Peygamber Yazıları - Mustafa İslâmoğlu

Esra Şen | İnanç | Okunma: 403 | 15.02.11

Yazılar serisinin dördüncü kitabı olan Peygamber Yazıları özelde Rasulullah(sav)'dan genelde ise peygamber tasavvurumuzdan bahsetmekte. Elbette bu tasavvur diğer peygamberleri de kapsadığından, kitapta Hz. İsa'dan Hz. Musa'ya, Eyyub'a, Davud'a ve İbrahim'e kadar uzanan bir peygamberler silsilesi bizi karşılıyor.

İslâmoğlu'nun Kutlu Doğum, Miraç Kandili gibi Rasulullah'ı bir kez daha anmaya vesile olan özel günlerde kaleme aldığı yazılar da içeriğe dahil. Kitap boyunca okuyucunun hafızasına iki soru yerleşiyor.

Rasulullah'ı anmak mı, anlamak mı! Rasulullah'a olan sevgimiz, bedeli ödenmiş bir sevgi mi yoksa zehirli bir sevgi mi!

İlk sorunun yanıtını kendi hayatlarımızda buluyoruz. Sayın İslâmoğlu kitabın içinden doğrulttuğu oklarla bize kendimizi gösteriyor aslında.
"Bir Peygamber'e yapılabilecek en büyük kötülük O'nu anlamaya çalışmamaktır." diyor. Öyle ya, O tüm ömrünü, varlığını bir derdi anlatmak için harcamış. Hz. Nuh örneğidir ki, yüz yıllık bir zaman diliminde sadece mesajını iletmekle uğraşmış. Hz. İbrahim örneğidir ki, mesajı uğruna kendini ateşe atmış. Çünkü O'nların "insan" diye bir dertleri vardı diyor İslâmoğlu.

Rasullullah'a Taif dönüşü "Allah'ım onları affet, onlara hidayet et, onlar gerçeği bilmiyorlar" dedirten bu derttir. Ve yine vefat günü başucundaki Fatıma'sına "Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek" dedirten...

Rasulullah'ı anlamak biraz da bu derdi anlamaktır. O'nun belini iki büklüm eden bu derdi sırtlanmaktır biraz da. Peki ya onu sevmek!

Kitapta "sevgi" sözcüğü iki kutuplu inceleniyor. Biri birçok sahabe ile örneklendirilmiş "bedeli ödenmiş sevgi"; diğeri ise Hıristiyan âleminin Hz. İsa'ya duyduğu gibi zehirli sevgi. Onu Peygamberlik makamından "Tanrı" makamına yükseltmiş(!) dolayısıyla gönderiliş amacımı zayi etmiş zehirli sevgi.

Rasulullah'ın Muaz bin Cebel'in sevgisine karşılık "Ey Muaz, bu bir iddiadır, öyleyse iddianı kanıtla" dediğini biliyoruz. İşte bu kanıt, sevginin bedelini ödemek olsa gerek. Tıpkı sevgisi uğruna canlarını vermiş Zeyd bin Desinne gibi, Hubayb bin Adiyy gibi. Tıpkı Rasulullah'a ulaşabilmek için ömürlük tasarrufunu bir kervana vermiş Selman-ı Farisi gibi. Rasulullah Selman(ra) için " Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir" diyor. Bu cümle adeta bedeli ödenmiş bir sevgiyi taçlandırıyor.

Kitapta sıklıkla Hıristiya'lardaki "zehirli sevginin" kurgucusu Tarsus'lu Pavlus'a değiniliyor. Pavlus'un İseviliği, bugün Batı'yı Peygambersiz bırakan ve hayatta karşılığı bulunmayan bir sevgi edebiyatı. İslâmoğlu'nun bu konuya önemle değinme sebebi ise, bu sevgi şeklinin bir "temayül" olduğunu öngörmesi; "Üç Muhammed" kitabında da değindiği gibi, toplumdaki üç peygamber tasavvurundan birisi de "melek peygamber" tasavvuru ise, bu hıristiyan temayülünün müslümanlarda da baş göstermesi korkusu; bir dikkat çekiş, bir uyarı...

Tüm bunlara binaen kitabın son bölümünde Sahabe-i Kiram'ın imanlarını ve Rasulullah'a olan sevgilerini apaçık bir şekilde gösteren Uhud ve Boykot günleri gibi asr-ı saadetin en zorlu zamanlarına da değinilmekte.

Şüphesiz "Peygamber mü'minlere kendi öz canlarından daha öncelilidir" mesajinin ilk muhattabları, sorumluluklarını canları pahasına yerine getirmişlerdi. Rasulullah'ı nefislerinden daha önde tutmuşlardı.
Peygamber Yazıları, okuyucusunu fedakarlıklarla dolu bu dönemin sorumluluğundan haberdar kılıyor. Rasulullah gibi "insan"ı dert edinmeyi öğütlüyor. Dahası İslâmoğlu'nun tabiri ile; Rasulullah'ın balına konup o balı tüketen sinekler gibi değil de, Rasulullah'ın balından bal üreten bal arıları gibi olmak için hiçte geç olmadığını hatırlatıyor.

İstifadeli okumalar dilerim.

Şubat, 2011

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen.

Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor.

1988 doğumlu.

Esra Şen İsmine Kayıtlı 24 Yazı Bulunmakdadır.