Oyuncak Tamirhanesi - Metin Karabaşoğlu

Oyuncak Tamirhanesi - Metin Karabaşoğlu

Oyuncak Tamirhanesi - Metin Karabaşoğlu

13.01.2012 - Büşra Nur Karaarslan
Oyuncak Tamirhanesi - Metin Karabaşoğlu
Kalpleri değil kalemleri yorulan bir neslin, klavye başında ömür tükettiği yıllarda eline ilginç bir kitap düşer bir serüvenperestin. Kitabın ismini okuduğunda ilk olarak aklına yaklaşık yirmi yıl önce annesinin özenle diktiği; fakat ne hikmetse bir kolu koptuğu için ismi Çiğdem Bebek’likten unutulup “Sakat Bebek” olmuş bir oyuncak gelir. Israrla gösterilen şefkatle birlikte, yenisi değil, aynısı değil, başkası hiç değil, ille de O olmalıdır oyuncakların prensesi. Artık merhamete muhtaç olan bu bebek elden düşmemelidir, ekstra şefkatle ve özenle korunmalıdır, yaraları sarılmalıdır. Lâkin günlerden bir gün, dalgınlıkla divanın köşesinde unutulduğunda cayır cayır yanan sobaya atılıvermiştir bu yaşta psikolojisi bozulmasın diye küçük kızın.

Bu acı anının hatırlanması ile istemsiz üç beş dakika duraksamanın ardından, esefle kitabın sayfaları açılır.

Kitabı ödünç aldığım arkadaşım oyuncak tamirhanesi isimli yazı üzerine: “…bir miktar çelişki!” notunu almış, ben de hemen bir post-it yapıştırmışım üstüne: “Hayır bence çelişki yok diye. Üzerinde, ‘Yenisini alırız’cı zihniyetin baskısı ile kendi benliklerini, belki insancıl bakış açılarını kaybetti çocuklar. Belki de bu sebeple yıpranmış dostluklarını, günü geldiğinde, geçmişin çocuğu günümüz anne babası olarak umarsızca terk edip gittiler… Ve en önemlisi belki de oyuncak tamircileri aslında kimyası bozulmuş ruhlarımıza da şifa dağıtacaktı o zamanlar olsaydılar, kim bilir?”

Psikoloji uzmanları çocukluğumuza inip sorunlarımızın nedenlerini araştıradursunlar, bu arada çılgın dünya ülkelerinde, (bu ülkelerin biri de Türkiye’dir) “uzman” kategorisinde olmayan nicelerinin diline nevrotik, psikososyal, sinerjik, alerjik, depresif, panik atak, sosyofobik vs söylemler sakız olmaktadır. “Kabiliyetsizleştirici uzmanlar çağı” olarak nitelendirilen bir çağda despot kitapları ile “uzman” kategorisinde olanlar da aslında bu çılgınlığı körüklemektedir. Yazarı, Oyuncak Tamirhanesi’ni yazmaya iten yegâne sebep de budur aslında.

Kitap, psikolojik tahlilleri bir kenara bırakıp, en insani yanlarımızı, en insani duygularla açığa çıkarmanın yanı sıra, kâinatta “rutinleşmiş” diye tabir olunan gerçekler üzerine de düşünmeye iter biz okurlarını. Yazar, “hâlihazırda olanla, gerçekte olması gereken” arasındaki o sıratvâri çizgide nerede durduğumuzu başarılı anekdotlarla açığa vurur kitaba aldığı denemelerinde.

“Olduğunu” iddia eden onlarcasının pek de doğru düzgün anlam yükleyemeyeceği tarzdan bir kitap olarak karşımıza çıkar kitap, zira onların “oldum” dediği noktada, yazar “hamdım” demektedir. Bu da farkında olmaksızın birçoklarının ocağına incir ağacı dikmektedir. “Hayat tarife sığmıyor, imgeler, göstergeler ve başka türlü okumalar” isimli dört hizbe ayrılan kitabın her bir bölümü ile yazar, okuyucularına, hayata yansıyan küçük ayrıntıları halk dili ile ustaca sunar. Kitabı soğurarak okumayı sağlayan şey de budur bence.

Meselâ, dersler çıkarır kitabı okuyan her yaştan okuyucu kendine göre. İnşirah suresinde belirtildiği gibi her usr’u bir yusr hali takip eder der yazar, okuyucu ferahlık bulur ilk bölümde. “Haklı adam insaflı olur” der kendi kendine, merhamet etmeyene merhamet edilmez sözü şiarınca hareket etmeye başlar ikinci bölümü okuması ile. Hımârun yahmilû esfârâ* olmama adına okuduğunu yaşamayı öğrenir sonra. “Ancak kâfirler Allahtan ümidini keser” sözünü hatırlatır sonra birdenbire yazar. En çok unuttuğumuz ve aslında belki de en çok hatırlamamız gereken niyetine. Kuyuya düşen bedenler olsa da vicdanların zindana düşürülemeyeceğini de değişik imgelerle okuyucularına sunar daha sonra.

“Bir Mehmet ölse, bin mehmetçik” gelir söylemlerinin eksikliği, dünyadaki savaşlar, insan görünümlü kan emicilerin ruhi bunalımları, sanayileşme, hamasi söylemler, uyutulan benlikler, tüketim toplumlarının arsızlığı ve daha bir sürü hâlihazırdaki sorun, yazarın kalemini dokundurmadan geçemediği yerler arasındadır kitapta. Kitap, görünen hacmi sığ olsa da zihinlerimizdeki ederi büyük bir kitap olur bu sebeple. Haklılık payı yüksek bazı sözler kafa sallatır okuyucuya: Ey yeryüzü kadınları! Olmak istiyorsanız, görünmek zorunda değilsiniz. Hele ki güzel görünmek zorunda hiç değil** gibi daha nicesi.

Hızla ilerlediğiniz sayfalar nihayete ulaştığında, yani ki kitabın sonuna düşürdüğünüzde bakışlarınızı, ayetle kapatırsınız kapağı: Küllü men âleyhâ fân…***

İstifadeli okumalar efendim.

* Kitap yüklü eşekler, bkz. Cuma Sûresi
** Bkz. Age. Sf. 128
*** Yeryüzündeki herkes fanidir, bkz. Rahman Sûresi

Oyuncak Tamirhanesi
Metin Karabaşoğlu
Nesil Yayınları
Büşra Nur Karaarslan - 13.01.2012

,

4055

Büşra Nur Karaarslan Hakkında

Büşra Nur Karaarslan

Sakarya Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu; çalışıyor. Öğrencileri ve kitapları ile mutlu. Büyüyünce yazar olacak sanıyorlar; bakalım kısmet diyor; sınavı kazanırsam...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin