Pandemi Günleri ve Dünya Düzeni

Pandemi Günleri ve Dünya Düzeni

Pandemi Günleri ve Dünya Düzeni

31.12.2020 - Ayşe Bağca
Pandemi Günleri ve Dünya Düzeni

Yeryüzüyle daha ilk temasımızda çığlık çığlığa başlar yaşam mücadelemiz. Çünkü biz cennetten kovulan insan… Çünkü biz dünyaya ait değiliz… Anadolu’da yazı, küçük bir mezrada geçirirdik. 90’lı yıllardı. Üzerimizden sıklıkla ve alçaktan korkunç gürültüleriyle askeri uçaklar geçerdi ve ben çok korkardım. Herkes gök gürültüsünden korkar, ama ben ondan huzur duyar uçaklardan daha çok korkardım. Abim bana Amerika’nın uzaydan bizi izlediğini söylerdi. Ben ellerimi iki yana açıp göğe doğru haykırırdım: duy beni Amerika! Senden nefret ediyorum ve korkmuyorum senden! Çocuk olmanın en güzel yanı da buydu belki. Kalbinden geldiği gibi söyleyip kalbinden geldiği gibi davranmak…

Zaman bizi nerelere taşıdı. Akla hayale gelmez günler yaşıyoruz. Belki de bunlar yalnızca biz halkların aklına hayaline gelmemiştir. Oysa yıllarca Hollywood filmleri, toplumsal değişimler bizleri bu günlere hazırlıyordu. Sosyolojik kimi olay ve olgular sebeplerin doğurduğu sonuçlar olduğu kadar, kimileri de bizzat tasarlanmış vakalardır. Mesela Ukrayna’da 1930’lu yıllarda Stalin’in halkı yapay bir kıtlıkla cezalandırıp 8 milyon kişinin ölümüne neden olması gibi. Bu kısa vadeli bir plandı belki, ama toplum mühendisleri işi şansa bırakamazdı tabi. Çok daha uzun vadeli ve garanti planlar da yapılmıştı elbet. Buna örnek olarak Ortadoğu’da yürütülen siyasi ve toplumsal değişimleri örnek gösterebiliriz.

Burada komplo teorisyenliği yapmak değil amaç; fakat anlamaya çalışmamız gereken bir döngü, bir sistem var. İnsanı en iyi nasıl tahakküm altında tutabiliriz? Sorusunun cevaplarıyla dünya değişiyor. Eskinin kırsalında üretim yapan insan, bu gün masa başı işin cazibesiyle plazalara taş duvarlara hapsedildi. Eğitimsiz olanlar dahi şehrin cazibesiyle kaosun kölesi olmaya gönüllü oldular. Proletaryanın bankalara mahkûm edilmesiyle, modern dünyanın kaşıkla verip kepçeyle geri aldığı ve aynı zamanda kontrol altında tutabildiği bir sistem gelişti. Bu yeterli mi? Tabi ki değil. Bir salgının teknolojiyle birleşince ne tür harikalar yaratacağını kim bilebilirdi ki. Ölüm korkusu özgürlükten çok daha önemli bir unsur olacaktı. Ve bu suretle herkes özgürlüğünü yaşam uğruna feda edebilir duruma gelecekti. Bu günden bahsediyoruz. İnsanın insanlıktan makineleşmeye evrilen yeni hayatından. Sanayinin gelişimiyle zaten makinalaşmaya başlanmıştı diyeceksiniz. Zihni dâhil, her anının kolayca denetlenebileceği durumundan bahsediyoruz. Emperyalist sistemlerin işlerliğinin devam etmesi bütün meselelerin önünde gelen bir husustur. Güç dengeleri süreç içerisinde değişebilir. Dün İngiltere Amerika, bugün Rusya İsrail, yarın Çin… Bunun bir önemi yok. Görülen şu ki amaç hep aynı. Zenginlerin daha zengin, halkınsa daha daha yoksul, daha azıyla yetinmesinin öğretildiği bir düzen her fırsatı değerlendirerek yoluna devam ediyor. Acaba ellerimizi yana açıp “senden nefret ediyorum emperyalizm” diyebilir miyiz?

Tüm söylediklerimizin sonrasında bir bilim kurgu filminin içinde mi bulduk kendimizi? Dış dünya böyleyken bir de iç dünyamız var ki onu biz şekillendirmeliyiz. “Oku” emrine muhatap insan, okuyup anlamakla yükümlü olduğunu idrak etmeli. Neyi mi okumalı? Evvela kendini, çevresini ve ona sunulmuş nesneyi-eşyayı. Dedik ya hayat ilk dünya deneyimimizden son nefesimize kadar bir mücadele. Herkes kendi sınavından sorumlu. Kimi kuralına göre oynar rolünü kimi hile yapar. Fakat son, herkes için aynıdır. Hani anlatılır ya Hz. Süleyman’ın hikâyesi. Cihanı titreten Süleyman, bir mabedin inşaatını denetlerken, değneğe dayanmış vaziyette ölür. Ancak ölümü kurtların değneği kemirip de onun düşmesiyle anlaşılır. Sultan Süleyman’a da kalmamıştır dünya, kimseye de kalmayacaktır. Okumak dedik ya, anlam dünyamızı genişlettikçe hakikati görebiliriz anacak. Her düşünce bize bir kapı aralayacaktır. Her hüzünden bizden bir parça çıkacak, her cümlede hakikate bir iz bulacağız. Ardından koşturup durduğumuz dünya türlü işvesiyle bize gel etse de, nerede durulur; ilmin ve hakikatin ışığında daha sağlam belirecektir. Okumak ve aramak bilinci geliştirmenin temel taşlarıdır. Bilincini geliştiren insan, haksızlık ve adaletsizlik karşısında bir ses olmayı kendine şiar edinmiş olandır. İnsani inceliğin sırlarına vakıf olup, hangi hal üzere olursa olsun dik duruşun şuuruna ermiş olandır. Dünyada bir takım insanlar daima gurbette gibi yaşarlar. Bilirler ki, dünya onların evi değildir.

Ayşe Bağca - 31.12.2020

,

6021

Ayşe Bağca Hakkında

Ayşe Bağca

1983 Haziran ayında doğdu. Zaman içerisinde çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yazdı. Kitaphaber'le yoluna devam ediyor. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin