ÖYKÜDE SIRADIŞININ KRALLIĞI

ÖYKÜDE SIRADIŞININ KRALLIĞI

ÖYKÜDE SIRADIŞININ KRALLIĞI

20.01.2021 - Resul Bulama
ÖYKÜDE SIRADIŞININ KRALLIĞI

Resul Bulama, kitaphaber için kaleme aldı...

Çocuk kitaplarından tanıdığımız Roald Dahl’ın eserleri bağlamında iyi öykünün izlerini takip edeceğimiz bu yazıda öykü türünü irdelemeye çalışacağız. İncelemeye aldığımız eser, yazarın ülkemizde çok fazla bilinmeyen öykülerinden derlenmiştir. Küçüklerin severek okuduğu bu yazarın, yetişkin okurlar için de nasıl bir öykücü olduğuna bu eser bağlamında bakacağız.

İyi bir öyküyü nasıl tanımlayabiliriz? Aslında iyi öykü göreceli bir ifade olsa da, okurken gözümüzde canlanması, bıraktığı etki ve hafızamızda yer etmesi gibi yönleriyle ön plana çıkmaktadır. İyi öykülerin ortak özellikleri, Necip Tosun’un Edebiyat Atlası adlı eserinde; Dil, tavır/duruş, teklif, atmosfer, tek etki, ayrıntı/yoğunluk, azaltma/rafineleştirme, biçim/yenilik, zenginleştirme/çoğaltma, zamanın dili kavramlarıyla geniş bir açıdan incelenmiştir. (Tosun, 2019, s. 487-495) Benim öykünün peşine düşmek istediğim bu yazıda ise, söz konusu kavramlar ışığında bir okur olarak metinde aradığım beklentilerimden bahsetmek istiyorum.

Şimdiye kadar okuduğum öykülerde 4 temel konuya dikkat etmeye çalıştım.
1. Konu seçimi
2. Kurgu
3. Atmosfer
4. Ritim

Konu seçimi, okurun beklentilerine göre değişmekle birlikte belli bir çıtanın üzerindeki her yazarın başarılı olduğu bir alan. Benim beklentim ise, şaşırtıcı ve çarpıcı olması. Burada vurgulamaya çalıştığımız sadece olağanüstü olaylara şahit olmak değil. Konu seçiminde hiç akla gelmeyen ilginç olaylar tercih edilebileceği gibi, sıradan görünen herhangi bir olay da, bizi sarsan detaylarla çekici hale getirilebilir. Rolla May, Yaratma Cesareti adlı eserinde bu detay yakalamayı şöyle ifade eder: “Cézanne bir ağaç görür. O ağacı daha önce de gören olmuştur. Ama o, ağacı kimsenin görmediği biçimde görmüştür.” (May, 2005, s. 95)

İncelemeye çalıştığımız öykü derlemesi bağlamında asıl söylemek istediğim konu seçimi değil! Peş peşe öykü kitapları okumam daha çok olay örgüsü ve kurgu teknikleriyle ilgilidir. Hikâye baştan mı, sondan mı başlıyor? Post modern tekniklerle biçimsel denemelere giriyor mu? Yoksa klasik anlatımı mı tercih ediyor. Okuduğum metnin olay örgüsü ve karakter seçimleri gibi yaklaşımlarını dikkatle izlerken iyi öykünün ne olduğuna dair bir çerçeve çizmeye çalışıyorum. Bu kavram ve tekniklerin hepsi önemli olmakla birlikte şunu söyleyebiliriz ki; hangi yöntemle yazılırsa yazılsın, işlenmeye değer her konu, iyi bir anlatıcının elinde edebi bir değer haline gelebilir. Hangi yöntemin kullanıldığından daha çok nasıl anlatıldığı ve kurgunun bizi nereye götürdüğü daha önemli hale gelir böylece. O halde asıl aradığımız noktaya ulaşmış oluyoruz. Bir hikâyede vazgeçilemeyecek olan konu, atmosferdir. Çünkü iyi bir öykü okuduğumuzda olayın içinde olduğumuzu, canlı olarak yaşadığımızı hissetmemiz gerekir. Bu konuyu birazdan kitabımızla birlikte inceleyeceğiz.

Dördüncü konumuz ritimdi. Öyküde belli aralıklarla ortaya çıkan şiirsel bir ses veya öğenin sizi hikâyeye çekmesi anlamına gelir. Buna bir eserde neden ihtiyaç duyarız? Büyü Bozumu: Yaratıcı Yazarlık eserinde Murat Gülsoy, “Tiyatroda dekor sürekli sahnede bulunduğu için izleyicinin mekân konusunda bir sorunu olmaz. Ancak yazılı metinde ‘nerede olduğumuzu sürekli hatırlatan’ cümleler sürekliliği sağlar,” (Gülsoy, 2019, s. 132) diyerek bir dekora benzetir bu hatırlatmaları. İşte bu süreklilik bizi metnin içinde tutan ve okuma zevkine katkı sağlayan bir özelliktir. Ritim dediğimizde bir yazar var ki, anmadan geçemeyiz. Virgina Woolf, özellikle Dalgalar adlı eserinde, ritim konusunda hangi araçların kullanılarak etkili bir dalga yaratılacağına dair çok güzel örnekler ortaya koymuştur. Tekrarlarla bir ritim yakalamaya çalışılan bu öğelere kısaca yer vermemiz gerekirse; belli olayların tekrarı, saat, tarih gibi belli bir düzen içinde ilerleyen zaman kavramı, ikilemelerin kullanımı veya buna benzer araçlar olabilir. Bu maddeyi zorluk derecesi itibariyle yazımızın dışında bırakmayı tercih ederek kitabımıza dönmeye çalışalım. Bu yazıda asıl aradığımız atmosfer konusunu merkeze alarak değerlendirmeye çalışacağız.

Aslında kitabın arka kapağını okuduğunuzda sizi neyin beklediğini görebilirsiniz (Sıra dışının krallığına hoş geldiniz!). Konu seçimi, sürprizler ve gerilim dolu öykülerle sizi ürpertebileceği konusunda uyarıyor yayıncı. Bu anlamda ben de öykülerin sıra dışı ve çarpıcı olduğu fikrine katılıyorum. Sadece konu olarak değil, anlatım, atmosfer yönüyle de etkileyici buldum. Kullanılan bazı benzetmeler belki hiçbir zaman aklınıza gelmeyecek, fakat üzerinde düşünüldüğü belli olan detaylardı.

Örnek vermek gerekirse;
- “bir çocuk eğlencesinde oyunlar düzenleyen biri gibi, çok canlı, neşeli hareketliydi.” (s.50)

- “o koca bir krem kavanozuymuş, ben de içine düşmüşüm gibi,” (s.73)

- “yüzünde yüreğinin tam ortasından ölümüne vurulmasına bir saniye kalmış birinin şaşkın, olup biteni kavrayamayan anlamı vardı.” (s.220)

- “sesi inanılmaz meslek sırlarını açıklayan bir adamın sesi gibi alçak, gizemli bir tona bürünmüştü”(s.249)

Kitabın ana fikriyle ilgisi bulunmayan, fakat eserde yer alması için kuvvetli bir gözlem ve arka plan gerektirdiğini düşündüğüm bu gibi benzetmeleri çok değerli buluyorum. Benzetmeler konusu, farkındalık ve hayattaki detayları yakalama konusunda yazarların heybesinde biriktirdiklerini göstermesi açısından önemli detaylar içerir. Bu anlamda eserde güzel örnekler verildiğini söyleyebiliriz.

Öykülerimize gelecek olursak:
Kitapta 15 adet öykü bulunuyor. Ve yazarın ilk öyküden itibaren hikâyede konu seçimi noktasında farklı ve çarpıcı konular üzerinde ısrarla durmuş olduğu göze batıyor. Hiç de çocuk kitapları yazan bir öykücünün seçeceği konular değil bunlar. Bahisler, kumar, cinayet ve ahlaki zaaflar ön plana çıkıyor. Konu yazarın yönlendirmek istediği noktaya doğru ilerlerken okuyucunun tahmin etmekte zorlanacağı sürprizlerle sona eriyor. Bir öyküyü önemli yapan noktalardan birinin de bu tür finaller olduğunu düşünüyorum.

Kısaca bu öykülerin birkaçına değinmemiz gerekirse;

Birinci öyküde; bir şarap tadıcısının evlenmek istediği kıza karşılık ortaya koyduğu iki evini bahis konusu yapması işlenirken, çarpıcı olan nokta ise kızın babasının bunu kabul etmesi ve ailesine baskı yapmasıydı.
İkinci öyküde; Sıradan bir ev hanımının kocasını öldürdükten sonra profesyonel katilleri aratmayan soğukkanlılığı göze batıyordu.
Üçüncü ve beşinci öykü konusu ise; sarsıntının şiddetini yükselten başka oyunlar üzerineydi.

Üçüncü öyküde, arabasını ortaya koyan bahisçinin rakibinden istediği küçük bir şeydi. Küçük bir serçe parmağı. Evet, Roald Dahl öykücülüğünde en çok göze batan özelliklerden birinin konu seçimleri olduğunu söyleyebiliriz artık. Kitabın bu yönünün belirgin şekilde öne çıktığını vurgulamamız gerekir.
“Güvercinim Sultanım” öyküsünde, briç oyuncusu iki ailenin birinin hile, diğerinin ahlaki zaafları ön plana çıkarken, konu seçimi ve atmosfer yine dikkat çekiyordu.
Ganyat’ta ise; bir gemi yolculuğu ve yine bahis konusu çıkıyor karşımıza. Bu kez geminin hızı ve alacağı yol üzerine hayatın ortaya koyulduğu bahislerdi bunlar.

Diğer öykülerde de yine bahis merkezli olmak üzere yazarın konu ve çarpıcılık yönüyle iddialı öyküler ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ama asıl bahsetmek istediğim, beni bu incelemeyi yazmaya iten “Dörtnal Foxley” hikâyesi oldu. Bu öyküde, yatılı bir özel okulda okuyan küçük bir çocuğun uğradığı zalimliklerdi beni etkileyen. Hikâyenin başından itibaren o kadar canlı bir atmosfer vardı ki, izlediğim. Her şeyi gördüm, evet her şeyi! Sadece dayak kısmıyla kalmış olsaydı, sıradan bir hikâye olabilirdi. Ama hikâye öyle bir noktaya geldi ki; dayak faslı bittikten sonra çocuğu çağırıp o son cümleyi söylettiğinde nasıl bir yazarla karşılaştığımı anladım...

Foxley tarafından geri çağrılan çocuk, “Teşekkür ederim, dayak için teşekkür ederim,” demek zorunda bırakıldığında çocukluğa dair izlerin ne kadar kuvvetli olabileceğini ve atmosferin bir öyküde ne kadar değerli olduğunu gördüm. Feedback tekniğiyle yazılan bu öykü anlatıcıyı çocukluğuna götürmüş, sonra geri getirmişti. Ama ben orada kaldım. Sadece bu hikâye için bile okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Aslında kitapta yer alan bütün öyküler, konu seçimi, kurgu ve atmosfer konusunda öykücülük adına çok güzel örneklerdi. Roald Dahl, sadece çocuklar için değil, iyi öykü okumak isteyen okurlar için de dikkatle takip etmeye değer bir yazar. “Öptüm Seni” adlı öykü kitabında da bu güzel öyküler sizleri bekliyor.

Roald Dahl

Senin Gibi Biri

Can Yayınları

2. Basım Eylül 2018

315 Sayfa

Resul Bulama - 20.01.2021

,

3141

Resul Bulama Hakkında

Resul Bulama

1974 yılında Sakarya’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetiminde yüksek lisans yaptı. Kamu sektöründe çalışıyor. Öykü ve kitap incelemesi ile meşgul.

Her okurun kitaptan alacağı ve aktaracağı mesajın bir zenginlik olduğuna ve bu yorumun kağıda döküldüğünde okumanın tamamlandığına inanıyor. 

Yorumlar
  • Sabri Ünal 2021.01.20 20:32

    Roald Dahl deyince aklımıza elbette çocuk kitapları geliyor. Lakin yetişkin öykülerini de yazar es geçmemiş ve geniş bir külliyat ortaya koymuş durumda. Tüm kısa öykülerini okumuş olmanın rahatlığıyla diyebilirim ki, aramıza hoşgeldiniz.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin