek çok yerde bağlaç olan de yanlış yazılmış. Ancak kitap içeriğindeki araştırma-inceleme ve birikim bu soruna nazaran daha önemli. Bu kitap neredeyse son 60 yılın müzik tarihi ve müzik sosyolojisi bakımından büyük bir kültür olayıdır. Yazar Serdar Aydın ile İzdiham Yayınları büyük bir tebriki hak ediyor.

Ethem Erdoğan - 15.02.2021

,

1489

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin