Öykü Yazmak - Necati Mert

Öykü Yazmak - Necati Mert

Öykü Yazmak - Necati Mert

06.02.2012 - Fatmanur Demir
Öykü Yazmak - Necati Mert
Yüksek sesle hissedileni söyleyiniz. Cümle kendiliğinden gelecektir .(Ömer Seyfettin, Üslûbu İnşa sf. 20)

Öykü yazımında başlangıç, son noktanın anahtarı gibidir. Gidilen yoldaki meşakkatleri aza indirmenin en önemli ipuçlarını verir ilk cümle. Giriş kapısı hükmündedir yazara göre. İstenilen sonuca ulaşmak için çalınan kapının doğruluğu kadar, nasıl çalındığı da önemlidir. Bu nedenle farklı giriş cümlelerini, türlü şekillerde kullanmıştır birçok yazar.

Bu kitap, kalem elinde tetikte bekleyen amatör bir yazar için, her adımda sağ kulağına dostane bir üslupla eksiklerini fısıldayacak bilgilerle dolu. “İlk cümle” başlıklı bölümü öykünün, hangi cümleyle başlanırsa daha anlamlı ve dikkat çekici olabileceği bilgisini vermek amacıyla birkaç örneklendirme yapmış. Ve ardından bu bilgiye ilaveten Tarık Dursun K’nın ilk cümleyi günlerce bulamadığını eklemiş. İlk cümle nizamiye kapısıdır, öyküye oradan girilir.

Öyküye giriş kadar öykü kahramanlarının kişilik ve adlarının da önemini ayrı bir başlık altında açıklamış. Ve demiş ki; Sait Faik diyor ki: “Bu Sakarya balıklarının etinin lezzetinden ziyade isimleri hoşuma giderdi. Neden? Çünkü; Sakarya balıkları isimleriyle beraber yendiği için lezzetlidir.” (sf:111) Öykü kahramanına yüklenen kişiliğe ve verilmek istenen mesaja uygun adlandırma yapılmasıyla öykünün bir tuğlası daha eklenmiş olur. Bu nedenle Haldun Taner; düşünmenin çilesini hiç mi hiç çekmemiş cahil kahramanına tersinleme ile Efruz (aydınlatan) adını vermiştir.

Sıralama, öykü boyutunun nasıl olması gerektiği sorusuyla devam eder ve bu yazı da çarpıcı bir örnekle başlar. Ahmet Rasim’den bir gazete için günlük fıkra yazısı istenir. Ücret konuşulacak. Üstadın söyledikleri ilginç... “Uzun yazarsam yarım altın isterim; kısa yazarsam bir altından aşağı olmaz.” Düz mantıkla, uzun öykünün çok daha emek istediğini zannedenlere okkalı bir cevap. Peki nasıl, ne ölçüde olmalı öykü? sorusuna ise yazar, eteğin ölçüsü ne dar ne de geniş olmalı. Vücuda oturmalı. Ve vücudu göstermeli diyor. Ancak bu şekilde yazılan bir öykü okuyanın damağında unutulmaz bir tat bırakır ve kendini unutturmaz.

Refik Halit dili mutfağa, yazı yazmayı reçel kaynatmaya, eseri reçele, düşünceyi reçeldeki öze benzettikten sonra sorar: “Peki, üslup nedir? Ortada çilek sepeti var diyelim ve siz reçelin lezzeti, manzarası için taneler seçiyorsunuz; iri, diri, pürüzsüz… (sf: 152) İşte bu seçme işi üsluptur. Kişiyi farklı kılan ve bir yazı kimliği kazandıran en önemli etken kelime seçimi ve dizme ustalığıdır. Üslup kişiliktir çünkü. Eskilerin dediğince: “Üslubu beyan ayniyle insandır.”

Yazar çoğu kez kısa bir öyküye bir ömrü sığdırabilir. Afşar Timuçin: “Filozofun bir önermeden bir önermeye geçerek anlattığı şeyi edebiyat adamı bir sezgide tek bir sözle ortaya koyabilir.” Bir kelime çoğu kez birçok anlama hamil olur.

Yazarın, dergilerde yayınlanmış olan bu inceleme yazılarını bir bütün haline getirmesi 2000’li yıllarda dergiye ulaşamamış birçok öykü sevdalısı için bir nefes olmuş adeta. Yazarı amacına ulaştıracak gibi görünüyor. Öyle ki, yazarın amacı da ülkemizdeki öykü tekniği konusunda yok denecek kadar az olan kitap sayısını artırmaya çalışmak ve boşluğu bir nebze de olsa doldurmak. Çünkü, kitabın son sayfalarında da yer verdiği gibi birçok genç yazar teknik anlamda sıkıntı yaşamakta. Bunu, kendisine gönderilen mektuplardan birkaçını örnek vererek vurgulamış zaten. Üslup, okuyarak ve yazarak kazanılacak bir şey; ama teknik mutlaka öğrenilmeli. Eğitilmemiş yetenek, işlenmemiş altın gibidir.

Yazar güzel öyküyü şöyle tanımlıyor: “Anlatılmaz, anlatılamaz. Onlar, okura nefes aldıran öykülerdir. Miktarınca boşlukları vardır; okur oraları kendisince doldurur. Oralarda kendi öyküsünü kanatlandırır. ( sf: 52 ) Bu nedenle bir kanadı okumak, diğer kanadı üslup olan yazma eyleminde başarıya ulaşabilmek için harekete geçmeden önce beden sağlığı gelir. İşte bu da tekniktir.

Sonsuz ufuklara dilediğinizce uçabilmeniz temennisiyle…

Öykü Yazmak
Necati Mert
Hece Yayınları
Sf: 215
Fatmanur Demir - 06.02.2012

,

3504

Fatmanur Demir Hakkında

Fatmanur Demir

Zamanının çoğunu hizmete ve kalem-kağıda vermeye çalışan biri... Yazıyı ihtiyaçtan öte bir sevda, kalemi de İnce belli yarim olarak adlandıran ve zamanın cihadının da kalemle yapılması gerektiğini düşünen bir mücahide...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin