Özlem Savaşkan İle Harfe ve Yazıya Dair

Özlem Savaşkan İle Harfe ve Yazıya Dair

Özlem Savaşkan İle Harfe ve Yazıya Dair

26.02.2016 - Ayşe Bağca
Özlem Savaşkan İle Harfe ve Yazıya Dair

Değerli hat sanatçısı Özlem Savaşkan ile hat sanatını ve onun yazı dünyasını konuştuk.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Hat yazmaya nasıl başladınız?

Ben bu işe 2006’da başladım. Daha öncesinde resim ve stilistlik geçmişim var. Stilistken çok güzel çizimlerim vardı. Dersimize Mimar Sinan’dan Piraye hoca giriyordu. Bana resim yapıp yapmadığımı sordu. O zamana kadar sadece çiziyordum, profesyonel anlamda resimle uğraşmamıştım. Sonrasında resme yöneldim; açısını, perspektifini vs. öğrenip sergiler açtım. Biz İslam’a çok yakın bir aileyiz. Dini vecibelerimizi elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz.

Mevlana ile ilgili bir yarışma olmuştu. O yarışmaya bir yağlı boya tablo hazırladım. Bir film şeridi şeklinde ilk big-beng patlamasından semazenin oluşumuna, arpayla, elmayla, insanın çokluğundan teklik kavramına kadarbir kompozisyon hazırladım. Bunun içine de bir “be” harfi koymak istedim. Altına da hat ile, kopyalayarak “celaleddin celle celalî” yazısını yazdım. Çok da güzel olmuştu. Sonra düşündüm neden yazmaya başlamıyorum.

“be” harfinin anlamı nedir?

Vahdet-i vücudu imgeler. “be” nin altındaki nokta da hz. Ali (ilmin kapısıdır), kendisi olduğunu söyler. Tekken çoğalmak sonra tekrar teke dönmek; tasavvufta bu anlama gelir.

Hattın ruhunuzda uyandırdığı anlam nedir? Yazarken neler hissedersiniz?

Hat, ruhi bir hendese aslında. Sanattan ziyade manayı besleyen, sabrı ve güzelliği öğreten, tevekküle vardıran bir nokta. Tasavvufa ilgim veharflerle olan münasebetim benim hat yazmama sebeptir. Kendimi en iyi hissettiğim zaman hat yazdığım vakittir. Yazarken dünya ile iletişimimi kesmiş oluyorum. Tamamen harflere gömülüyorum, manayı düşünüyorum. Ne yaptığımı ve ne olduğumu düşünüyorum. Sonunda da Allah’a şükrediyorum, bana bu yazıyı yazdırdığı için. Zaten ilk hatta başlayan kişiye yazdırılan yazı:” Rabbi yessirvelâtuassir Rabbi temmimbi’lhayr” diye güzel bir duadır.

Bunu sekiz ay yazan da olur, iki yıl yazan da… Bunu yazan beşer… Parmaklar mürekkep ve kamışla birleşince o vakit hal dili ile bütünleşiyor. Pek çok hattat var ve hepsinin yazdığı “Allah” lafzı başka başka. Öğrenci belli bir seviyeye geldiğinde yazılan yazının kime ait olduğunu bilir. Çünkü kalemin sertliği yumuşaklığı kişinin mizacına göre değişir. Bizde hakkını vermek tabiri vardır. Sen yazının hakkını veremiyorsan sen kusurlusun, kalem hakkını veremiyorsa kalem kusurludur.

“Yazının hakkını vermek” diyorsunuz, bunu nasıl anlarsınız?

Hocamız, ilk öğrenciliğimizde önce ellerimize bakar ve ona göre kalem açar. Kalem açmak da öyle kolay bir iş değildir. Bir sene de öğrenci ancak kalem açmaya başlar. Ne zaman ki kalemi açmaya başladın yazın o vakit kaleminle bütünleşir. Kalemi ne fazla sıkacaksın ne de fazla serbest bırakacaksın. İşte hakkını vermek orda devreye giriyor. Açtığımız yongalar kesinlikle atılmaz. Onları kavanozlarda biriktiririz. Hattat öldüğünde suyu o yongalarla ısıtılır.

Biraz da teknik konulardan bahsetsek, kaç çeşit yazı vardır?

Altı yedi çeşit yazı var. İlk öğrendiğim yazı sülüstür. Yazıda üçte iki, üçte bir kavramı var. Üçte ikisi yuvarlak, üçte biri düz olacak. Yazının genel anlamı bu. Her yazının kendi içinde bir ölçüsü var. Mesela, elif yedi buçuk noktadan oluşur. Be’nin çanağı beş okta, tırnağı iki buçuk noktadır. Bu zaman içerisinde ölçülendirilmiş.

İlk olarak Kufe kentinde, “kufî” yazı ile başlanmış, o yazı gitgide yaygınlaşarak “yakut” denilen çok meşhur bir hattatla zamanımıza kadar ulaşmış.                          

Yazı çeşitlerine bakacak olursak; sülüs, muhakkak, tevkî, malikî, kufî, reyhanî, tarik, nesih, divane gibi çeşitleri var.

Hat, iki noktanın birleştiği bir düzlemi oluşturur. Bir kurdeleyi düşünün: kurdeleyi çevirdikçe hareket alır. Bazı yerleri hafifçe döner. Bıraktığınızda eski halini alır. Yazı da böyledir, açtığınızda elife döner. Aslında “elif” hiçbir harfle birleşmez fakat bütün harflerin oluşumu “elif”e bağlıdır.

Matematik ve mantığı çağrıştırıyor…

Evet. Zaten birbirine bağlantı yerleri var. Bu bağlantı yerleri çok önemli. tıpkı bizim eklem yerlerimiz gibi yazını da mafsalları var. Satırın altına düşmesi çıkması; en ufak bir değişiklik yazının manasını değiştirebilir. Çok ince nüansları olan bir çizgidir hat. Kalem başladığı zaman; başladığı yer, bittiği yer aslına dönmeli.

İstif nedir?

İstifler harflerin kompozisyonu demektir. Yazının alttan üste doğru sıralanışıdır. Yine aynı şekilde okuyuşu da alttan üste doğru yaparız.

Her yazı her forma oturtulabilir mi? Hiyerarşik bir form anlayışı var mı? Mesela; ayet ya da salavatlar için kullanılan formlar başka yazılar için kullanılsa edepsizlik olur mu?

Hayır. Her yazı her forma oturtulabilir. Fakat sadece yazının Uzunluğu ya da kısalığı o form için elverişli olmalı. İlla istenilen bir form varsa ve yazı uygun değilse dışardan tezhip gibi takviyelerle istenilen biçime oturtulabilir.

Yazının kâğıdının hazırlanması, yani murakka… Bu nasıl oluyor? Hangi işlemlerden geçiliyor?

Yazının uzun süre kalıcı olabilmesi için kağıdın aharlanması lazım. Ahar dediğimiz şey, normal kâğıda yapılan terbiyedir. Yumurta ve şap taşı kullanılır. Buna renk vermek için eskiden kına kaynatılır, demli çay, ceviz kabuğu gibi vs. renklendiriciler kullanılırmış. Şimdi artık bunun ticaretini yapan çok güzel kâğıtçılarımız var. Çok zorda kaldığımızda gidip alıyoruz, vakit bulduğumuz da kendimiz de hazırlıyoruz.

Daha sonra hazırladığımız mürekkeple yazıyı yazıyoruz. Bu da uzun bir süre gerektiriyor yazının durumuna göre. Sonra murakka yapıyoruz. Kâğıdı tersinden badem kolası ile hem enine hem de boyuna fırçayla sıvazlıyoruz. Kalın bir kartona yapıştırıp üzerine bir ağırlık koyuyoruz. Ağırlık bir buçuk iki gün kaldığı oluyor. Ve çerçeve gönderiyoruz.

İcazet nasıl alınıyor?

Yazıyı öğrenmek yetmiyor, pek çok çeşidi var ve birini öğrenince ötekine geçiyorsunuz. Sülüsle başladım (en zor olanı), celî yazıyı, rikayı öğrendim. Şu an nesih eğitimim devam ediyor. Biraz divane yazı da biliyorum.

Hocamız meşhur hattat Hamit Aytaç’ın silsilesinden gelir,“sekiz yıldan önce kimse oldum demesin” der. Çok sabır ve emek isteyen bir uğraş.

Mehmet Şevki Efendi’nin ekolünü takip ediyoruz. Onun kitabını okuyoruz. O kitap bitince hocamız bize “temmim “ diyor. Yani “dur”! Onu yazıyoruz. Bir süre onu yazıyoruz. O “dur” olduktan sonra “ebced” yaz diyor. Ondan sonrada sübhanekeyi yazıyoruz. Daha sonra Peygamberimize yazılmış bir kaside var ondokuz satırlık. Onu da yazdıktan sonra icazetini yazıyorsun.

İsmi diğerlerine göre daha ilginç geldi. Divaneliği delilikle anarız hep, bir ilgisi var mı? Divane yazının özelliği nedir?

Divane yazı ferman formunda yazılmış yazılardır. Her tarafı noktalıdır. Eskiden padişahlar haberleşmek için kullanıyorlarmış. Çünkü her hangi bir noktası eksildiğinde hem yazının formu bozuluyor hem de bu haberin yanlış bir haber olduğu anlamına gelir. Çok da beğenilen bir yazı çeşididir.

Kitaplarla aranız nasıldır? Yazmanızda kitapların etkili olduğunu söyleyebilir miyiz?

Zaten geçmişten beri tasavvuf kitaplarını okurum. Ailecek oturup anlamakta güçlük çektiğimiz konular hakkında konuşuruz. Fikir telakkisi yaparız. Sorular sorarız birbirimize, sürekli bir kitap döner ortada. Çok güzel kitaplar okuduk. “Vahdet Bey” isminde bir kitap vardı. Harflerle ilgili bilgiler vardı içinde. En beğendiğim kitap olmuştur. Ama ben bir hattı görüp aşık olmadım. O benim içimde hep vardı. Bir gün onu mutlaka yapmalıyım diyordum. Oğlumu da bir hattat olarak yetiştirmeyi istiyorum. Hayatımda çok inişler çıkışlar oldu. Yazıda hep teselli buldum. Bir eser ortaya koymak çok güzel. Ruhun ona yansıyor.

“Kalem Güzeli” adında Mahmut Bedrettin Yazır’ın bir kitabı var. Bütün hattatların elinde olması gereken ve okuması gereken bir kitaptır. Oradan bir bölüm paylaşmak istiyorum:

“Kabiliyettir fusulu matlabın sermayesi, elde istidat olunca kâr kendini gösterir.”

İstidattan maksat kabiliyet var aslında, burada maksat sabır. Ne kadar elde yetenek olursa olsun burada aslolan sabırdır. Hoca ve öğrenci ilişkisi çok önemli. Belki hoca bir şeyi bin kere yaptırıyormuş gibi gelir ama hoca o talebenin iyiliği için söyler onu. Ben “fe” harfine bir yıl çalıştım. Bir yıl ne demek? Çok uzun bir süredir. Hocam bana seni “fe” hattatı yapacağım demişti. Şu an en iyi “fe” harfini yazıyorum.

Hatta olan ilgi nasıl? Daha çok elit kesimin sanatı olduğunu düşünüyorum. Bu gerçekten böyle mi yoksa yanlış bir düşünce mi?

Hayır, öyle olduğunu düşünmüyorum. Bu gün her kesimin evinde böyle yazılara rastlamak mümkün artık. Tabi çok kıymetli eserler var. Onların meraklısı yüksek gelirli bir kesim var. Özellikle şu son yıllarda hat sanatı zirve yaşıyor. Bakıyorsunuz, dizilerde bile duvarlarda çok güzel eserler… İnsanlarda bir algı oluşturuyor bu. Ama gerçekten hattın kıymetini sanattan ziyade mana olarak anlıyor insanlar. Yabancılar çok ilgili mesela. Çerçevesiz olarak alıp götürmek istiyorlar. Sadece yabancıların sanat eseri olarak aldıklarını düşünmüyorum. Malum bir ifade vardır “ Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” denilir. Benim “atölyeçınar” adında bir instegram sayfam var. Orada sürekli Araplar tarafından takib ediliyorum. Araplardan bile güzel yazıyoruz. Buraya da(atölyemize)pek çok yabancı gelip özellikle hat yazılarımızı satın alıyorlar. Pek çok el yazması eserlerimiz yurt dışında müzelerde saklanıyor. Yabancılar bu yazılara kaligrafi derler. Hatta Picasso bu yazıları gördüğünde; “ben hiçbir resmimde bu derinliği yakalayamadım” der.

Meşhur bir hikaye vardır;

Hattat Hafız Osman Efendi –ilk hilyeyi şerifi yazandır- bir gün kayıkla karşıdan karşıya geçecektir. Yanında parası olmadığını fark eder. Sandalcıya yazılı bir “vav” uzatır. Sandalcı “bunu ben ne yapayım” der. Biraz mırın kırın eder. Sen “bunu çarşıya götür bir göster” der Hafız Osman. Kayıkçı çarşıya gidip gösterince “sen bunu nereden buldun?” diyip güzel para verirler yazıya. Kayıkçı da sevinir.

Daha sonra Hafız Osman tekrar aynı kayığa biner. Kayıkçı hemen “senden para istemem, bir “vav” ver yeter” der. Hafız Osman buna karşılık “o bir kereye mahsustu” der.

Hat değerini anlayan için paha biçilmez bir güzellik.

Çok teşekkür ediyoruz.

Size faydalı olabildiysem ne mutlu… Benim size verdiklerim sadece deryada bir damla.

Ayşe Bağca - 26.02.2016

,

1314

Ayşe Bağca Hakkında

Ayşe Bağca

1983 Haziran ayında doğdu. Yüksek öğrenimi Cumhuriyet Üniversitesinde başladı ve şuan Anadolu Üniversitesi AÖF Sosyoloji porogramıyla devam ediyor. İlk yazıları 2001 yılında Yitik Düşler dergisinde yayınlandı. Zaman içerisinde çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yazdı. Yolcu Dergisi ve Kitap Haber'le yoluna devam ediyor. Şiir yazdığına dair bazı rivayetler var.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin